Erol Emiroğlu@Erol_Emiroglu
ÖĞRETMENLER NEDEN SUÇLU
Öncelikle şunu ifade edip yanlış anlamaların önüne geçmiş olayım. Meslek grupları içerisinde en çok sevdiğim ve saygı duyduğum meslek erbabı öğretmenlerdir. Öğretmenler genel anlamda bu toplumun en nazik, naif ve entelektüel topluluğudur. Toplum hayatında uyumu ve dengeyi sağlayan nitelikli bir topluluktur. Bir öğretmen toplum içinde çocukların seviyesine inebilen, yaşlıların da seviyesine çıkabilen tek meslek grubudur.
Türkiye'de öğretmene saygı gittikçe zayıflasa da, geleneksel toplum normu olarak günümüze kadar gelmiştir. Ancak son yıllarda, Milli Eğitimin Bakanlığı'nın yanlış uygulamaları, sendikaların yanlış tutumları ve toplumdaki yozlaşma öğretmenlerin saygınlığının azalmasına yol açmıştır.
Eski Bakan Ömer Dinçer zamanında yapılan kıyafet, disiplin ve sınıf geçme ile ilgili düzenlemeler, eğitim öğretim faaliyetlerinin aleyhinde sonuçlar doğurması yanında, dolaylı olarak da öğretmenlerin otorite ve saygınlığını zayıflatmıştır. Çünkü bakanlık, merkezi olarak sağlanması gereken disiplin, davranış ve sınıf geçme konularında yükü öğretmene yüklemiş, onları öğrenci ve velilere karşı zayıf konumda bırakmıştır. Bakanlığın, velilere karşı sempatik görünme politikası, öğretmenleri kötü polis rolünü üstlenmeye zorlamış, sonrasında okul idaresi ve veli ilişkilerinde gerilimler yaşanmasına neden olarak öğretmenleri yıpratmıştır.
Yine bu dönemde, öğretmenlerin Cimer'e şikayet edilmesi uygulamasının başlatılması, popülizm nedenli olarak öğrenci velilerinin ayrıcalıklı konumuna yükseltilmesi de öğretmenlerin baskı altında kalmasına neden olmuştur. Öğretmenden hesap soran şımarık ve had bilmez veliler, öğretmenlerin itibarına zarar vermiştir. Bakanlığın öğrenci ve veli merkezli bir modele geçmesi, okul idaresinin de öğretmen üzerindeki baskılarını artırmasına neden olmuştur. Bu haliyle öğretmenlerin eğitim-öğretim faaliyetlerini başarılı ve sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmeleri güçleşmiştir.
Kuralsız, disiplinsiz ve sınıfta kalma korkusu olmayan bir öğrenci topluluğuna karşı, öğretmenler savunmasız ve çaresiz bırakılmışlardır. Bir kısmı idealist ruhunu korumakla beraber bir kısmı da bu motivasyonlarını kaybetmişlerdir.
Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenin itibar ve saygınlığını koruyacak adımlar atmak zorundadır. Bir taraftan öğretmeni tekrar eğitimin merkezine alırken, diğer taraftan hak edenin geçtiği, çalışmayan öğrencinin sınıfta kaldığı, disiplinin tekrar önemsendiği ve devam zorunluluğunun katı bir şekilde uygulandığı bir sisteme geçiş yapmalıdır. Önceden sınıfların kalabalıklığı ve fiziksel imkansızlıklar bahane edilerek bir çok dersi zayıf olan öğrenci bile sınıfta bırakılmıyordu. Milli Eğitim bakanının, bugün yaptığı açıklamaya bakılırsa, sınıf ortalamaları 30 kişi altına inmiş durumda. Dolayısıyla başarısız olan öğrencinin sınıfta bırakılması uygulamasına geri dönülmelidir. Bu uygulama zamanla öğrencilerin başarı ve motivasyonunu da artıracaktır. Bunun yanı sıra, sıkı disiplin uygulamasına geri dönülmeli ve öğretmene karşı yapılacak saygısızlıklar en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Öğretmenin saygınlığını ve itibarını önce bakanlık, sonra il ilçe ve okul yöneticileri korumalı, sonra da öğrenciler riayet etmelidir. Bir toplum, dokunulmazlık sağlanması gereken konularda önceliği öğretmene saygıya ve onun itibarını korumaya vermelidir. öğretmene saygısızlık eden bir öğrenciyi hiç bir okul kabul etmemelidir. Okullardaki eğitim ve öğretimle ilgili sorunların çözümünde de en önemli madde, öğretmene hak ettiği saygı ve itibarı sağlamak olmalıdır.
Pekala öğretmenler neden suçludur. Şimdi biraz da eleştiri yapayım;
İlk eleştirim öğretmen- sendika ilişkilerine dair olacak. Çünkü konunun bamteli burada kopuyor. Öğretmenler, kendilerini temsil eden sendikalarla sağlıklı ve etkin iletişim kuramadılar. Zamanla sendikalar, öğretmenlerin iradesini ipotek altına alıp öğretmenler aleyhine konsolide ettiler. Öğretmenlerin sendikalarla kurduğu ilişkide ilk ilikledikleri düğme yanlıştı. Öğretmenlerin, sendika aidat ücretini kendilerinin karşılamayıp devlet tarafından karşılanmasını kabul etmesi çok büyük hataydı. Kendi eliyle iradesini zayıflatmış oldu. Bunda sendikaların çok büyük günahı vardı ama onlar zaten öğretmenlerin uysal çizgiye gelmelerini ana politik görev olarak yüklenmişlerdi. Sivil insiyatifini bakanlığın fonlamasına bırakan öğretmenler, sendikaların tuzağına düşmüş oldu. Sendikalar öğretmenin sırtından devran sürerken, öğretmenler ağır sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldılar. Ama bunu kesinlikle hak etmişlerdi. Sendikalar, öğretmenlerin haklarıyla ilgili mücadele veriyormuş gibi hareket ederek onların gerçek sorunlarını perdelediler.
İkinci eleştirim; Öğretmenler ücret tarafına önem verdikleri kadar öğretmenin otoritesi, saygınlığı ve itibarının sağlanması konusuna o kadar önem vermediler. Bu konular sendikaların zaten umurunda bile olmadı. Onların görevi zaten öğretmenleri sorunsuz bir alanda tutmaktan ibaretti. Bu görevlerini başarıyla yaptıklarını ve yapmaya devam ettiklerini söyleyebiliriz. Öğretmenler halbuki saygınlıkları ve itibarları noktasında tavizsiz ve net bir tutum belirlemeli, bakanlık ve toplum nezdinde büyük bir baskı mekanizması kurmalıydılar. Bir öğretmen sınıfında rahat ders anlatamıyorsa, öğrenci velisi ona saygılı davranmıyorsa aldığı maaşın miktarının önemli olmadığı ilan ve ihsas etmeliydiler. Hayır bir de tüm bunlar sonrası öğretmenler nice mutsuzluklara sürüklendiler.
Öğretmen başka memur gibi değildir. Normalde bir öğretmenin maaşı, güvenlik görevlisinin maaşından yüksek olmalıdır. Müreffeh ve gelişmiş ülke ancak böyle olunabilir. Her memur türünü yetiştiren öğretmendir. Dolayısıyla iyi bir asker ya da polis yetiştirmek için öğretmenin itibar ve saygınlığına ihtiyacımız var.
Üçüncü eleştirim; Öğretmen alımları son yıllarda sosyal yardımlaşma fonu misyonuyla çalışmaya başladı. İlk önce öğretmenlerin buna itiraz etmesi gerekiyordu. Öğretmenler de bir yanlışa yanlış diyemiyorsa kim diyecekti. Öğretmenler toplumun aklıdır, vicdanıdır. Toplumun aydınlanması ona bağlıdır. Sendikalar onların bu yeteneğini köreltmişlerdir. Öğretmenler sendikaların üzerlerinde kurduğu egemenliği sona erdirmelidir. Üstelik eski Türkiye'nin bir alışkanlığı olarak ideolojik sendikacılık, öğretmen topluluğuna büyük zarar vermektedir. Öğretmenler ideolojik olarak figüre ve manipüle edilmektedirler. Halbuki sorunlar o ya da bu ideolojide fark etmemektedir. O sendika kendi iktidarına peş kes çekmekte, bu sendika da kendi iktidarına. Olan ise öğretmen topluluğuna olmaktadır. Halbuki bu ideolojilerin hepsi iflas etmiştir. Ama öğretmenleri koordine etmek adına operasyonel olarak kullanılmaktadır. O yüzden öğretmenlerin bu prangadan kurtulmaları gerekir.
Dördüncü eleştirim; Başöğretmen ve uzman öğretmen modelinin bir çok ülkede uygulandığını görebiliriz. Ancak kabul edelim ki bizdeki uygulama, hükümetin herkese veremeyeceği yüksek maaşı, belli bir yaşa gelmiş olan öğretmenlere vermesinden ibarettir. Hükümet bu şekilde genel olarak vermesi gereken maaş artışını küçük bir azınlığa vererek düşük maliyetli bir referans elde etmiştir. Bu uygulamanın emekliliği kapsamaması bunun bir delilidir. Başöğretmen ya da uzman öğretmenin bildiği ama diğer öğretmenlerin bilmediği konular nelerdir. Bildiğim kadarıyla daha önceden öğretmenler yıllarına göre derece farkı ile maaşlarını zaten alıyorlardı. Eğer yaptıkları iş eşitse eşit maaş almaları gerekirdi. Ama iyileştirme yapılacaksa derece farklarında küçük iyileştirmeler yapılarak düzenlenebilirdi. Bu çok daha adil olurdu. Eğer yetkinlik ve uzmanlık ölçü ise sınavların tüm öğretmenlere açık olması ve soruların çok nitelikli olması gerekirdi. Aslında böyle bir uygulama gerekseydi bile bir süreç içinde bir çok objektif değerlendirmeden geçerek yapılması gerekirdi. Belki göreve yeni başlayan bir öğretmen, 20 yıllık öğretmenden çok daha iyi dersi biliyor ve anlatabiliyor olabilir. Bu şekilde, sendika-bakanlık işbirliğiyle öğretmenlerin bazılarına daha fazla maaş verme modeli uygulamaya konulmuş oldu. Bu konuda bakanlığın daha adil bir düzenleme yapmasına ihtiyaç vardır.
Beşinci eleştirim; özel öğretim kurumlarındaki öğretmenler asgari ücret ya da ona yakın bir aylıkla köle gibi çalıştırılmaktadır. Sendikalar, MEB öğretmeni olmasalar da onların da haklarını savunmalıydılar. Ama özellikle MEB öğretmenlerinin bu konuyu her yerde gündeme getirerek bu sömürü düzenine karşı meslektaşlarına destek olmaları çok iyi olurdu.
Altıncı eleştirim; bu daha çok kıdemli öğretmen ve idarecilere yönelik olacak. Yeni ve genç öğretmen olmalarından kaynaklı bir çok işi yapmak, görevi almak zorunda bırakılan öğretmenler var. Asker hiyerarşisi gibi bir düzen işletmek öğretmenlere yakışan bir durum değildir. Onların hiç bir sorunu yokmuş gibi davranmak yanlış olacaktır.
Yedinci eleştirim; Öğretmenler, istisnaları olsa da konformist bir çizgide hayat yaşıyorlar. Toplumun aydın kesimlerinden biri olmalarına karşın, memleket sorunlarına biraz duyarsız kaldılar. Toplumun yozlaşmasına karşı sesini daha fazla yükseltebilirlerdi. Ayrıca toplumun vicdanını temsil eden bir topluluk oldukları için, hak ve özgürlükler noktasında topluma kılavuzluk yapabilirlerdi. Belki de gerçek anlamda başöğretmenlik topluma önder olmaktı.
Tüm bu eleştiriler yanında bakanlığa bir çağrıda bulunmak istiyorum. Öğretmenlerin taban maaşı 75 K olmalıdır. Bu insani ve vicdani bir gerekliliktir.