okkua

978 posts

okkua

okkua

@okkua2

Katılım Mayıs 2021
24 Takip Edilen0 Takipçiler
okkua
okkua@okkua2·
@MilanTr_ Puma 2020lerin başlarında güzel formalar yapar gibi oldu son yıllar standartlarına geri döndüler
Türkçe
0
0
0
54
okkua
okkua@okkua2·
@MrOranggee Aykut,ismail gibilerinin lobisinden çok sıkıldım Bir tane aklı başında argüman yok ya bir tane Bazen son defalığına gelmelerini yine sene sonu her şeyi batırıp sonsuza dek kaybolmalarini istiyorum ama bunlar birkaç sene sonra yine bi masal uydurup geri dönmeye çalışırlar gerçi
Türkçe
0
0
0
141
okkua
okkua@okkua2·
@mambaout__24 Gs'nin 1996'da şöyle bi taraftar profili olsaydı da keşke Fatih Terim Fenerbahçe'den 4 yedi diye daha o günden gönderilseydi
Türkçe
0
0
0
7
okkua
okkua@okkua2·
@EnesBolelli 15 portekiz basını abartısı olabilir ya
Türkçe
1
0
0
178
EnesBolelli
EnesBolelli@EnesBolelli·
Hakan Safi-Jorge Mendes: Jorge Jesus olabilir mi
Indonesia
21
2
140
99.8K
okkua
okkua@okkua2·
@asmarcatr 2 kez favori iken gs'ye şampiyonluk veren ismail lazım dimi
Türkçe
1
0
16
1.3K
As Marca
As Marca@asmarcatr·
🍆 Fenerbahçe 0-3 Galatasaray 🍆 Galatasaray 3-0 Fenerbahçe 🍆 Fenerbahçe 2-4 Beşiktaş 🍆 Trabzonspor 2-0 Fenerbahçe 🍆 Fenerbahçe 1-2 Giresunspor 🍆 Fenerbahçe 1-2 D. Kiev (yarısı şehit) 🍆 Fenerbahçe 3-3 Ümraniyespor 🍆 Fenerbahçe 3-3 İstanbulspor 🍆 gustavo, arao, bruma, lincoln, samet 💬 “Tüm bu rezilliği yaşatan oro*puevladı Jorge Jesus dönecek ve üstüne €15M maaş vereceğiz.” 🐒 Görseldeki maymunlar: “Oley be oley yine bütün sene yabancı dalgası saksolucaz sonra okan bize 3 sokup domaltacak.”
As Marca tweet media
Türkçe
12
21
250
29.1K
okkua
okkua@okkua2·
@emirhanbondd 2006'da gs ile fenere karşı yaptığı şey malum 1000 defa fenerliyim dese ne yazar
Türkçe
1
0
3
3.7K
Emirhan 🏴󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿
Anlattığı şey doğru, aradığı arkadaşı da Levent Ümit Erol hatta. Çok eski bir yayınında anlatmıştı bu olayı. Adam sivil hayatında Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi izlerken Fenerbahçe gol atınca seviniyor, Beşiktaş gol atınca üzülüyor. Herif Fenerbahçeli çünkü, bu bir hakaret falan değil; direkt adamın tuttuğu, desteklediği, taraftarı olduğu takım Fenerbahçe. Beşiktaşlı olsa şimdiye 100 kere istifa etmişti zaten. Trabzonlu Şenol Güneş bundan 100 kat daha koyu Beşiktaşlıdır.
metehan@gregoryfact

Hasan Arda Kaşıkçı fenerli çobana anladığı dilden konuşmuş. Helal olsun neyse ki bildiğimiz şeyler bunlar..

Türkçe
57
185
3.7K
501.5K
okkua
okkua@okkua2·
@aleyyovic gittiği gün o bok kokusunu almıştım
Türkçe
0
0
2
228
okkua
okkua@okkua2·
@ajansfenercom Seçmeyin abicim şu adamı seçmeyin aynı hamam aynı tas bu herif
Türkçe
0
0
0
1.1K
Fener Ajans 🇹🇷
Fener Ajans 🇹🇷@ajansfenercom·
Murat Aşık: "Aziz Bey, Şampiyonlar Ligi elemelerini çok umursamıyor. Odağı tamamen lig şampiyonluğu."
Fener Ajans 🇹🇷 tweet mediaFener Ajans 🇹🇷 tweet media
Türkçe
793
59
4.5K
1.4M
okkua
okkua@okkua2·
@Fener1907HQ O son dönemde iddiasız rakiplerle oynadık genelde. Ciddi olan tek maç kupa finaliydi onu da verdi
Türkçe
1
0
1
1.2K
Zico
Zico@zicoakli·
Aykut Kocaman’ın ‘tribünler beni sabote etti’ diyerek imâ ettiği 2017/18 sezonuna girişi. 3 puanla şampiyonluk kaçtı hikayesi. O sene çok erken koptuk, stres bitince de seri galibiyetle 3 puana indi fark. Hiçbir zaman şampiyonluk potasına girmedik. Akhisar’a kaybedilen 3 maçın birini kazansak bir kupa ikisini kazansak iki kupa alıyorduk, kazanamadık. Ama sene sonu fatura taraftara çıktı. Sezona böyle giriş yapan hoca kendini sıyırıp tribünleri bölmeye çalıştı, başardı da.
Zico tweet media
Türkçe
51
48
442
68.2K
okkua
okkua@okkua2·
@LFC_TR 2015 fbjk olimpiyat
Türkçe
0
0
0
132
EnesBolelli
EnesBolelli@EnesBolelli·
@ismailkartaaal Siz kapanıp bekleyenlerle 15 beraberliği tercih edin. Ben kontradan yeme pahasına saldıracak adamları tercih ederim.
Türkçe
2
0
10
449
okkua
okkua@okkua2·
@TekYolFener ismail i sakın ama sakın bırakmayın a
Türkçe
0
0
0
37
Tek Yol FENER
Tek Yol FENER@TekYolFener·
Sergen Yalçın, İsmail Yüksek ve Oğuz Aydın’ı çok beğeniyor. Transfer döneminde Beşiktaş'tan hareketlilik bekliyorum. (Ertan Süzgün)
Tek Yol FENER tweet mediaTek Yol FENER tweet media
Türkçe
258
9
1.2K
172.2K
tevfikken
tevfikken@tevfikken·
dünkü maçı salt bir futbol maçı olarak değerlendirmekten ziyade futbolun geleceğine ışık tutabilecek donelerden biri olarak görmek gerekiyor bence. zira şampiyonlar ligi yarı finali öyle bir bölündü ki final maçı futbolun da kaderini belirleyecek; bir yerde 𝗽𝘀𝗴/𝗯𝗮𝘆𝗲𝗿𝗻 gibi yeni akımdan, bir yerde 𝗮𝘁𝗹𝗲𝘁𝗶𝗰𝗼/𝗮𝗿𝘀𝗲𝗻𝗮𝗹 gibi modern futbolun son on beş yılındaki taktiksel birikimine daha sadık kalan, üstelik işin defansif kısımlarına daha çok önem veren temsilciler var. finali kazanan taraf futbolda neyin geçerli olduğunu gösterecek gibi bir durum var yani. işte dünkü maç yeni akımın maçıydı; iki takımda da kapanmak yok, kompaktlık yok, geri vites yok :) bu yüzden maç öncesindeki beklentim şahsen tavandı (x.com/i/status/20451…). hem savunma hem hücumda çoğunlukla bire bir'lerle belirlenen bilek güreşleri, açılan alanlarda koşu yarışı, kısacası yeteneğin ve patlayıcılığın buluşma noktası. keşke bütün takımlar böyle oynasa ve futbol bu zeminde yükselse. bu yeni akım futbolun ruhsal tarafına daha çok eğiliyor gibi görünse de gücünü tamamen yine son on beş yıldaki fiziksel gelişmelerden alıyor. gerek adam adama savunma yaparken, gerekse de organizasyon kafasından uzak / inisiyatif bazlı (daha doğaçlama gibi) yapılan hücumlardaki top kayıplarında haliyle daha büyük mesafeler doğuyor ve bu mesafeleri (𝘨𝘦𝘨𝘦𝘯𝘱𝘳𝘦𝘴 𝘺𝘢𝘱𝘢𝘳𝘢𝘬 𝘷𝘦𝘺𝘢 𝘨𝘦𝘳𝘪𝘺𝘦 𝘥ö𝘯𝘦𝘳𝘦𝘬) kapatmak çok daha zor. işte 𝗽𝘀𝗴 de 𝗯𝗮𝘆𝗲𝗿𝗻 de bu mesafeleri kotarmak için ekstra efor sarfediyor; topsuz oyunda en şiddetli koşuları atan, en fazla yüksek tempo koşan takımlar arasındalar. 𝗮𝗿𝘀𝗲𝗻𝗮𝗹 ve 𝗮𝘁𝗹𝗲𝘁𝗶𝗰𝗼 o sıralamada aşağılarda mesela :) kompakt oyun, savunma emniyeti gibi temkinler gereği. yani futboldaki bu yeni akımı sadece özgür hücumlar, yetenekli ayakların daha çok sahneye çıkması gibi olgularla sınırlı görmemek lazım zira metodik futboldaki rest defence kavramını ikinci plana atarak oynadığınız halde topsuz oyunda hem bu kadar fazla sayıda şiddetli koşu atmak, hem uzun mesafeleri hızla katetmek, hem de bunları yaparken savunma yapabilmeyi (top kapmayı) beceriyor olmak + maç kazanıyor olmak için fiziksel olarak çok büyük bir sepete ihtiyacınız var. dünkü gibi bir karşılaşma bir daha ne zaman izleriz muamma, zira bu iki takım da genellikle kendilerine karşı daha defansif tutum alan rakiplerle oynadıkları için bu kadar açık bir oyun anca ikisi / aynı akımdan bir takımla oynarlarsa olur :) rövanş bakalım nasıl olacak
tevfikken tweet media
tevfikken@tevfikken

bu haftaki bazı kupa maçları; kapanan atletico - saldıran barça'nın maçı, adam adama savunma yapmak isterken dağılan gaziantep - toplu oyun gücü yüksek olmamasına rağmen bunu iyi değerlendiren fenerbahçe'nin maçı, topa sahip olmak isteyen iki takım como - inter maçı, bir şeyler düşündürdü. kapanan rakibi açmaya çalışırken geçişlerde ters yakalanmamak, topa sahip olmak isteyen iki takım oynarken iyice açılan oyuna cevap vermek zorunda kalmaları, defansı önceleyen iki takımın mücadelesinde oluşan düellolar... modern futbol evrimleşmeye devam ediyor ve türk futbolu buna yetişmeye çalışıyor (mu?) yakın zamanda kaçırdığımız iki tren oldu ama şimdiki bize biraz daha uygun bence: guardiola barça'sının yarattığı baskınlığa karşı 2010'larda metodik futbol'un yükselmesiyle birlikte alan savunmalarının çoğaldığı yerde, büyük takım oyunu oynamak / topa sahip olmak isteyen takımlar topa yakın bölgedekilerin anlık deplaseleri ile top alma/alan yaratma gibi işler yaparak bölgesel üstünlükler kurmaya çalıştığı örgün futbol'a meyletti ve futboldaki bireysel becerinin önemi yerini yavaş yavaş organizasyon bazlı, yüksek fiziksel dayanıklılık gerektiren bir iklime bıraktı. bu düzlem 2020'de değişmeye başladı; conte'nin birkaç yıl öncesinde başını çektiği anlayışın tabana yayılmasıyla doğan bol joker oyunculu yeni nesil 3-4-3 dalgasıyla birlikte underdog takımlar kendine nefes buldu ve kadro kalitesinin üstünde işler yaptılar; değişken formasyonlar ile oynamaya başladıkları için alanları koruyabildikleri kadar atağa da optimum çıkabilmeye başladılar ve maç içindeki gelişmelere / an'lara daha hızlı uyum sağlayabildiler. bu anlayışın çatı isimlerinden tuchel'in o sezon şl'yi kazandırdığı chelsea ile zirvesini yaşayan bu yeni akım, futbolun güncel hızının çok yükselmesine sebep oldu. işte bu hız futbolun gidişatındaki ilk çatırdamayı yarattı. artık uzun süreli dominasyonlar yerini an'lık pozisyonların maçların kaderini daha çok belirlemeye başladığı bir hale bıraktı. bu durum örgün futbol'a da kendini yenileme ihtiyacı hissettirdi: guardiola ve arteta'nın 2022-2023 yıllarında savunma geçişlerini emniyete almak için, biraz da hızlı geçiş oyunu üzerine yatırım yapan redbull sermayesinin projesinden kopya çekerek, defans bölgesini stoper kökenli ama bek enerjili oyunculardan oluşturması bunun ilk adımıydı (x.com/tevfikken/stat…) (ama sonra iki hocanın yolları farklı yöne sapacaktı). zira büyük takımların topu rakip sahada hızlı geri kazanmak kadar savunmaya daha hızlı dönme mecburiyeti de arttı. guardiola o sezon şl'yi topsuz oyunda arttırdığı hız ile bu şekilde kazanırken arteta ise avrupanın savunmaya en hızlı geri dönen takımını yaratmakla meşguldü (ve bunun tadını aldıkça, guardiola ile yolları bugüne dek gittikçe ayrışmaya başladı). bu ihtiyaç, ofansif genlere sahip takımları, 2010'larda bütün halinde hücum ettikleri düzenlerini bırakıp teoride daha az adamla daha etkili hücumlar yapmaya itti. buna dayalı oynayan, vinicius jr'a sahip ancelotti'nin hızlı hücum eden real'i bir yıl arayla iki şl kazandı. arteta benzer yolu izleyebilmek için savunmasına daha çok önem verdi ama toplu oyunda maçın belli periyodlarını hedefleyen parçalı bir anlayışa geçip + duran top verimini maksimize ederek maçları koparmak isterken, guardiola ise eski anlayışını işleten en önemli dişlisi rodri'nin sakatlığının da etkisiyle city sahada patır patır dökülmeye başlayınca geçen sezonu yeni bir oyun yaratma senesine dönüştürdü (işte ayrıldıkları nokta bu) ve bu sezon meyvelerini yavaş yavaş da olsa alıyor (x.com/tevfikken/stat…). bu esnada, yeni nesil 3-4-3 ile nefes bulduğundan bahsettiğim alt taban kulüpler, gelişen gözlemcilik imkanları yüzünden son yıllarda genç yeteneklerini zaten erkenden kaptırıyorken, özellikle son iki-üç yıldır futbola paranın daha çok girmesiyle agresifleşen yeni piyasa şartları gereği, artık o yükselttikleri fiziksel çıtaya uyum sağlayarak parlayan görev adamı profilli oyuncularını da üst düzey kulüplere çok çabuk kaptırmaya başladı, bir sene iyi oynayan her oyuncu (aman başka dev almasın diye) hemen transfer edilir oldu, alelacele transfer edilen bu oyuncuların haliyle yeni takımlarına uyum sağlama oranı / ve tabii sabredilme süresi azaldı ve olmadı gitsin-yenisi gelsin diye diye futbol dünyası sürekli bir sirkülasyona girmek zorunda kaldı. bu yüzden, oturmuş parçalarını uzun süre bir arada tutamayan alt kulüpler, kolektif uyum gerektiren mekanizmalarını artık istikrarlı şekilde işletememeye başladı. agresifleşen transfer hareketleri sonrası büyükler-küçükler arasında açılan makasın etkisiyle, alt kulüpler fiziksel yönleri daha öne çıkan oyuncuların artmasının / daha doğrusu ellerinde daha çok onların kalıyor olmasının da payıyla, aynı oyuncularla uzun süreli çalışmalar gerektiren alan savunması planlarından ziyade birçok bölgede adam adama markaja daha çok yöneldi. dolayısıyla artık bire bir mücadeleler daha birinci bölgede bile önem kazanmaya başlamışken sahanın merkezi ise savaş alanına dönebiliyor. işte bununla birlikte büyük takım oyunu oynamak isteyenler, ikinci bölgeyi eskisi gibi domine etmekten ziyade hızlı geçmenin yollarını aramaya başladı. gerek oyun merkezini geriye çekerek rakibi davet edip savunma arkasında oluşturulan geniş alanlara salınmak, gerekse kurulumda rakibin adam markajını manipule ederek merkezde açılan alana hızlı inip topu alarak... inzaghi'nin inter'e son iki yılında getirdiği, formasyon kavramını alt üst edebilen hücum setleri ile kompany'nin bu sezon -tabii elindeki kadroya da biraz güvenerek- bayern'e pres altında yaptırdığı çorba setler bunun en uç örneklerinden belki, ama olası gidişatı örnekliyor. luis enrique, de zerbi gibi hocaların da bu kaosa farklı yollardan benzer katkıda bulunması ve hatta aralarında oynadıkları maçın bir geçiş ruletine dönmesi (x.com/tevfikken/stat…) de üst perdeden fikirler veriyor. savunma ile hücum bölgeleri arasında mesafe açan bu eğilim birtakım kırılmalar yarattı ve bazı mevkiilere bazı değişimler getirdi: 1) merkezde: top rakipteyken alan/koridor korumaktan ziyade daha hızlı yer değiştirebilen, pres yapacak + topa sahipken ise presten çabuk çıkacak daha pırpır-çabuk orta sahaların iş yapması; adam markajının artması sebebiyle de topu hedefe göndermekten ziyade topu taşıyarak yönetebilenlerin öne çıkması, yani rodri tarzı 6'ların azalması, benzer fizik yapıda olup da hızlı+çabuk olanların değerlenip fabian ruiz, declan rice gibi rakip sahaya kendini daha çok atarak 8'e yakınlaşması. 2) hücumda: hızlı-driblingci kanat kökenli oyuncuların iş yapması; gerek açık alanda topu alıp kalabalıkların içine dalacak, gerek paratoner gibi baskıyı üstüne çekerek arkadaşlarına alan açacak, gerekse de savunma arkasına sarktığı gibi direkt kaleye yönelecek yeni nesil bir 10 numaranın doğması. 3) benzer arayışlar sebebiyle uzun 9 kavramının içine hızlı-sprinter, daha çok yüzü kaleye dönük oynayan forvetlerin dahil olması + bununla birlikte bir de, teknik kalitesi yeni nesil 10'a uymayan marcus thuram, kolo muani tipi uzun/fizikli kanatların 9'a evrilmesi. hücum anında savunmayı öne çıkarırken arkada bırakılan alanları savunabilmek için git gide atletikleşen hayvanoğluhayvan defans yapılarına karşı aralara sızan pırpır hücumcuların yükselmesi zaten son üç-dört yıldır oluşan bir gidişattı ancak merkezin iyice kapandığı futbolda ilk topu dar alanlarda alıp bir şeyler yapmak zorlaşmaya başladıkça artık kenarlardan fark yaratmak zorunda kalınıyor, yani eskisi gibi teknik oyuncuları false 9 yapmak / iç koridora sokup top aldırmak sonuç vermemeye başladı, dolayısıyla kuruluma önden gelip katkı verecek kişi olarak daha fizikli santrforlara ihtiyaç duyulabiliyor ancak hem fizik güce hem saha görüşüne hem de topu kullanma becerisine aynı anda sahip santrfor sayısı düşük; harry kane, robert lewandowski ve benzerleri bir elin parmağını geçmiyor. yine de forvetinden merkeze bağlantı isteyen hocalar en uçta fizikli-modern orta sahaları bile kullanıyor bazen; bosz'un saibari - guus til ikilisini, spalletti'nin mckennie - koopmeiners ikilisini kullanması gibi (çeşitli sebeplerle sonuç veriyor-vermiyor ayrı konu tabii). 4) hem bu durumun, hem de ikinci bölgeyi hızlı geçme isteğinin, oyun kurulumunu eskisi gibi katmanlı yerleşimlerden ziyade neredeyse savunma-hücum diye sadece iki hatta ayırması, kenara açılan pasör stoperlerle / içerlek oynayan beklerle oyun kurmayı zorlaştırdı ve haliyle bek ve üçlünün kenar stoperi kavramlarına da yeni bir soluk ekledi; hakim oyun isteyen takımların bazıları 6/8 numaraları da artık geride kullanmaya başladı. marcos llorente, weston mckennie gibi defansif/mücadele amaçlı nispeten ilkel kalan örneklerle karıştırılmaması gereken bu uygulamayı bu sezon koopmeiners, szoboszlai, rice gibi oyuncular ile zaman zaman izliyoruz. bu oyuncular sırf enerji katan bek (llorente, mckennie vb) veya sırf oyun kurucu bek (zinchenko vb) olmaktan ziyade, komple bir merkez oyuncusu profiline daha yakın oldukları için, rakip sahaya yerleşince defans oyuncusu gibi oyunu geriden yöneten / teknik mefhumları sayesinde rakibin tahmin etmesi zor yönlere aktarma istasyonu, defansif mefhumlarıyla da seken topları alan + alıp hemen yeniden dolaşıma sokan bir savunma emniyeti olarak kullanılabiliyor. peki türk futbolu bunların neresinde? 2010'lar boyunca gelişen iletişim olanaklarıyla zaten teknik-taktik açıdan modern metodları takip etmek kolaydı ancak beraberinde gereken fiziksel gelişim + istikrar kısmında geride kaldığımız için taktiklerin uygulanma başarısı avrupanın gerisinde kalıyor ve onları taklit etmekten öteye geçemiyorduk. derken modern metodik anlayışlara sahip yeni nesil hocalar + genişleyen yabancı sınırıyla onları daha iyi anlayan oyuncuların çoğalması ile dipten yükselen anadolu futbolu türk futboluna birkaç yıllık bir hareket kattı, yaratılan devinimle hem milli takım yeniden turnuvalara gidebilmeye hem de kulüplerimiz avrupa kupalarında en azından gruplardan çıkıp bir şubat'ı mart'ı görmeye başladı. ancak, gerek dünya futbolundaki yüksek sirkülasyona türk futbolunun direnememesi, gerekse fiziksel makasın iyice açılması saha içinde birçok konuda bizi engelleyip hedeflerimizden alıkoyuyor. şimdi ise bir fırsat var, işleri bizim topraklara daha uygun hale getiren bu yeni taktik gelişmeler bence bir umut ışığı yaktı, bu fırsatı değerlendirmemiz halinde treni yakalayabiliriz çünkü futbol mekanik taraftan bireysel becerilerin gücüne, ve haliyle daha ruhsal tarafa çekilmeye başladı. avrupada halen daha organizasyon gücüne sarılarak oynattığı için yeni gelişmeler karşısında istediği sonuçlara ulaşamayan "büyük takım oyunu hocaları" varken genlerimize daha yakın bu kaotik futbolun yükselişinde yer almalıyız diye düşünüyorum zira tarihimizdeki bütün başarıların temelinde %101'le oynamamızı sağlayan psikolojik faktörlerimiz vardı. ama o psikolojiyi öne çıkarabilmek için fiziksel makası kapatmamız lazım, anca o halde teknik becerilerimizi sahaya yansıtabiliriz. yüksek sirkülasyon içinde takımlarımız sisteme oturmuş parçalarını kaybedebiliyor ve yenisini bulup oturtması zorlaşıyor ama yetenekli ayaklarını kaybettiğinde yenisini çok daha rahat çıkarabiliyor. dolayısıyla futbol dünyasının yeni ikliminde hayatta daha çok kalabiliriz. avrupaya devam eden takımlarımız için ocak transfer dönemi totalde pek iyi geçmemişken (x.com/tevfikken/stat…) en azından galatasaray bir meşale yaktı; her şeyi karşılamıyor olsa da yeni normlara uygun orta saha ve hücumcu tercihleri ile en azından turu geçmeyi bildi. evet fiziksel açıdan total kapasite büyük değil ama şampiyonlar ligi'ni düşünerek (şimdilik buraya kadar) idare etmesini bildi ve enerjisini çoğunlukla avrupa maçlarına sakladı. bu sayede, juventus'la oynanan ilk maçta modern gelişmelere cuk oturan bir oyun oynadı; adam adama pres şemaları gereği iki takımın da azalttığı merkezi rakibinden daha hızlı doldurdu, oyun kurarken rakibinin pres rotalarından daha hızlı kurtulup kenarlara indi vs (x.com/tevfikken/stat…)... bu başarılı maçı rövanşa taşıdı ve her şeyin en kötü gittiği anda bile bir şekilde turu geçecek skoru elde ederek, türk takımlarının avrupa devleriyle eşleştiği elemeli turlardaki makus talihi olan "deplasman acizliği"ni öyle ya da böyle ilk kez yenmiş oldu. şimdi sırada liverpool'a karşı bunu bir üst seviyeye taşımak var. avrupaya hayalkırıklığıyla veda eden fenerbahçe ise bireysel beceri katkısını güncel normlardan ziyade an'lık vuruşlar yapan demode 10'lar üzerinden almak istediği ve geri kalan oyuncu profilleri de benzer bir geri kalmışlıkta / en iyi ihtimalle "iş yapan" kategoride olduğu için mecburen tamamen organizasyon gücüne sarılarak ilerliyor. ancak toplu oyunda ana bir plan olmadığı + geçişlere yaslandığı + rakibe göre değişen düzenlerle çıktığı için kaderini bir nevi kumara dönüştürdü; maç öncesindeki taktik kararların üstün gelip gelmeyeceği anca maç başlayınca belli oluyor. topsuz oyun üzerinden kurgulanan makro planın ciddi maçlarda presten ziyade ikinci bölgeyi kalabalık tutmaya dönüşmesine rağmen hatlarının arasını kapatamayabilen, savunma geçişlerinde anlaşmazlıklar yaşayabilen, bu yüzden yapılmak istenen kontrataklara da kafasını hazırlayamayan bir fb izledik, nottingham eşleşmesindeki ilk maç bunun son perdesi oldu (x.com/tevfikken/stat…) ki tur orada gitti zaten. konferans ligi'nde gruptan çıkaran hocasını gönderen ancak alman ekolü zincirini bozmadan yeni hocasını getiren samsunspor ise oluşturduğu mevcut profili (x.com/tevfikken/stat…) ile zaten geçeceği belli olan kolay bir shkendija eşleşmesinin ardından esas konuya geldi: rayo vallecano. topa sahipken alan yaratmak için birinci bölgede rakibi üstüne çekip arkaya salınmak isteyen vallecano'ya karşı, türkiye'de geniş alanları en iyi kullanan takımlardan biriyken git gide lig-avrupa temposunu kaldıramamaya başlayan samsunspor'un mücadelesi olacak. yeni hocanın oynatacağı oyun + fiziksel program olayı neye dönüştürecek şu an için belli değil tabii, ama genel çerçevede turu geçmenin çok zor olacağı belli. bu sezon böyle özetlenmiş oldu, bakalım önümüzdeki sezon yeni gelişmelere olan tavrımız ve dolayısıyla avrupadaki yarışımız neye dönüşecek

Türkçe
2
0
14
3.1K
okkua
okkua@okkua2·
@tevfikken Bence de öyle hocam ben bundan sonrası için dedim
Türkçe
0
0
1
47
tevfikken
tevfikken@tevfikken·
@okkua2 ederson sebep değil sonuç hocam
Türkçe
1
0
1
189
tevfikken
tevfikken@tevfikken·
domenico tedesco'nun başlangıç planıyla verdiği bir maç oldu. talisca penaltıyı atsaydı da fenerbahçe adına bence umut yoktu. 2011-12 sezonunda aykut kocaman'ın tt arena'da 𝗮𝗹𝗲𝘅'i en uçta oynatıp 3-1 yenildiği maçtan beri bu şekilde, direkt başlangıç planı yüzünden mağlup olunan bir derbi izlememiştim. fenerbahçe adına ana planın, yine bir tedesco klasiği olarak, geçiş kovalamak olduğu maçın havası aslında iyi gibiydi zira ilk on dakika fb iştahlıydı ve neredeyse bütün sekenleri / ortada kalanları kazanıp gs'nin ritm tutmasını engelliyordu, nitekim penaltıyı da böyle bir savaş sonrası savunma arkasına sarkarak kazandı... ama işte tedesco'nun şapkadan çıkardığı bir tavşan vardı ki o da topu bırakırken gs'yi asimetrik bir 4-4-2 ile karşılayıp, sağ bek 𝘀𝗮𝗹𝗹𝗮𝗶'yi boş bırakıp, top alınca üstüne 𝗴𝘂𝗲𝗻𝗱𝗼𝘂𝘇𝗶'yi salmaktı. bu plan maçın fb'den taraf olan fiziksel dokusunu yavaş yavaş bozdu ve yirminci dakikadan itibaren hakimiyeti tamamen gs'ye verdi. talisca penaltıyı gole çevirse gs olaya hadi belki otuzbeşinci dakikada başlayacaktı, ama yine de başlayacaktı işte önemli olan o. plan özünde şuydu: sol kanat kerem cherif'in yanına gelip forveti ikileyecek ve birlikte stoperleri rahatsız edecekler, talisca da merkezde gs'nin önliberosunu bozacak, sağ kanat 𝗻𝗲𝗻𝗲 ilk etapta sol bek jakobs'u marke edecek + gs kendi sağına yönlendiğinde ise fb sola kayacağı için nene de merkeze gelmiş olacak ve göbekte açık verilmeyecekti. top kapıldığı vakit kerem-cherif-nene gs'nin bek arkalarına/iki stoper kalan hattına koşu atacaktı... bu plan biraz da, setlerde sallai'nin kendini sık sık iç koridordan ileri atmasından ötürü kuruldu ancak o kanatta 𝘀𝗮𝗻𝗲 gibi hem pas becerisi hem de driblingle sahayı 360 derece kullanabilen biri varken intihar oldu; 𝗯𝗿𝗼𝘄𝗻 eridi gitti, 𝗴𝘂𝗲𝗻𝗱𝗼𝘂𝘇𝗶 onun arkasına kaçanları toplayacağım derken 𝗸𝗮𝗻𝘁𝗲 göbekte tek kalıp ceza sahasına odaklandı, merkez 𝘁𝗮𝗹𝗶𝘀𝗰𝗮'ya kaldı... 𝗸𝗲𝗿𝗲𝗺'in savunmaya hiç gel(e)mediği bu zincirde gs 20'den itibaren kendi sağ kanadında zaten çılgın atarken 30'dan itibaren fb'nin iyice düşen merkezi yüzünden topu her yere taşıyıp işlemeye, akabinde soldan da açıklar bulmaya başladı. maçın 𝗼𝗸𝗮𝗻 𝗯𝘂𝗿𝘂𝗸 için beklediğinden kolay geçtiğine eminim. gözünü yumup hem bekte sallai hem forvet arkasında yunus'la, hem de sağlık durumu riskli olan osimhen'le epey ofansif başlaması eğer fb farklı bir kurguyla çıksa patlayabilecekken, tedesco'nun ikramıyla şölene dönüştü. zira kendisine bile sorsanız fb bizi jakobs-barış'lı tarafa mecbur eder derdi, biraz da bu yüzden 𝗷𝗮𝗸𝗼𝗯𝘀'u kurulumda taa rakip sahanın ortalarına kadar çıkarıyordu semedo 𝗯𝗮𝗿ış 𝗮𝗹𝗽𝗲𝗿'i skriniar'a devredip jakobs'a çıksın da barış aradan sarksın diye... ama tedesco o tarafı ilk adımda kilitlemek isteyip nene'yi de geriye indirince tam tersi oldu. olayı tamamen geçişlere odaklayınca tabii fenerbahçe'nin hücum şekli de 4-4-2'ye benzedi ki galatasaray ilk beş dakika önde basarken bu tuzağa düştü; gs yunus'u öne çıkarıp 4-4-2 basarken, 𝘀𝗮𝗹𝗹𝗮𝗶 forvetleşen kerem'i marke ettiği için kenarda açılan boşluğa 𝗯𝗿𝗼𝘄𝗻 çıktı + 𝘀𝗮𝗻𝗲 onu kontrol ettiği için geriye indi, açılan boşluğa (sol beke) 𝗴𝘂𝗲𝗻𝗱𝗼𝘂𝘇𝗶 inip top alınca 𝘁𝗼𝗿𝗿𝗲𝗶𝗿𝗮 prese çıktı ve 𝗹𝗲𝗺𝗶𝗻𝗮 da daha önde duran talisca ile meşgul olduğu için 𝗸𝗮𝗻𝘁𝗲 savunma önünde boş kalıp top alabildi. bu anlarda 𝗯𝗮𝗿ış 𝗮𝗹𝗽𝗲𝗿 ters kanattan merkeze destek atsa da kante topu hızlı kullanıyordu. zaten bunları farkettikten sonra presi değiştirdiler; lemina talisca'yı 𝗮𝗯𝗱ü𝗹𝗸𝗲𝗿𝗶𝗺'e devredip torreira ile birlikte nöbetleşe kante'yi kontrol ederlerken, brown'ı sallai'ye devreden 𝘀𝗮𝗻𝗲 ise guendouzi top aldığı vakit bastı, gerekirse 𝘆𝘂𝗻𝘂𝘀 da geri dönerek alan daralttı. bu andan itibaren fb'nin toplu oyundaki üretkenliği sıfıra yaklaştı zaten; gördüğün an 𝗰𝗵𝗲𝗿𝗶𝗳'i savunma arkasına kaçır gitsin'e dönüştü :) ikinci yarı bir şeyler değişik başlar diye bekledim ama tedesco hocam hiçbir şey hazırlamamış; aynı tas başladı devre. özellikle yenik olmanın psikolojisiyle geçişlerde biraz daha açılınca, geçiş esnasında tekrar gs'de kalan topların dönüşü ağır oldu zira 𝗴𝘂𝗲𝗻𝗱𝗼𝘂𝘇𝗶 çok kez sol kanat gibi oynadığı için o kadar geniş bir alana hitap etmeye başladı ki boşluklara dalıp dalıp tekrar geri koşmak zorunda kalan 𝗯𝗿𝗼𝘄𝗻'un + dolayısıyla kademelerine kamikazelik yapmak zorunda kalmaya başlayan sol stoper 𝗼𝗼𝘀𝘁𝗲𝗿𝘄𝗼𝗹𝗱𝗲'nin de ayarları iyice bozuldu ve on dakika içinde fb geçişin geçişi diyebileceğimiz pozisyonlar ile önce 55'te, 𝘀𝗮𝗻𝗲'nin kenara açılan topu geri kazanıp 𝗸𝗮𝗻𝘁𝗲'yi ekarte ederek içeri kıvrıldığı anda 𝗯𝗿𝗼𝘄𝗻-𝗼𝗼𝘀𝘁𝗲𝗿𝘄𝗼𝗹𝗱𝗲 ikilisinin inanılmaz yaptığı bir pozisyon hatasıyla ceza sahasına sızan torreira'nın golü kılpayı ofsayt oldu. beş dakika sonra da, fb'nin kontratağını kesen gs'de topu alan 𝗯𝗮𝗿ış 𝗮𝗹𝗽𝗲𝗿'in, koştuğu yerden geriye dönemeyen 𝗯𝗿𝗼𝘄𝗻'un arkasına sarkan 𝘀𝗮𝗻𝗲'ye attığı diagonal top oosterwolde'nin yunus'u indirdiği penaltıya dönüştü, 𝗲𝗱𝗲𝗿𝘀𝗼𝗻 aptalca bir kırmızı kart gördü, barış penaltıyı attı 2-0 oldu ve maç bitti. ederson demişken söylenecek çok söz var tabii ama boşverin, konu ederson'a gelene dek hem maçtaki diğer olaylar hem de kulüpteki genel ortamla ilgili yıllardır süregelenler var... fenerbahçe ne zaman ki bir çiftlik değil de spor kulübü gibi yürütülür, bu konular o zaman değer konuşmaya
tevfikken tweet media
Türkçe
12
3
88
20.2K
okkua
okkua@okkua2·
@tevfikken Zannetmiyorum ama bu maç umarım başkanından hocasına, hocasından laubali oyuncusuna kadar iyi bir temizliğe götürür
Türkçe
1
0
1
43
tevfikken
tevfikken@tevfikken·
son dört maça girerken; evet belki de galatasaray'ın son yıllarda bir 'şampiyonluk kaybetme' olasılığına en yakın olduğu sezon bu sezon, ancak: 𝗳𝗲𝗻𝗲𝗿𝗯𝗮𝗵ç𝗲 son milli aradan dönüşteki fiziksel avantajını ilk iki hafta bir rüzgara dönüştürmeyi başarmış olsa da son hafta bu gücü temkinli kullanmak istediği için iki maç üst üste (biri lig biri kupa) başarısız sonuç alıp psikolojik olarak geriye düşerken 𝗴𝗮𝗹𝗮𝘁𝗮𝘀𝗮𝗿𝗮𝘆 türkiye kupası'ndan elenmesine rağmen bir haftadır çizdiği resimde oyun gücü ve fiziksel açılardan bence bir nebze toparlamış durumda. yani aslında kupadan elenmek, maça rotasyonlu çıkan 𝗴𝗮𝗹𝗮𝘁𝗮𝘀𝗮𝗿𝗮𝘆 için belki de ligdeki hedefe kilitlenme babında iyi bile olmuşken, ligde geride kalıp morali bozulan 𝗳𝗲𝗻𝗲𝗿𝗯𝗮𝗵ç𝗲 için ekstra bir baskı yarattı, üstelik as kadro ile 120 dakika yoğun oynayarak elendiği için bu baskının üstüne bir de yorgunluğu eklemiş oldu. pazar günkü derbiyi bu ön kabullerle beklersek belki de tahminler biraz daha netleşebilir. elbette derbiler her şeye gebedir ama en azından şu ortamdaki ultrason sonuçları galatasaray maçı kaybetmez gibi gösteriyor. buna tarihsel bir dönüşümü de ekleyerek bakarsak: fenerbahçe'nin fenerbahçe olduğu zamanlarda türkiye kupası laneti vardı hatırlarsınız, finale kadar geldiği sezonlar da oldu ama kazanamadı bir türlü. o sezonlarda fb'nin türkiye kupası'ndaki son maçları: 𝟮𝟬𝟬𝟰 fenerbahçe 2-4 gençlerbirliği 𝟮𝟬𝟬𝟱 fenerbahçe 1-5 galatasaray 𝟮𝟬𝟬𝟲 fenerbahçe 2-3 beşiktaş 𝟮𝟬𝟬𝟳 fenerbahçe 1-1 beşiktaş (deplasman golü kuralıyla bjk eledi) 𝟮𝟬𝟬𝟴 fenerbahçe 1-2 galatasaray 𝟮𝟬𝟭𝟬 fenerbahçe 1-3 trabzonspor 𝟮𝟬𝟭𝟭 gruptan çıkamadı (ocak ayında elenmiş oldu) bu sezonlarda fenerbahçe ligde şampiyon oldu-olmadı farketmez, yukarıdaki maçların ardından taraftar pes etmezdi çünkü ligde mutlaka şampiyonluğa oynayacağını biliyor/inanıyordu. şu an ise kağıt üstünde yine o sezonlara benzer bir durum var; ligde yarış devam ediyor ve sırada yarışın kaderini belirleyebilecek bir derbi var ama fenerbahçeliler'de inanç yok, mucize beklentisi var. çünkü o bahsettiğim sezonların hepsinde fenerbahçe toplu oyunda güçlü bir ana plan üzerine kurgulanan düzenlerle oynuyordu, şimdiki gibi geçiş oyunu öncelikli underdog fikirler üzerine inşa olmamıştı. kısacası fenerbahçe bu sezon kendi göbeğini kendi kesecek bir düzende oynamıyor ve galatasaray çok büyük bir ikramda bulunmadıkça da şampiyon olamayacak. o yüzden mucize bekleniyor
tevfikken tweet media
Türkçe
3
0
9
2.1K
okkua
okkua@okkua2·
@leuropefootball city'den de liv'den de 10 yiceklerdi ikisini de elediler tuhaf takım
Türkçe
0
0
7
3.3K
L'Europe
L'Europe@leuropefootball·
🔥 4 yıl önce bugün, Şampiyonlar Ligi tarihinin en epik maçlarından birini izledik. ⚽️ 2' De Bruyne ⚽️ 10' Jesus ⚽️ 33' Benzema ⚽️ 53' Foden ⚽️ 55' Vinicius ⚽️ 74' Bernardo ⚽️ 82' Benzema (P)
Türkçe
38
30
5.2K
177.6K
okkua
okkua@okkua2·
@NisandaSampiyon (14-15,15-16,20-21,23-24) Rakiplerden çok bizim td lerin eşşekliği yüzünden verdiğimiz sezonlar Mesela (22-23,24-25) ise rakibin gerçekten çok sağlam olup şampiyon olduğu sezonlar
Türkçe
0
0
0
76
okkua
okkua@okkua2·
@EnesBolelli Çok ilginç bi Tedesco'ya toz kondurmama durumu var Hayatımda bu kadar rasyonelllikten uzak duygusal bi taraftar topluluğu görmedim
Türkçe
0
0
0
10
EnesBolelli
EnesBolelli@EnesBolelli·
kuran çarpsın fenerbahçe çok kötü top oynuyo, adamı gerçekten seviyorum bi garezim yok, hani benim bi hoca bagajımda yok aksine hiçbir yerliyi de istemiyorum ama olanı söylemek lazım bugüne özel dgl hep kötüyüz bu şekilde olamazsın zaten o yüzden sürekli puan kaybı yaşıyoruz
Türkçe
27
26
297
13.1K