Ali Erdoğan

1.7K posts

Ali Erdoğan banner
Ali Erdoğan

Ali Erdoğan

@erdoganali006

Psikiyatrist, Psikoterapist. Doç. Dr. Instagram: psikiyatrist.doc.dr.alierdogan

Antalya, Türkiye Katılım Mayıs 2020
4.1K Takip Edilen5.1K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Antalya, Türkiye 🇹🇷 ZXX
4
3
152
0
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Aksi halde şiddet, öğrenilen ve bulaşan bir davranış olarak, toplumun farklı katmanlarında kendini yeniden üretmeye devam eder...
Türkçe
0
0
2
78
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Şiddetin önlenmesi; şiddeti meşrulaştıran ya da yücelten tutumlardan açık biçimde uzak durulması, toplumsal eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik yapısal adımların atılması ve sosyal düzeni belirleyen kuralların yeniden, tutarlı ve işlevsel bir biçimde inşa edilmesi ile mümkündür
Türkçe
1
0
2
127
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Toplumsal şiddetin giderek artan ve yaygınlaşan bir olgu haline geldiği bir dönemde, bu süreci tersine çevirmek yalnızca bireysel müdahalelerle mümkün değildir.
Türkçe
1
3
11
441
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Özgüven; sınırla, sorumlulukla ve saygıyla birlikte anlamlıdır. Sınırın olmadığı yerde özgüven değil, kontrolsüzlük büyür. Şiddeti sadece sonuçta değil, kaynağında konuşmak zorundayız.
Türkçe
0
0
4
114
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Bir de kendimize dönüp sormamız gerekiyor: “Çocuğum özgüvenli olsun” derken, sınır koymayı ihmal mi ettik? Kural tanımayan, otoriteyi reddeden, öğretmene saygıyı gereksiz gören bir kuşak mı yetiştiriyoruz?
Türkçe
1
0
4
191
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Şiddet bulaşıcıdır. Görülür, öğrenilir, tekrar edilir. Özellikle de yüceltildiğinde. Bugün geldiğimiz noktada şiddet artık sadece bireysel bir sorun değil, açık bir toplumsal mesele. Dilimizde, ekranlarda, gündelik hayatın içinde normalleştikçe, bir sonrakine zemin hazırlıyor.
Türkçe
1
1
12
357
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Kime üzüleceğimizi şaşırdık. Her gün bir başka şiddet haberiyle uyanıyoruz. Eğitimde, sağlıkta, sokakta. Şiddet artık münferit bir olay değil; bir salgın haline geldi. Şiddeti meşrulaştıran dili, öfkeyi besleyen kültürü ve cezasızlık algısını birlikte sorgulamak zorundayız.
Türkçe
0
0
3
279
Ali Erdoğan retweetledi
Tuncay Yılmazer
Tuncay Yılmazer@gelibolu2015·
Adli Tıp'ta dosyaları ilgili, ilgisiz birbirinden çok farklı branşlardan hekimlerin değerlendirmesi uygulaması Modern tıbbın gereklerine uymamaktadır. Bundan yıllar önce bir cerrah cerrahinin her dalında (çocuk cerrahi de dahil), dahiliye dahili branşların her dalında fikir beyan edebiliyordu. Ancak artık Modern Tıp neredeyse her dalında branşlaşmıştır. Dolayısıyla bu durumun tıbbi hukuka da yansıması gerekir. İhtisas daireleri hep aynı kişilerden oluşmamalı. Dava konusu dosya Adli Tıp uzmanlarıyla birlikte ilgili branşın/branşların hekimleri tarafından değerlendirilmelidir. Bazen aynı konuda bile farklı tıbbi yaklaşımlar olabiliyor. (2016 öncesi Adli Tıp'ta benim davada Ortopedi hocası Prof. Dr. "Ben ROP diye bir hastalık bilmiyorum. Çocuk dr bana imzala dedi imzaladım. Herkes kendine yakın olan branşların dosyasını alıyor, biz de ona göre imzalıyoruz, başka türlü dosyalar yetişmez" demişti. Milyonluk tazminatların konuşulduğu bir dava sürecinde böyle saçmalık olabilir mi? Bunları neden yazıyorum? Hekim tabii ki her yaptığı tıbbi işlemin/değerlendirmenin hesabını vermeli. Bunun tartışması olmaz. Ancak modern Tıbbı standart hukukun mantığıyla değerlendirmek hekimi inisiyatif/risk almaktan çekinir hale getiriyor. Mevcut hukuk tıbbı tedavinin başarısız ya da başarılı olması ikilemine indiriyor. Hekimi mevcut koşullarda yaptığı tıbbi değerlendirmesinden dolayı "potansiyel suçlu" olarak değerlendiriyor. Dava süreci hekimi psikolojik, sosyal ve mesleki olarak yıpratıyor. Bu durumun hekime ve hastalara faydası yok.
Türkçe
1
7
16
1.6K
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencilerimiz Sevgili Duru ve Teoman'ın hazırladığı, şizofrenide farkındalık temalı bu değerli belgesele Akdeniz Üniversitesi Psikiyatri Gündüz Hastanesi olarak katkı sunmaktan memnuniyet duyduk. İzlemek için 👇 youtu.be/5OV458KkVW0?si…
YouTube video
YouTube
Ali Erdoğan tweet media
Türkçe
0
0
2
305
Ali Erdoğan retweetledi
Hürriyet.com.tr
Hürriyet.com.tr@Hurriyet·
📱 Aşklar artık sosyal medya videoları kadar kısa… 🏥 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Ali Erdoğan’a göre, dijitalleşmeyle birlikte “aşk” ve “sevgi” hızla tüketilen bir araca dönüşüyor. 💔 Aşk artık bir bağ değil, bir tüketim malzemesi. 🔍 İlişkilerde derinlik azaldıkça yalnızlık artıyor. 🌙 Ve bu yalnızlık, depresyon gibi ruhsal sorunları beraberinde getiriyor.
Hürriyet.com.tr tweet media
Türkçe
1
1
6
3.9K
Ali Erdoğan
Ali Erdoğan@erdoganali006·
Esrar (kenevir vb.) zehirdir. Son günlerde medyada yer alan bazı yanlış bilgiler çok tehlikeli boyuttadır. Bu yanlış bilgilerle maddelerin romantize edilmesi gençlerimize yapılan bir kötülüktür. Esrar ciddi bir halk sağlığı sorunudur ve ciddi psikiyatrik hastalıklara sebep olur.
Türkçe
0
0
2
433
Ali Erdoğan retweetledi
Anadolu Ajansı
Anadolu Ajansı@anadoluajansi·
🎲 Sanal kumar oyunları çocukları hedef alıyor Dijitalleşmeyle kumara erişimin kolaylaşması, bağımlılığın 12–13 yaşlara kadar inmesine yol açıyor. Uzmanlar, aileleri "yakın takip ve erken tedbir" konusunda uyarıyor ▪️ Sanal kumar, cep telefonu ve bilgisayarlarla her ortamdan erişilebilir hale geldi ▪️ 12–13 yaş grubunda dahi sanal kumar davranışı görülüyor ▪️ Ekranlar ve dijital ödeme sistemleri kumarı “normalleştiriyor” ▪️ Belirtiler: Kontrolsüz para harcama, öfke, aileden uzaklaşma, depresyon ▪️ Kaybettiğini geri alma isteği bağımlılığı derinleştiriyor Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ali Erdoğan ⤵️ ❝Kumar bağımlılığında tedavi başarımız oldukça yüksek. O yüzden kişiler tedaviye başvurmaktan kesinlikle çekinmesin❞ v.aa.com.tr/3810144
Anadolu Ajansı tweet media
Türkçe
4
13
26
14.4K
Ali Erdoğan retweetledi
Tuncay Yılmazer
Tuncay Yılmazer@gelibolu2015·
Hekimlere yönelik açılan Malpraktis davalarının temel amacı ilk derece mahkemede tazminat kararı çıkmasıdır. Hekimin itiraz sürecini başlatması hacizi durdurmaz. Bölge İdare ve Yargıtay süreci ortalama 3-4 yıldır. Borçlar kanunu devreye girer. Hekimin üzerinde ne kadar maddi varlığı varsa haczedilir. Adli Tıp Bilirkişiden gelen "şu tetkik yapılsa iyi olurdu" "şu tedavi yöntemi düşünülebilirdi" gibi ifadeler bile hekim aleyhine değerlendirilir. Sonrasında; Hekim sadece mesleki değil ağır bir maddi ve psikolojik travma yaşar. Üstelik hasta bakmaya, mesleğini icra etmeye devam etmek yani aynı riski tekrar tekrar almak zorundadır. Malpraktis yargılamaları hekimi mesleki ve sosyal açıdan ölü haline getirecek bir süreç haline gelmemelidir.
Dahiliye Doktoru@DahiliyeDoktoru

2019’dan beri süren bir dava sonucunda, bir KBB uzmanı meslektaşımız 35 milyon TL tazminata mahkûm edildi. Gerekçe: İlk muayenede hastanın ifade ettiği ancak hekimin gözlemlemediği bir burun akıntısı döneminde beta-2 transferrin testi yapılmamış olması. Sonraki yıllarda hasta başka merkezlerde tekrar menenjit geçirmiş, ağır komplikasyonlar yaşamış; defekt ileri merkezde saptanmış, test daha sonra negatif gelmiş olmasına rağmen cerrahi yapılmış. Tüm hastaneler dava dışı kalırken, yalnızca ilk başvuran hekim tazminata mahkûm edilmiş. Mahkeme sürecinde farklı bilirkişi görüşleri ve literatür sunulmasına rağmen, Adli Tıp Kurumu raporu tek belirleyici olmuş. Bugün itibarıyla icra süreci başlatılmış durumda. Bu paylaşım; suçlamak, hedef göstermek veya tartışma yaratmak için değil, hukuki risklerin geldiği noktayı meslektaşlar arasında görünür kılmak amacıyla yapılmıştır.

Türkçe
14
47
452
64.7K
Ali Erdoğan retweetledi
Alpay Azap
Alpay Azap@AlpayAzap·
Hekimlik pratiğine çok farklı yönlerden ciddi zararlar veren, hekimleri çekinik tıp yaklaşımına zorlayarak halk sağlığını da tehdit eden "HİZMET İLİŞKİLİ ZARAR" (MALPRAKTİS) meselesine acilen bir çözüm bulunmalı. Kaybeden sadece hekimler değil halk sağlığı olacak @ttborgtr
Türk Tabipleri Birliği@ttborgtr

Sağlık Hizmeti Kaynaklı Zararların (Malpraktis) Tazminindeki Mevcut Uygulamalar Mesleğimizi ve Toplum Sağlığını Riske Atmaktadır! Son dönemde hekimlere verilen olağanüstü yüksek tutarlardaki malpraktis tazminatları sağlık hizmetinin niteliğini, erişilebilirliğini ve sürdürülebilirliğini tehdit eden bir noktaya ulaşmıştır. Daha önce Gaziantep’te özel bir hastanede çalışan kulak burun boğaz uzmanına verilen 109 milyon TL tutarındaki cezanın ardından, bu kez Diyarbakır’da çalışan bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı aleyhine hükmedilen yaklaşık 78 milyon TL tutarındaki tazminat, hekimlerin ve tüm sağlık camiasının kaygısını artırmıştır. Bu meblağlar hekimlerin ezici bir çoğunluğu için bir ömür boyu çalışmayla bile elde edilemeyecek kadar büyük tutarlardır. Bu düzeydeki tazminatlar yalnızca bireysel olarak hekimleri değil, toplum sağlığını da olumsuz etkilemektedir. Zira hekimlerin, olası komplikasyonlarda tüm yaşamları boyunca kazanamayacakları tutarlar ödemek durumunda kalmamak için, riskli cerrahi ve girişimsel işlemleri yapmaktan kaçınmalarına defansif (çekinik) tıp uygulamalarına ağırlık vermelerine neden olmaktadır. Defansif tıp uygulamaları gereksiz tetkiklerin istenmesine, hastaların vakit kaybetmesine, özellikle riskli işlemlere ihtiyaç duyan hastaların tedaviye zorlukla ve yüksek ücretler ödeyerek erişmelerine yol açmaktadır. Yüksek tazminatlar genç hekimlerin uzmanlık alanı seçimlerine de etki ederek hizmet kaynaklı zarar riski yüksek branşlardan uzak durmalarına sebep olmaktadır. Nitekim son uzmanlık sınavı yerleştirme sonuçlarına bakıldığında ne yazık ki çocuk hastalıkları, beyin cerrahisi, göğüs cerrahisi, çocuk cerrahisi gibi branşların tercih edilmediği görülmektedir. Halk sağlığını tehdit eden ciddi bir sağlık insan gücü krizi kapımıza dayanmıştır. Hastaların Karşılaştığı Hizmet Kaynaklı Zararı Karşılamanın Yolu Yüksek Primli Bireysel Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası Değildir! Tıbbi uygulamaların istenmeyen, ancak öngörülen ve gerekli tüm önlemlere rağmen gerçekleşen zararları olabilir. Hekimin eksik, kusur veya özensizliğinin olmadığı bu sonuçlar komplikasyondur. Komplikasyonla hizmet kaynaklı kusurun (malpraktis) birbirinden net çizgilerle ayrılması da pek çok durumda son derece zordur. Uzun değerlendirme ve dava süreçleri, zaman ve emek kaybına, gereksiz yargılama masraflarına neden olmaktadır. Ayrıca bu ayrım net yapılsa dahi, hizmet kaynaklı zarar hekimleri mağdur ederken komplikasyon sınıfına giren sonuçlarda da hastaların zararı hiç karşılanmamaktadır. Ülkemizde 2010 yılından beri zorunlu olan “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası” (hekim mesleki sorumluluk sigortası) uygulamasında teminat türü ve üst limitler net biçimde sınırlanmıştır (En yüksek riskli grupta maksimum teminat 4 milyon TL’dir). Bu nedenle aslında zorunlu sigorta, bilinenin aksine hekimleri güvence altına almamakta ve “tüm tutarı” karşılamak bir yana, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi son derece önemsiz bir kısmını telafi etmektedir. Ancak bunun çözümü sigorta risk teminatlarının ve buna bağlı olarak ödenecek primlerin yükseltilmesi olamaz. Çözümü burada arayan Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde bu sefer de hekimler yüksek sigorta primlerini ödeyemez hale gelerek mesleklerini bırakmakta veya primin düşük olduğu uzmanlık alanlarına geçmek zorunda kalmaktadır. Ülkemizdeki mevzuat düzenlemesi, kamuda çalışan hekimlerle özel sektörde çalışan ve sayıları 40 bine yaklaşan hekimler arasında da ciddi bir eşitsizlik yaratmaktadır. Sağlık Bakanlığı’na bağlı kuruluşlarda çalışan hekimlerin eylemi nedeniyle ödediği tazminatı bakanlık, ancak hekimin “kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığının kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edilmesi halinde” hekimden tahsil etmekte iken, özelde çalışan meslektaşlarımızın böyle bir koruması da yoktur. Üstelik “kasten görevinin gereklerine aykırılığın” ne olduğu da tartışmalı olduğundan kamudaki hekimlerin de rahat olduğu söylenemez. Ayrıca özel sağlık kurumlarında veya muayenehanelerde verilen hekimlik hizmeti, niteliği gereği kamusal bir hizmettir. Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler, mesleklerini icra ederken kendilerini güvende hissedebilmelidirler. Uygulanan sistemin bir diğer sakat yönü hizmet kaynaklı zararın (malpraktis) hekimin bireysel suçu, eksiği veya yetersizliği gibi gösterilmesidir. Oysa sağlık uygulamaları geniş bir ekiple, yeterli donanım ve fiziki koşullar altında, güncel bilimsel bilgilere göre gerçekleştirildiğinde bile hataya açık karmaşık uygulamalardır. Herkesi şu sorulara yanıtlarını düşünmeye davet ediyoruz: 📌 Yeterli donanım, alt yapı ve ekip sağlanmayan, bilgisini becerisini güncellemesine, kendini geliştirmesine fırsat verilmeyen bir hekimin yaptığı kusurun ne kadarı gerçekten kendi kusurudur? 📌 Randevu sistemi yüzünden hastaya yeterli zaman ayıramayan, Sağlık Uygulama Tebliği ve hastane yönetiminin getirdiği kısıtlamalar altında işini yaparken hata yapan hekim hatadan sorumlu tutulabilir mi? 📌 Daha çok hasta bakması, ameliyat, girişim, inceleme yapması istenen üstelik bunları da gerekenden kısa sürelerde gerçekleştirmesi beklenen hekimlerin yorgunluk, uykusuzluk, tükenmişlik nedeniyle yaptığı eksiklik hekimlerin suçu mudur? Elbette bu soruların yanıtlarına kimsenin gönül rahatlığıyla evet diyebilmesi mümkün değildir. O zaman bütün yükü hekimlerin omzuna yüklemeyen, işlerini hapis cezası ve tazminat korkusuyla yapmak zorunda kalmadıkları, dikkatlerini sadece hastayı korumaya ve sağlığına kavuşturmaya verebildikleri, hastaların da komplikasyon dahi olsa uğradıkları zararların hızla tazmin edildiği bir sistemi kurmak gerekir. Böyle bir sistem mümkündür. Türk Tabipleri Birliği olarak bu tartışmaların ilk gündeme geldiği 2010 yılından beri defalarca yaptığımız öneriyi tekrarlıyoruz: Komplikasyon ve hizmet kaynaklı zararları karşılamak üzere ağırlığı genel bütçeden sağlanan, sağlık kuruluşlarından katkıyla büyütülen kamusal bir fon oluşturulmalıdır. Ayrıca hekimlerin yargılama süreçlerinde komplikasyon ile hizmet ilişkili zarar ayrımını yapmak üzere ilgili branştan uzman hekimlerden oluşan bilimsel heyetler oluşturulması ve bu heyetlerin raporlarının esas alınması sağlanmalıdır. Etik Yargılama Meslek Örgütünün Yetkisindedir Ceza hukuku ve tazminat mekanizmalarının, etik ihlal değerlendirmesinin yerine geçirilmesi; hekimliği hukuki baskı ve korku alanına hapsetmektedir. Hekimlerin yaptıkları meslek etiği ihlallerinin değerlendirilmesi, yargı organlarının değil; meslek etiği konusunda yetkin ve sorumlu kurumların, yani meslek kuruluşlarının görevidir. Bu bağlamda hekimlerin mesleki etik değerlendirmeleri, Türk Tabipleri Birliği tarafından yapılmalıdır. Türk Tabipleri Birliği, hekimliği savunmanın aynı zamanda kamusal sağlık hizmetini ve toplum sağlığını savunmak olduğunu bir kez daha vurgular. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi 👇 ttb.org.tr/675yl3b

Türkçe
15
111
465
36.7K
Ali Erdoğan retweetledi
Tuncay Yılmazer
Tuncay Yılmazer@gelibolu2015·
En üzüldüğüm nokta; hekim - hasta ilişkisi artık karşılıklı güvene dayalı insani bir ilişki olmaktan çıkıp hukuki yorumların soğuk klişeleri ile tanımlanan, güvensizlik üzerine kurulu potansiyel davalı/davacı ilişkisine döndü maalesef.
Türkçe
6
36
422
12K
Ali Erdoğan retweetledi
Özgür Kılıç
Özgür Kılıç@ZgrklcICUIM·
78 milyon TL tazminat veriyorsan eğer ayda en az 2 milyon TL de maaş vereceksin.
Türkçe
30
117
2.5K
166.8K
Ali Erdoğan retweetledi
Melike Şahin
Melike Şahin@melikessahin·
Diyarbakır'da bebekleri Down sendromlu doğan aile, kadın hastalıkları ve doğum uzmanına dava açtı. Doktor yaklaşık 78 milyon lira tazminat ödemeye mahkum edildi. Aile tarama testleri konusunda yeteri kadar bilgilendirilmediğini iddia etti. Doktor ise tarama testlerini ailenin kabul etmediğini öne sürdü, mahkemeye epikriz raporlarını sundu. Karara itiraz edildi ancak doktor icralık durumda... Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil: "Sözlü onam bile yeterli. Bunun sömürü alanı olmaktan çıkarılması, hekim ve hasta güvenliğinin sağlanması için düzenleme yapılmasını istiyoruz."
Türkçe
286
518
5.2K
1.7M
Ali Erdoğan retweetledi
Dahiliye Doktoru
Dahiliye Doktoru@DahiliyeDoktoru·
Amerika’da Down sendromlu doğum sonrası açılan davalarda milyonlarca dolarlık tazminatlar görülüyor. Ama kritik fark şu: Bu tazminatlar, günde max 8-10 gebe bakan bir jinekologun geliri, yapılan işlem ve verilen hizmetle orantılı. Sigorta sistemi var. Üst sınırlar belli. Risk bireye değil sisteme paylaştırılmış Bizde ise tablo bambaşka. Acil serviste 2–3 dakikada, poliklinikte 4–5 dakikada baktığınız bir hastada atladığınız bir ayrıntı ya da eksik kalan bir onam… Sonuçta verilen tazminatlar öyle ki; hekim kendi ömrü boyunca, hatta ailesi de ömür boyu çalışsa ödeyemez. Bu adalet değil. Bu caydırıcılık hiç değil. Sormak gerekiyor: Amaç gerçekten hataları azaltmak mı, yoksa hekimin çalışma koşullarını görmezden gelip mesleğini ve hayatını sürdürülemez hâle getirmek mi?
Türkçe
18
57
526
41.2K
Ali Erdoğan retweetledi
Dahiliye Doktoru
Dahiliye Doktoru@DahiliyeDoktoru·
Malpraktis adaletle konuşulacaksa, önce gerçeklerle yüzleşelim. Günde 100 hasta bakmaya zorlanan bir poliklinik hekimi… Acilde 1 saatte 50 hasta gören bir doktor… Bu koşullarda hata olmaması istisna, bir şeylerin atlanması kaçınılmazdır. Bu tablo varken “malpraktis” sadece hukuki bir kavram değil, sistemin ürettiği bir sonuçtur.
Türkçe
18
78
548
44.3K
Ali Erdoğan retweetledi
İsmail Ersöz
İsmail Ersöz@doktorersoz·
Günde sayısız randevu açıp doktor hata yapsa ya da yapmasa da hayatına çökmek. Ne bu netflixde işkence anlatan güney kore dizisi mi
Türkçe
4
58
598
13.5K