İstanbul’un Sineması

995 posts

İstanbul’un Sineması banner
İstanbul’un Sineması

İstanbul’un Sineması

@istanblsinema

Sinema-Kent İlişkisinde İstanbul

İstanbul, Türkiye Katılım Haziran 2018
207 Takip Edilen28.7K Takipçiler
İstanbul’un Sineması retweetledi
onur
onur@onpaxipaur·
the third man’i kadar sevdiğimi şöyle anlatayım, açılış monologunu ezbere okuyorum. i never knew the old vienna before the war with its strauss music, its glamour and easy charm. constantinople suited me better. i really got to know it in the classic period of the black market.
İstanbul’un Sineması@istanblsinema

Carol Reed’in Üçüncü Adam (The Third Man, 1949) filminde, açılışta Carol Reed’in kendisi tarafından seslendirilen dış ses, Viyana’nın o dönemki karmaşık, işgal altındaki ve karaborsaya teslim olmuş halini anlatır. Film şu sözlerle açılır: “Strauss müziği ve romantik çekiciliğiyle savaş öncesi Viyana’yı bilmezdim. Bana her zaman İstanbul daha çekici gelmiştir.”

Türkçe
0
1
1
47
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
Carol Reed’in Üçüncü Adam (The Third Man, 1949) filminde, açılışta Carol Reed’in kendisi tarafından seslendirilen dış ses, Viyana’nın o dönemki karmaşık, işgal altındaki ve karaborsaya teslim olmuş halini anlatır. Film şu sözlerle açılır: “Strauss müziği ve romantik çekiciliğiyle savaş öncesi Viyana’yı bilmezdim. Bana her zaman İstanbul daha çekici gelmiştir.”
İstanbul’un Sineması tweet media
Türkçe
0
4
22
1.4K
İstanbul’un Sineması retweetledi
bünyamin bulut
bünyamin bulut@bunyaminbulut61·
Filmin bu sahnesinde afişi görünen Çetin İnöntepe. Kim olduğunu bilmiyordum merak edip aradım. 1934 doğumlu müzisyen ve orkestra şefi olduğunu, aynı zamanda Sanatçı Selma Güneri'nin ağabeyi ve sanatçı Aysun Kocatepe'nin babası olduğunu öğrendim. İnöntepe 2007 yılında vefat etmiş.
bünyamin bulut tweet mediabünyamin bulut tweet media
İstanbul’un Sineması@istanblsinema

Üç Arkadaş (Memduh Ün, 1958)

Türkçe
2
4
37
4.6K
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
“Bütün bir gençliğim burada sanki. İşte şu masada, şu devrilmiş sandalyede. Kaç yaşındaydık bir akşamüstü çınaraltında? Ölüm ve kıyım rüzgarları eserken kaç yaşındaydık? Kocaman bir inançla geçen gençliğim sen güzeldin.” — Su da Yanar (Ali Özgentürk, 1987)
Türkçe
0
26
194
10K
İstanbul’un Sineması retweetledi
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
Tarık Dursun Kakınç'ın yönetmenliğini yaptığı Korkusuz Kabadayı (1963), sinema tarihçilerine göre Türk sinemasında kara film (film noir) özellikleri taşıyan filmlerden biridir. Bir suç örgütü liderinin öldürülmesiyle gelişen olayları konu alan filmde, takip sahnelerinden birinde Eşref Kolçak’ı (Fikret) Karaköy-Tünel yolculuğu yaparken görürüz.
Türkçe
4
34
351
51.4K
İstanbul’un Sineması retweetledi
Mehmet Demirtaş
Mehmet Demirtaş@mehmetde_·
@istanblsinema Hocam selamlar. Doç. Dr. Ala Sivas Gülçur’un “Türk Sinemasında Yeşilçam Dönemi” makalesinde de Sevmek Zamanı’yla ilgili güzel bir anlatı var. Okumanızı tavsiye ederim.
Türkçe
1
0
2
208
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
“Metin Erksan, gerçekte bir tutku sinemacısıdır. Bu tutku, yönetmenin dünyasında bir “kara sevdadır”. “Sevmek Zamanı” filmi ise, ne kadar soyut bir dünya sergilerse de bir “tutkunun şiiri”dir. “Sevmek Zamanı”nın atmosferine son derece uygun düşüp, yakaladığı bu “şiirsel estetik”, Metin Erksan için olsun, Türk sineması için olsun bir zirvedir ve “Sevmek Zamanı” Metin Erksan’ın en kişisel filmidir.” — Agah Özgüç. 100 Filmde Başlangıcından Günümüze Türk Sineması.
İstanbul’un Sineması@istanblsinema

Türkçe
2
43
262
17.9K
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
@noordinator Rica ederim. Kalitesi çok düşük olduğu için netleştirmek amacıyla kullandım ancak pek iyi bir sonuç çıkmamış.
Türkçe
1
0
1
43
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
1962 yılının Ocak ayının soğuk günlerini evde geçiriyorum çoğunlukla. Bir gün Galatasaray’da Orhan Kemal’le karşılaşıyorum. İnce, soğuk bir yağmur çiseliyor, kolunun altına üç senaryo sıkıştırmış. “Çok parasızım,” diyor. “Şunları satacak bir yer bulamadım.” Bir cumartesidir, saat onu geçiyor. Böyle bir zaman aralığında ancak başı dertte olanlar iş yerinde olur, onların da senaryo alacak hâlleri yoktur diye düşünüyorum umutsuzca; ama gene de bir deneme girişimini göze alıyorum.
İstanbul’un Sineması tweet media
İstanbul’un Sineması@istanblsinema

Orhan Kemal, ev eşyalarını satarak yol parası biriktirmiş ve 17 Nisan 1950’de eşi ve çocuklarıyla birlikte Adana’dan İstanbul’a göç etmiştir. Ancak aile, İstanbul’da maddi açıdan çok zor günler geçirmiştir. Orhan Kemal, o günleri şöyle anlatır: “1953 kışı...vakit gece...Nuriyeyle çocuklar her zamanki örtülerinin üzerine evde ne kadar battaniye, kilim varsa almış, birbirine sokularak uykuya geçmişlerdi. Ben uyanık, yalnız o gece değil, günler, haftalar gözüme uyku girmiyor...Ufacık, kutu gibi iç içe iki odada oturuyoruz. Aylık kira otuz mu, kırk mı ne? Bu parayı bile ay başı gelince veremiyorum. Kimi zaman iki, üç ay borcum oluyor. çocukların ayağında ayakkabıları yok. Palto falan lüks bizim için. Evin reisi kim, ben. Ama cepte dolmuş, otobüs, tramvay parası yok. Soba, odun kömür hak getire. Bu işlerin altından nasıl kalkıcağım? Adana’dan İstanbul’a gelişime bin pişmandım ama kalsaydım ne olacaktı...beni işimden çıkartmışlardı. Göçmek zorundaydım.” - Nurer Uğurlu, Orhan Kemal’in İkbal Kahvesi, 288

Türkçe
4
41
290
83K
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
Vedat Türkali’nin kaleminden çıkan ve Suphi Kaner’in yönettiği 1960 yapımı Üsküdar İskelesi filminde hikaye, memur Tarık ile kasiyer Leyla’nın bir sabah işe giderken Üsküdar İskelesi'nde karşılaşmalarıyla başlar. Her gün aynı vapuru kullanan ve hafta sonları İstanbul’u gezen gençler, birbirlerine aşık olup evlenmeye karar verirler; ancak kızını zengin bir adamla evlendirmek isteyen Leyla’nın annesi, onları ayırmaya çalışacaktır.
Türkçe
3
38
329
28.3K
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
“Türkiye açısından bir fotoğraftır Orhan Kemal. O, dönemi her yönüyle yansıtır. Ancak Orhan Kemal’in bir senaryo yazarı olarak değerinin bilinmediği söylenebilir. O dönemde yapımcılarımız, daha çok ticari nedenlerle pembe romanları tercih etmişti. Orhan Kemal’e, Kerime Nadir, Esat Mahmut Karakurt gibi yazarlara gösterilen yoğun ilgi olsaydı, kuşkusuz Orhan Kemal senaryolarıyla Türk sinemasında daha geniş yer alabilirdi. Orhan Kemal’in farkında olan Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Tunç Başaran gibi önemli yönetmenler olmuştur. Bu yönetmenlerin çabası ise, sıklıkla sansürle engellendiği için, zaman zaman yalnızca diyaloglar yazdırılarak Orhan Kemal’in katkıları sinemaya yansıyabilmiştir. Ancak 1965-1990 tarihleri arasında Türk sineması, Orhan Kemal’i yeniden keşfetmiştir.” — Agah Özgüç
İstanbul’un Sineması tweet media
İstanbul’un Sineması@istanblsinema

1962 yılının Ocak ayının soğuk günlerini evde geçiriyorum çoğunlukla. Bir gün Galatasaray’da Orhan Kemal’le karşılaşıyorum. İnce, soğuk bir yağmur çiseliyor, kolunun altına üç senaryo sıkıştırmış. “Çok parasızım,” diyor. “Şunları satacak bir yer bulamadım.” Bir cumartesidir, saat onu geçiyor. Böyle bir zaman aralığında ancak başı dertte olanlar iş yerinde olur, onların da senaryo alacak hâlleri yoktur diye düşünüyorum umutsuzca; ama gene de bir deneme girişimini göze alıyorum.

Türkçe
1
8
65
6.1K
İstanbul’un Sineması retweetledi
İstanbul’un Sineması
İstanbul’un Sineması@istanblsinema·
Nejat Saydam'ın senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı 1966 yapımı Boğaziçi Şarkısı filminden İstanbul görüntüleri.
Türkçe
1
34
161
8.5K
İstanbul’un Sineması retweetledi
Oben
Oben@oben_re·
Attilâ İlhan, senaryosunu yazdığı bu ilk filmde kendi adını kullanmaktan çekindiği için “Ali Kaptanoğlu” müstearını nasıl seçtiğini şöyle anlatıyor:
Oben tweet media
İstanbul’un Sineması@istanblsinema

"Martılar çığlık çığlığa her akşam Bir büyük rüzgâr, dağıtır şarkılarımı İçim boş, gemiler boş, nereye baksam Ölüm gibi susar yalnızlar rıhtımı" — Yalnızlar Rıhtımı (sen. Attilâ İlhan, yön. Lütfi Ömer Akad, 1959)

Türkçe
0
6
27
4.3K