Mustafa Kemal Çelik
213 posts

Mustafa Kemal Çelik
@mkemalc
KılıfveKılıf Genel Müdür
Mersin, Türkiye Katılım Ekim 2009
360 Takip Edilen159 Takipçiler
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Evet dostlar bir kitap ile linç yiyen arkadaşımızın namı hesabına 20 adet daha kötülük problemi kitabını hediye ediyorum
Şartlar
@leylazize ve @Chartpaternn hesaplarını takip etmek
Bu tweet rt%fav
İki arkadaş etiket
@AltayCemMeric
@Yes_contextACM

💖Leyla💖@leylazize
Arkadaslar ne kadar din islam namus dusmanı varsa bi kitapla çıldırmıs valla yorumlarda ahahshzhs acm yine yaptı sovunu 😩💞
Türkçe

Çok takipçim yok ama hayırda yarışa ben de varım 👍5 kişiye de benden @AltayCemMeric in yeni kitabı Kötülük Problemi hediye rt yapmanız yeterli …
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

MUTLU OLMAK İÇİN ALMAN GEREKEN CESUR KARARLAR
1. Geçmişinle ve geçmişte yaşadığın korkularınla yüzleş ve onların senin hayatını zindana çevirmesine izin verme.
2. Beyninde ve yüreğinde affedemediğin ne kadar kişi varsa onları kendin için affet ve ağırlıklarından hemen kurtul.
3. Değmeyecek insanlar için yanık ekin yaprağına dönüştürdüğün kalbinin ayrık otları tarafından istila edilmesine izin verme ve asla nadasa bırakma.
4. Elinde avcunda malında mülkünde verebileceğin ne varsa azda olsa onu ver ve iyilik yapan tarafta ol. Veren al alan elden daha üstündür unutma.
5. Hayatı rutine bağlama mutlaka farklı bir şeyler yapmak için sınırlarını zorla. Yapamam beceremem elimden gelmez aman bizden geçti bu saatten sonra mı gibi cümleleri kullanma
6. Dünyayı ve yaşananları iyi oku ve haline binerce kez şükret. Şükrettiğin zaman sana sonsuz ve sınırsız destek olan Yüce Yaratıcıyı kendine daha yakın hissedeceksin.
7. Her ne iş yapıyorsan yap kendine hedefler belirle. Bu üzerindeki metal yorgunluğu atmana yardımcı olacak ve beynini rutin hastalığından kurtarmış olacaksın.
8. Şefkatli ve Merhametli olarak empati yapmayı sürekli uygula. Hem kendin hem başkaları yanlış bir karar verse bile anlama melekelerini önce çalıştır ki yargılamak aklına bile gelmesin.
9. İnançlarını sapasağlam yaşamak için mücadele et. Kıyısından köşesinden başla devamı gelecektir. Tam olarak kendimi değiştirmeli ve tertemiz inancımı yaşamalıyım şekilde düşünme ne kadar hata yapsan da samimi bir kalbe yöneldiğinde yapılan hataları affeden bir Rabbin olduğunu unutma
10. Dışarıda hava nasıl olursa olsun Allah’ın yarattığı bu muhteşem günde ne kadar güzel işlere imza atacağım diye karşıla doğan her günü.
11. İyi arkadaşlar ve dostlar edin. Defalarca değişir mi diye şans verdiğin kimselerin senin duygularını istismar etmesine izin verme.
12. Sık sık gülümseyerek aklına ve kalbine olumlu sinyaller gönder. İyiyim ama daha iyi olacağım, evet sorunlar var fakat geçecek, tamam şu an bunu yaşıyorum ama biliyorum ki bitecek gibi olumlu cümleleri kullanmaya devam et.
13. Müzik dinlemek, kitap okumak insanı en mutlu eden eylemlerin başında yer alır. Hayatı anlamanın en güzel yolu doğru kitapları okumak kendimizi dinlemenin en güzel yolu ruhumuza uygun müzik dinlemektir.
14. Ön yargılı ve ön kabulden uzak adalet duygularını ön planda tutarak insanları değerlendir. Yanlış, çirkin, kötü kimden ve nereden gelirse gelsin raddeden doğru iyi güzel nereden ve kimden gelirse gelsin kabul edenlerden ol.
15. Her şeyini ihmal et fakat aileni ihmal etme. Diğerlerini telafi edebilecek imkân ve zamanın olur ama aileni kaybedersen tekrar kazanamazsın. Sevgini bölüştürürken dışarıya cimri ama ailene alabildiğine cömert davran.
16. Her şey çok güzel yaptım fakat sonuç elde edemedim bu bela ve musibetler beni neden buldu diye isyan etme. Sen sadece elinden gelenleri yapmakla mükellefsin elinde olmayanların sorumluluğu sende değildir imtihanın sırrını anla.
17. Dua ediyorum kabul olmuyor diye düşünme. Allah ya hemen kabul ediyor ya bir belayı def ediyor ya da başka bir zaman erteliyordur unutma.
18. Bu hayat fani ve sınırlı bir ömrümüz var. Misafir olduğumuz bu yalancı dünyada ev sahibi gibi davranma.
19. Umudunu kaybetme ve her zaman mücadeleye devam et. Mücadele etmezsen müdahale edemezsin bilesin.
20. Allah’ın yarattıklarını sev koru ve kolla. Eğer böyle yaparsan o da sana yardımcılar gönderecek gerçek huzurun kapılarını açacaktır.
21. Son olarak dünyevi hırslarının seni ele geçirmesine değil hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya ama yarın ölecekmiş gibi öteki dünya için çalışmak inancını hayatının merkezine oturt.
Eğer bunları yapmak için gayret gösterir veya bir yerlerden başlarsan arkası gelecek kendini daha güçlü hissedecek sorunlarında yiğitçe mücadele edecek figüran olarak değil assolist olarak öteki alemde yerini alacaksın. Bunları yapmak için karar verip uygulama seçeneğinden başka şansın olmadığını söyler misin ne zaman anlayacaksın?
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Ortam çok rüzgârlıydı. Bir odada dört tane mum usul usul yanıyordu.
Dört mum yavaşça yanıyordu ama ortalık o kadar sessizdi ki mumların kendi aralarında yaptıkları konuşmalar duyuluyordu.Birinci mum: “Ben BARIŞ’ım! Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim.” dedi. Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.
İkinci mum: “Ben İNANÇ’ım! Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.” dedi. Sözlerini tamamladığında esen rüzgâr onu da tamamen söndürdü.
Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle konuştu: “Ben SEVGİ’yim. Ama artık yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu, değerimi hiç bilmiyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.” Sevgi de daha fazla beklemeden sönüp gitti.
Ansızın odaya küçük bir çocuk girdi ve üç mumun da yanmadığını gördü. Üzgün ve ağlamaklı bir sesle: “Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?” dedi. Ardından da ağlamaya başladı.
O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı: “Korkma, ben hâlâ yanıyorum. Ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz. Ben UMUT’um!”
Duydukları karşısında sevinen çocuk, gözleri mutlulukla parlayarak UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı.
Evet arkadaşlar, hâlâ bir umudumuz daha var, değil mi? Hem “Bu dünyayı değiştirmek için önce kendimizi değiştirmek.” gibi bir hedefimiz yok mu bizim?
Doğar doğmaz ölmeye başladığımız bu dünya için ömür sermayemizi acılarla eksiltmenin bir anlamı var mı?Çaresizliği de yaratan O, çareyi de yaratan O…
Mutluluğu da yaratan O, mutsuzluğu da yaratan O… Kalk, silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma! Umutsuzluk şeytandandır, ümit etmek Allah’tandır. Ümitvar ol, hayrı iste.
En kötü gününüzde bile dilinizde iki kelime olsun: Allah büyüktür!Allah umudu daim yaratmıştır. Umut, karanlıkta bile beyaz; çöllerde bile rengârenktir.
Umut etmekten vazgeçmeyin, bıkmayın, yılmayın; çünkü sabretmeyi, istemeyi, beklemeyi ve mücadele etmeyi becerenlerin her şey ayağına gelir.
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Firavun’un hazine işleriyle görevli bir veziri vardı; bunun da Maşite adında bir hanımı vardı. Firavun’un kızının dadılığını yapıyordu. Kendisi Musa Aleyhisselam’ın dinine inandığı hâlde imanını gizliyor, ibadetlerini de gizli yapıyordu.
Maşite Hatun bir gün hamamda Firavun’un kızının saçını tararken tarak yere düştü. Tarağı yerden gayriihtiyari besmele çekerek aldı.
Firavun’un kızı bu söze kızarak dedi ki: "Ey dadı! Bu nasıl sözdür? Benim babamdan başka tanrı mı vardır? Babamın adını değil de bir başkasının adını nasıl söylersin?"
"Evet yavrum, Allah vardır. Hem yeri, göğü ve içindekileri yoktan var eden; seni, beni, babanı ve bütün varlıkları yaratan bir Allah vardır."
Firavun’un kızı bu sözlere daha da kızarak dedi ki: "Seni babama şikâyet edeceğim. Hak ettiğin cezaya çarptırılacaksın."
Durumu babasına söyledi. Firavun, Maşite Hatun’a dedi ki: "Sen benden başka bir tanrıya inanıyormuşsun. Söyle, benden başka yeryüzünde tanrı var mıdır?"
"Ey Firavun, sen de biliyorsun ki sen ilâh değil, âciz bir kulsun. Seni de yaratan Allah’tır. Sen fânisin, yok olacaksın. Fakat Allah ebedidir, fâni değildir. Musa Aleyhisselam da O’nun peygamberidir."
Bu sözlere çok kızan Firavun, onu hemen öldürmektense her gün bir uzvunu keserek başkalarına da ders olmasını istedi. Önce tırnaklarını çektirdi. Saçından tavana astırdı. Kamçılarla vücudundan kan çıkıncaya kadar kırbaçlattı. Bunlara rağmen dininden dönmeyince Firavun’un kini günden güne arttı. Maşite Hatun’u bir ağaca bağlattı.
Biri 5 yaşında, diğeri de 5 aylık olan iki kız çocuğundan büyüğünü karşısına getirerek şöyle söyledi: "Ey Maşite! Beni tanrı olarak kabul edersen seni serbest bırakacağım."
Maşite, yavrusunun acıklı hâline, bir de Firavun’un hâline baktı. Sonra dedi ki: "Ben ancak bir olan Allah’a inanıyorum."
Firavun, eline geçirdiği bıçakla 5 yaşındaki yavrunun gırtlağını annesinin gözü önünde kesti. Kanını da Maşite’nin ağzına yüzüne sürdü. Sonra tekrar hiddetlenerek şöyle sordu: "Söyle, benden başka tanrı var mıdır?"
"Allah birdir, Allah’tan başka ilâh yoktur."
Bu sefer Firavun, 5 aylık kundaktaki yavruyu getirmelerini istedi. Getirilen yavruyu annesine yaklaştırdıklarında saatlerdir süt emmeyen yavru meme aramaya başladı. Maşite Hatun, önceki yavrusunun uğradığı akıbeti düşündü. İkinci yavrusunun da hunharca kesilmesine bir anne olarak dayanamayacaktı; kararını verdi.
Firavun’a “Rabbim sensin” diyecek, fakat kalben inanmayacaktı. Tam “Rabbim sensin” diyeceği sırada küçük yavru dile gelerek dedi ki:
"Hayır anne, hayır! Sabret! Rabbim sensin deme! İmanından asla dönme. Firavun’a inanma! Benim için, ablam için, senin için Allah’ın cennette hazırlamış olduğu makamı görüyorum. O makamı, etrafında sana hizmet etmek için pervane gibi dönen hurileri de görüyorum."
Firavun ve orada hazır olanlar bu sözü duydular. Tevbe edeceklerine daha da hiddetlenen Firavun, 5 aylık yavruyu da hemen boğazlattı. Fakat Maşite Hatun ağlamıyor, gülüyordu. Kızının gördüklerini artık o da görüyordu. Ölümünün bir an evvel gelmesini arzuluyordu.
Firavun, kocasıyla beraber Maşite Hatun’u ve yavrusunu kaynar kazanın içine attı.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu konuyla ilgili der ki: “Dünyada şu dört bebek konuşmuştur: Yusuf’un şahidi, Cüreyc’in sahibi, Meryem oğlu İsa ve Firavun’un kızının berberi (tarakçısının) oğlu.”
Rabbim makamlarını âli eylesin…
Allah’a emanet olun…
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor: Hz. Muhammed (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk. Bir ara azı dişleri görülecek şekilde gülümsedi. Sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:
“Ümmetimden iki kişi Allah’ın huzuruna gelir. Birisi, ‘Yâ Rab! Benim bunda hakkım var; hakkımı bundan al, bana ver.’ der. Allah Teâlâ da ötekine, ‘Hakkını ver.’ buyurur.
Adam, ‘Yâ Rab! Bende sevap namına bir şey kalmadı.’ der. Cenâb-ı Hak, ‘Baksana, bu adamın sevabı kalmadı, ne dersin?’ buyurur. Adamcağız, ‘O hâlde benim günahlarımdan alsın.’ der.”
Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz bunu anlatırken gözleri yaşardı ve: “O gün büyük bir gündür. İnsan, günahının alınmasını ister.” buyurdu.
Bunun üzerine Allah Teâlâ hak sahibine: “Başını kaldır ve cennete bak.” buyurur.
Adamcağız: “Yâ Rab! İnci ile işlenmiş, gümüşten ve altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddîk veya hangi şehitler içindir?” der.
Allah Teâlâ: “Bunlar, bana ücretini verenler içindir.” buyurur.
Adamcağız: “Bunların hakkını kim ödeyebilir?” der.
Cenâb-ı Hak: “Sen istersen bunlara sahip olabilirsin.” buyurur.
Adam: “Nasıl olur, yâ Rab?” deyince, Allah Teâlâ: “Hakkını bu adama bağışlamakla.” buyurur.
Adam: “O hâlde ben bunu affettim.” der.
Allahü Zü’l-Celâl hazretleri de: “Arkadaşını al, beraberce cennete girin.” buyurur.
Sonra Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz: “Allah’tan korkun, Allah’tan korkun ve siz de kendi aranızı düzeltin. Bakınız, bizzat Allah müminlerin arasını buluyor.” buyurmuşlardır.
Gelin o zaman: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” diyen sevgili Peygamber Efendimize (s.a.v.) binlerce kez salât ve selâm edelim.
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi
Mustafa Kemal Çelik retweetledi
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Bu twiti rtleyen 5 kişiye bende kitabı hediye ediyorum.
Altay Cem Meriç@AltayCemMeric
Yeni kitabım çıktı. Allah hayra vesile kılsın.
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Kitabı okumadım ve okumadığım kitabı başkasına hediye etmek çok doğru gelmedi. Bu yüzden ben de Peygamberliğin İspatı kitabını hediye ediyorum.
Bu twiti rt’leyen 1 kişiye benden bayram hediyesi olsun.
(Not: Lütfen kitabı okuyacaksanız çekilişe katılın🙏🏽)

Altay Cem Meriç@AltayCemMeric
Yeni kitabım çıktı. Allah hayra vesile kılsın.
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Altay Cem Meriçin yeni çıkan kitabını bu tweete rtleyen 5 kişeye hediye edeyim bende
x.com/i/status/20342…
Altay Cem Meriç@AltayCemMeric
Yeni kitabım çıktı. Allah hayra vesile kılsın.
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Anadolu'da bir köye, ahlâkı ve ilmiyle maruf iyi bir imam tayin edilir. İmam, kısa zaman zarfında köylü tarafından çok sevilir ve tutulur.
Nihayet Ramazan ayı gelir ve sırayla her akşam komşulardan biri, çok sevdikleri hocayı iftara davet ederler.
Bir akşam, hocayı iftara davet eden köylünün hanımı, eşinin saklaması için kendisine verdiği bir miktar parayı hocayla birlikte iftar edecekleri odada sehpanın üzerine bırakmış ve iftar sofrasını hazırlama telaşıyla orada unutmuştur.
Sofra kurulur, iftar edilir, çaylar içilir ve yatsıya yakın hoca ve ev sahibi camiye giderler.
Evin hanımı sofrayı kaldırıp odayı toplarken birden sehpanın üzerine bıraktığı paraları hatırlar fakat paralar ortada yoktur. Ne kadar arasa da paraları bulamaz.
Biraz sonra eşi eve gelince durumu ona anlatır ve Allah'u a'lem paraları imam aldı çünkü bugün ondan başka bu eve giren olmadı diye düşünürler.
Ev sahibi bu duruma çok üzülür ve hocaya çok kızar ve ona bu işi hiç yakıştıramaz fakat hocaya bu konuyla ilgili hiçbir şey söylemese de ondan iyice soğur ve elinden geldiğince hocadan uzak durmaya gayret eder.
Günler çabuk geçer ve yine Ramazan Ayı gelir ve komşular hocayı yine sırayla iftara davet etmeye başlar. Sıra, geçen sene Ramazan Ayında, paraları kaybolan bu aileye gelmiştir. Ev sahibi köylü der ki: “Hanım evet ben hocaya gerçekten çok kızgınım ve kırgınım fakat adamcağızın belki bir sıkıntısı vardı da bize söyleyemedi ve onun için o parayı aldı. Sadakamız olsun, biz onu yine davet edelim.”
Hanımı da aynı şeyleri düşünmekte olduğundan hocayı iftara davet ederler. İftar edilir, sıra çay faslına gelir ve ev sahibi, Hocaya der ki: "Hocam, bir yıldır sana karşı soğuk davrandığımın farkındasın değil mi?
Hoca, "Evet farkındayım fakat sebebini hâlâ anlamış değilim!" diye cevap verir.
Ev sahibi der ki: "Hocam geçen sene Ramazan’da sizi iftara davet etmiştik. Bir miktar paramız seni misafir ettiğimiz bu odada şu sehpanın üzerinde duruyordu. Paraya ihtiyacın olduğunu bize söyleseydin biz sana zaten verirdik. Sana kırgınlığım işte bundandır.”
Takva sahibi Hoca bu sözleri duyunca ağlamaya başlar.
Ev sahibi, bunu söylediğine bin pişman, hocayı teselli etmeye başlayınca hoca, "Değerli kardeşim ben, bu sözlerinizden ve beni hırsızlıkla itham etmenizde dolayı değil, bir yıldır şu duvarda asılı duran Mübarek Mushafı bir kez olsun açıp okumadığınızdan dolayı ağlıyorum. Çünkü onu bir kez açıp okusaydınız paranızın onun içinde olduğunu görürdünüz. Çünkü sizin odada olmadığınız bir ara camdan içeri esen rüzgâr paralarınızı uçurmuştu. Ben de onları yerden toplayıp Kur'an'ın içinde bulunduğu kılıfa koymuştum." demiş!
Ne desem bilemedim. İnşallah bizler hayatımızı kurana göre yaşayanlardan oluruz Allah korusun kendi yaşantısını kurana uyduranlardan değil.
Cenâb-ı Hâk, bizleri, Kur'an-ı Kerim'i, tozlu raflardan indirerek, başucu kitabı eyleyen ve onun şefaatine layık bahtiyar kullarından eylesin!
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Komşumuz Hanife teyze var. 8 aydır komşulara “Bayat ekmeğiniz var mı? Varsa verin, kuşlar cama geliyor, ıslatıp veriyorum.” diyordu. Çok da zayıflamıştı. Kiracıydı. “Rutubetine rağmen çok ucuza oturuyorum diye katlanıyorum.” diyordu. Eşinden dul maaşı alıyordu. Gülen, şaka yapan Hanife teyze gitmiş, yerine suskun, düşünceli Hanife teyze gelmişti.
Annem dolma yapmıştı. Bir tabak dolma uzatarak; “Hadi götür, Hanife teyzene de sıcak sıcak yesin.” dedi.
Hanife teyzenin zilini çaldım. 75 yaşındaydı. Yavaş yavaş gelerek; “Kim o?” dedi.
“Ben Zeynep, Hanife teyze.” dedim.
“Tamam, açıyorum kızım.” dedi.
“Annem dolma yolladı.” dedim.
Elimden aldı, yüzüme baktı, yutkundu. “Allah razı olsun. Ben de yemek yiyecektim, şimdi yerim.” dedi.
“Hanife teyze, annem tabağı istiyor.” dedim.
Kapıyı kapatmayı bırakıp mutfağa yöneldi. İçeriye baktım. Oturma odası karanlıktı. Işığı yaktım. Masanın üstünde bir bardak su ve ıslatılmış ekmekler tabağa doğranmıştı. Hemen kapının önüne çıktım. Hanife teyze tabağı uzattı. “İki cihanda aziz olun evladım.” dedi.
“Sağ ol.” dedim.
Eve geldiğimde annem, “Ne oldu? Suratından düşen bin parça.” dedi.
“Anne, Hanife teyze tabağa bayat ekmek doğramış, onu yiyordu.” dedim.
“Olur mu kızım? Baban da emekli, o da eşinden emekli maaşı alıyor, baban kadar alıyor. Sen yanlış görmüşsündür, kuşlar içindir o. Biz geçiniyorsak ki üç kişiyiz, o tek başına hayli hayli geçinir.” dedi.
Ertesi akşam anneme ne pişirdiğini sordum, etli kuru fasulye olduğunu öğrendim. İçimi bir kurt kemiriyordu. Akşam yemeğine oturmadan, “Anne, Hanife teyzeye de bir tabak götüreyim mi?” dedim.
Annem; “Kuru fasulye bir tanem, götür de güzel bir şey değil.” dedi.
“Olsun, hadi ver götüreyim.” dedim. Sıcak tabağı elime aldım.
Hanife teyzenin sesi: “Kim o?”
“Ben Zeynep.”
Kapıyı açtı, gülümseyerek yüzüme baktı. “Annem kuru fasulye yolladı, bilmem sever misiniz?” dedim.
“Nimeti ayırt etmem, tabii ki severim. Allah razı olsun.” dedi.
“Ha, unutmadan annem tabağı istiyor.” dedim.
Hanife teyze mutfağa yönelir yönelmez ben doğru içeri girdim. Masanın üstünde bir bardak su, ıslak ekmeklerin konduğu yarısı yenmiş tabak ve annemin bir gün önce verdiği dolmadan dört tane vardı. Soracaktım, sormalıydım. İçim içimi kemiriyordu.
Hanife teyze beni kapıda göremeyince içeri geldi. Sanki “Sor.” der gibi yüzüme bakıyordu ve sordum: “Bu ıslak ekmekleri sen mi yiyorsun? Hani kuşlara verecektin?”
Buğulu mavi gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Üzmüş müydüm anlayamadım, daha 15 yaşındaydım. Ama ağlatmıştım.
“Evet ben yiyorum, canım kızım. Benim bir oğlum, bir de kızım var. Burada değiller, başka illerdeler. İkisi de çalışıyor. Araba alacaklarmış, bana kredi çektirdiler. Aldığım para ancak kiraya, elektriğe ve suya gidiyor. Üç beş kuruş ya kalıyor ya kalmıyor elimde. Ben de ekmek isteyemedim. Kol kırılır, yen içinde kalır. Böyle biliriz. Üç yıl böyle idare edeceğim. Kimseye söyleme, e mi?” dedi.
Bu sefer benim gözlerim yaşardı. Tabağı aldım, kapıdan çıkarken arkamdan “Kimseye söyleme güzel kız.” diye sesleniyordu. Eve geldiğimde bağıra bağıra ağlıyordum.
Annem şaşırmıştı. “Ne oldu kızım, biri bir şey mi söyledi?” dedi. Olanı anneme anlattım, o da çok üzüldü. “Böyle vicdansız evlat olmayacağım anneciğim.” dedim.
Üç yıl boyunca tüm mahalle Hanife teyzeye destek oldu. Kimimiz sabah kahvaltılıkları götürdü, kimimiz öğle yemekleri, kimimizse akşam yemekleri…
İki ay önce kaybettik. Hastayken okul çıkışı yanına uğramıştım. Bana; “İyi kalpli meleğim, sen mi geldin? Şükür, borç bitti.” dedi.
“Artık rahat edersin Hanife teyzem.” dedim.
“Evet, senin sayende sıkıntısız, ekmek düşünmeden üç yıl geçti. Rabbim seni korusun.” dedi.
İki gün sonra vefat etmiş. Çok üzüldüm.
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

O çok istediği hedefine ulaşmış ve zengin olmuştu artık. Çok uzun yıllardır kurduğu hayalini de gerçekleştirmek istedi ve çocukken “Bir gün zengin olursam, babamın her hafta sonu eve gelirken bir tane getirdiği, o çok sevdiğim şekerlerden doyuncaya kadar yiyeceğim.” sözünü aklından geçirerek gülümseyerek en yakın marketin yolunu tuttu.
Artık zengindi ve dilediğince alabilirdi o şekerlerden. Rafları gezdi ve aradığı şeyi bulmuş olmanın sevinciyle gözleri parladı. Koca bir kutu aldı ve evine gitti.
Daha ilk paketi açıp tadına bakınca ne tadının ne de kokusunun aynı olmadığını anlamıştı. Hemen yardımcısını çağırdı ve şeker şirketini araştırmasını istedi.
Aradan bir gün geçmiş ve bir dosya getirilmişti önüne. Küçük bir dükkân olan işyeri geçen onca seneden sonra büyümüş ve artık uluslararası satış yapan bir firma hâline gelmişti. Dükkânın ustası ise patron olduğu için artık şirketinde çalışan binlerce eleman yapıyordu şekerleri.
“Demek ki bu yüzden tadı ve kokusu tutmadı şekerlerin.” diye düşündü kendi kendine. Ne de olsa şekeri yapan usta çok mühimdi. El ayarı dedikleri şey de çok önemliydi. Zengin adam hayalinin peşini bırakmadı ve ertesi gün kalkıp şeker şirketinin yolunu tuttu.
Maddi açıdan zor durumda olduğunu öğrendiği şirkete ortak olmak ve büyük bir yatırım yapmak istediğini söyledi… Ama bir şartla…Şartını ise şöyle söyledi şirketin yaşlı patronuna:
“Ben küçükken babam her hafta sonu sizin dükkânınızdan bir şeker alır getirirdi bana. Tadı ve kokusu enfes bu şekerlerden kutu kutu yemek isterdim ama fakirlik işte… Ancak bir tane alabiliyordu babam. Ve ben bir gün söz verdim kendi kendime. Eğer bir gün zengin olursam doyuncaya kadar bu şekerlerden yiyeceğim. Fakat siz işlerinizi büyütmüşsünüz ve patron olmuşsunuz. Elemanlarınızın yaptığı şekerlerden ne o kokuyu ne de tadı alabildim maalesef. Sizden ricam, benim için üretimhaneye gidip aynı kokulu ve tadı olan şekerlerden yapmanız.”
Koskoca patron, şirketini zor durumdan kurtaran ortağına karşı çıkamamış ve hemen önlüğünü takıp belki yirmi beş sene sonra üretimhanenin yolunu tutmuştu. Kendinden istenileni yapıp şekerleri ortağı olan genç adamın önüne getirdi. Genç adam heyecanla paketi açıp tadına ve kokusuna baktı. Yine olmamıştı… Ne aynı koku ne de aynı tat vardı.
Şirket sahibine, belki onca yıldan sonra el ayarını tutturamadığını söyleyerek tekrar şeker yapmasını rica etti. Adam yeniden üretimhaneye gitti. Bu olay belki beş defa tekrarlandı. Genç adam hayalindeki, çocukluğundaki o şekerin kokusunu ve tadını bir türlü alamamıştı.
Üzgün bir şekilde evine gitmek için kapıdan çıkarken, yeni ortağı olan şeker şirketinin sahibi, “Babanız yaşıyor mu?” diye sordu.
Babasının uzun yıllar önce öldüğünü öğrenince, sadece bir paket şeker uzattı ve onu yolcu etti.
Genç adam, zengin olsa da hayalini gerçekleştirememenin üzüntüsüyle evine varmış ve elindeki şeker paketine hüzünle bakmaktaydı. Sonra paketin üzerinde bir kâğıt olduğunu fark etti. Kâğıdı açıp okuduğunda gözlerinden yaşlar boşalmıştı.
Şöyle yazıyordu: “Çocukluğunda yediğin ve hayalin olan hiçbir şekerde o kokuyu, o tadı bulamayacaksın artık. Bu şekerleri gerçek ustası, yani ben yapsam bile… Çünkü sana o şekerleri baban getiriyordu ve şekerin üzerine sinen babanın kokusuydu. Ve şekerler, baban getirdiği için bu kadar tatlı oluyordu.”
Türkçe
Mustafa Kemal Çelik retweetledi

Behlül Hazretleri, çarşı esnafına yumuşak bir dille çeşitli nasihatlerde bulunur. Çarşı esnafı bundan rahatsız olur ve Harun Reşid’e giderek şikâyette bulunurlar: “Bize karışmasın, günah da bizim sevap da bizim. Ona ne? Her koyun kendi bacağından asılır.” derler.
Harun Reşid, Behlül Hazretlerini çağırarak olanları anlatır ve bir daha onların işine karışmamasını ister.
Behlül Hazretleri hiç cevap vermez. Doğru kasaba giderek yeni kesilmiş, parçalanmamış bütün bir koyun alır ve çarşının ortasına asar.
Çarşı esnafı buna bir anlam veremez. “Delidir, ne yapsa yeridir.” derler.
Günler geçtikçe koyundan pis kokular gelmeye başlar. İyice rahatsız olunca yine Harun Reşid’e giderek şikâyetçi olurlar: “Behlül çarşının ortasına koyunu astı. Koyun koktu, kokudan duramıyoruz.” derler.
Harun Reşid çok meraklanır ve Behlül Hazretlerini çağırarak nedenini sorar.
Behlül Hazretleri: “Aman efendim, kime ne zararı var hayvanın? Kendi bacağından asılmış duruyor.” der.
“Fakat kokusundan herkes rahatsız olmuş, bana şikâyete geldiler.” denilince:
“İşte,” der, “kimse kimsenin günahını çekmez ama kötülük öyle bir şeydir ki kokusundan cümle âlem rahatsız olur.”
Türkçe

📚 Kitap Çekilişi!
🎁2 kişiye ACM (Mart) 6 kitap setini hediye Ediyorum
📌 Çekiliş Şartları
✅ Bizi Takip Edin
✅ Gönderiyi RT Yapın
✅ Bir arkadaşınızı
etiketleyin.
📢 Sonuçlar 24 Mart'ta Açıklanacaktır.
@Melifepli ( hocam teşvigi için teşekkür ederim)
@AltayCemMeric

єℓ݃ єρℓİ@Melifepli
📚 Kitap Çekilişi! 🎁2 kişiye ACM 4 kitap setini hediye Ediyoruz. 📌 Çekiliş Şartları ✅ Bizi Takip Edin ✅ Gönderiyi RT Yapın ✅ Bir arkadaşınızı etiketleyin. 📢 Sonuçlar 23 Mart'ta Açıklanacaktır.
Türkçe




