Temel retweetledi

Geçe gün ‘Metin’e Ağıt’ adlı klibin kısa öyküsünü paylaşmıştım. Bugün 2013 Yılında zamanın ‘Radikal’ gazetesinde yayınlanmış ‘Metin’e Ağıt’ın öyküsünü iki bölüm halinde yeniden paylaşmak istedim.
Metin’in Bağlaması (1)
9 Ocak 2013
"Metin öldü" dediler. Her ölümle biraz daha ölürken ben, ne de kolay, dogal soylediler! Evrensel gazetesinde çalisiyor, yaziyordu. Fadime Ananın da dedigi gibi avukat olacakken gazeteciligi seçmisti meslek olarak kendine. Tek gayesi, derdi halka gerçekleri açıklamak, doğru bilgileri ulaştırmaktı. O gün gözaltında polislerce dövülerek öldürülmeseydi eğer bugün yine ayni dürüstlük ve kararlılıkla haber peşinde oradan oraya koşuyor ve yaziyor olacaktı.
Esenler'deydi Metin'in evi. Bilenler bilir; Esenler, Istanbul 'un özellikle Doğu’dan göç almış, yoksul ve emekçi halklarının yogunlukta olduğu bir ilçesidir. Eve vardığımda Metin'in arkadasları dışarda yaktıkları ateşin etrafında toplanmışlar, yanan ateşin çıkardığı alevlerle bir yandan ısınmaya öte yandan içlerinde bir girdap gibi büyüyen o karanlık ve dipsiz derin acıya rağmen yine de güçlü görünmeye çalışıyorlardı.
Ateş yakar degil mi? Ve ateş acıtır eğer biraz fazla uzatırsanız ateşe elinizi. Oysa dışarıda yanan ateş neydi ki Metin'in baba ocagina, Fadime Ananın yüregine düşen ateşin yanında. Ve şimdi Fadime Ana oturduğu verde sarsıla sarsıla hıçkırıklara, tepeden tırnağa acıya boğulmuşken, o acının ateşi beni de evdeki herkesle birlikte içine almış, alev alev yakar, dağlar olmuştu yüreklerimizi.
Kaçmak, kurtulmak olanaksızdı. Öyle bir acıydı ki bu, katlanmak ve susmak dayanılmazdı. Salona girmeden hemen önce içerden gelen ağıt sesleriyle irkilmişken şimdi. Fadime Ana "Oy, Metinim... Metinim" diye oturduğu yerde bedeniyle sağ yanından sol yanına doğru yarım daireler çizip, iki elini vurarak dizlerine ağıtlar yakarken karşımda, ağzım dilim lal oldu, çaresizdim, içim titredi. Ne diyecegimi, ne yapacagımı bilemedim. Ona "Başın sağolsun ana" bile diyemedim. Hem evladını yitirmiş bir anaya nasıl sen sağol ya da geride kalanlar sağolsun denebilirdi ki? Bunu ne o gün ne ondan once ne de sonra hiçbir zaman anlayamadim.
Fadime Ana beni fark edince yer açtı oturmam için yanına. O acısının içinde bile beni düşünmüştü. Tüm analar gibi şefkatli, düşünceli ve özveriliydi. Oturduğu yerde sarıldım Fadime Ana'ya. Yüreğine düşen o acıyı paylaşarak azaltmak ister gibi, ruhundaki acının o dayanılmaz ağırlığını alıp fırlatmak ister gibi sarıldım. İçini yakıp kavuran o ateşi sevgimle söndürmek ister gibi kucakladım onu. Ama nafile. O ateş beni de çekip almıştı çoktan içine.
Konuşamadım.
Fadime Ana neden sonra duvarda asılı duran bağlamayı göstererek "Ferhatım, bak Metinimin bağlaması orada, Metinim de seni çok seviyordu ve senin türkülerini çalardı ve söylerdi bana" dedi. "Metinimin bağlaması öksüz kalmasın al onu ve hem de şimdi söyle bana" diye ekledi. O an içim öyle bir fena oldu ki, bir an ona ne diyeceğimi bilemedim ama sonra şaşkınlıkla karışık "olur" dedim. Olur dememle birlikte bağlamayı da kucağımda buldum. Kim ne vakit nasıl koymuştu o bağlamayı kucağıma, hatırlayamadım. Çünkü ben o sırada Fadime Ananın gözlerine bakiyordum! Gözlerinin etrafında siyaha çalan, mor, yeşil halkalar oluşmuş, ağlamaktan gözleri şişmiş ve kıpkırmızı olmuştu. Acıdan kararmış gözlerinde ne bir ışık ne de bir parıltı görebiliyordum. O gözlerde sadece acı vardı ve insanı bulunduğu zaman ve mekândan kopartıp, aklını başından aliyordu.
Yıkılmış Evim
Gözlerim Fadime Ananın gözlerinden odadaki kalabalığa kaydı. Az öncesine kadar acı içinde feryat figan ağlayıp, ağıtlar yakan insanlar susmuş, gözyaşları ıslak yüzlerinde parıldarken, Fadime Ana'nin beklenmedik bu istegiyle oylece kalakalmis, zaman durmus, onlar da o acıyla donmus bana bakıyorlardı. Hepsi Fadime Ana gibi Metin'in sazına ses vermemi istiyor, bekliyorlardı. Gözlerim çaresizce onlardan Metin'in sazına kaydı.

Türkçe



















