Cahit Akbulut

8K posts

Cahit Akbulut banner
Cahit Akbulut

Cahit Akbulut

@pirvanki

Kurdish,Qouçgirî,Elewî, Philosophy

Turkey Katılım Ekim 2019
619 Takip Edilen1.6K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Cahit Akbulut
Cahit Akbulut@pirvanki·
1/20 Sömürge karşıtı mücadele tarihinde,"işgalciyi demokratikleştirerek" özgür olacaklarını iddia eden başka bir hareket olmamıştır.Sadece bu akıldışı söylem bile bu yapının "özgürlük hareketi" yerine "kara propaganda" örgütünden başka bir şey olmadığını gösterir.Kara propaganda
Türkçe
16
12
86
0
RANA
RANA@uyusiyyau·
@pirvanki Bukowski'ye tutup desen ki biri böyle bir laf etmiş cevabı ne olurdu acaba? O g.te söyleyin hayat zaten cehennemin ta kendisi aq. Onun o kutsadığı edebiyat mahalle yangınını izlerken yellendiği ucuz bir yelpaze ya da saçını tarayacağı tarak falan derdi Beş para etmezin tekidir
Türkçe
1
0
0
10
Cahit Akbulut
Cahit Akbulut@pirvanki·
" Bêyî wêjeyê,jiyan dojeh e ." Charles Bukowski
HT
1
1
5
100
Maria Starbucks 🇲🇦🇮🇱🇪🇦
صباح القوة والكرامة لمن اختاروا العز طريقا 🇮🇱🙏💪🪬💙💞👑🧿✨️🤼‍♀️🚶‍♀️🤍🔯🥰🇲🇦 #JuniorBicampeón
العربية
75
165
1.3K
13.6K
Cahit Akbulut
Cahit Akbulut@pirvanki·
Almanya'da yaşamış olanlar şunu iyi bilir: Bu terör örgütü ve militanlarının Almanya'da Kürd'leri temsilen ortaya koydukları vahşete varan türlü şiddet pratiklerinden dolayı ki sokak ortasında işledikleri cinayetleri,sokak eylemlerini saymıyorum bile. Benim bahsettiğim Alman kamusal alanında yarattıkları türlü pratiklerle Nazi vandalizmini/vahşetini Almanya'ya taşıdıkları için ,mesela; polis köpeklerini benzine bulayıp ateşe vermek gibi;sokak ortasında kendilerini yakmak gibi,insan bedenine türlü işkence pratikleriyle terör listesine alındıklarından dolayı Alman yetkililer bu tür etkinliklerde bütün Kürd-lere şunu der: "TERÖR SEMBOLLERİNİ İSTEMİYORUZ. " Bu militan şantözün siyasi bayrak diye uydurduğu terim aslında örgüte ait terör sembolleridir . Yani münfesih terör örgütü PKK-ya ait her türlü fılamadır . Önce şunu öğrenin: Ala rengin siyasi bayrak değildir KEMALİZMİN PİÇLERİ . Ala Rengin Kürd Ulusu'nun bayrağıdır. Terör örgütünün organizasyonları dışında Dünya'nın her yerinde,her ortamında özgürce dalgalanır . Farkındayız: İşgalci Milletlerden daha çok Ala Rengin düşmanı olduğunuzun her pratiği ortaya çıktıkça,açığa çıkan şeyi gizleme girişiminiz hesap vereceğiniz bir döneme girmiş olmanızdandır .
Türkçe
12
12
67
2.4K
Cahit Akbulut
Cahit Akbulut@pirvanki·
Turkey state is an unfinished state. It is too fragile to engage in conventional warfare;it is not strong enough to sustain that option. This unfinished state can only engage in conflict through proxy organizations and in a predictable environment. I insistently assert this claim because this incomplete structure has a history of warfare where it hasn't been tested: This structure can only exist through propaganda. Don't hesitate and test it. The Turkish Republic -it is neither a model of a republic nor a modern nation-state-regime has such a flawed anatomy that it can only show itself in the shadows in political discourse. Test it in the field. For example, you will soon have the opportunity to test this flawed regime in Cyprus. Don't hesitate and let it show itself in the field. @gidonsaar @MOSSADil @IsraelMFA @Israel_katz
Mustafa ÇİFTÇİ@mustafaciftcitr

Şam'ın, Halep'in, Karabağ'ın özgürlüğünü gördüğümüz gibi inşallah bir gün Kudüs'ün de özgürlüğünü göreceğiz. Benim valiyken Cenabı Hak'tan bir niyazım vardı. Malum burada beş sene valilik yaptıktan sonra Erzurum'a tayin oldum. İki buçuk sene de orada görev yaptım. İçten içe büyüttüğüm niyazım şuydu. Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et diye. Yine inanıyorum ki Cenabı Hak o günleri bizlere gösterecek. Mutlaka gösterecek. Ben buna bütün kalbimle inandım ve inanmaya da devam ediyorum. Geçmişte olduğu gibi yine oralar bizim olacak. Yine bizim hüküm ve tasarrufumuz altına inşallah girecek. Çünkü başımızda Recep Tayyip Erdoğan gibi bir küresel lider var. Bir dünya lideri var.

English
0
0
4
326
Cahit Akbulut
Cahit Akbulut@pirvanki·
Yıkılmış iran rejiminin göstermelik varlığını Trump bile koruyamaz artık. Coğrafya'nın yeni güç merkezi Israel USA-EU sayesinde değil USA-EU'ya rağmen var oldu . İran molla rejiminin sorunu;Doğu Totaliter sistemlerindeki irasyonalitenin merkezi hapsetmesi;sistemin/rejimin kendi durumunu algılamasına engel oluşundan kaynaklı . Durum sadece bundan ibaret . Doğu Totaliter sistemlerinin örnekte de molla rejiminin ölüsü ortada kalmaya devam ettiğinden;bir türlü defin işlemi yapılamadığından görünürde yaşadığı var sayılır . Sorun sadece bir yanılsama.
Türkçe
0
0
2
228
Cahit Akbulut
Cahit Akbulut@pirvanki·
Kürd'ler açısından, bu talebin Türk'ler tarafından yapılmış olması ne tür bir garabet -aslında önleyici tedbir-olarak görülürse PKK ile organik bağı tescilli bir yapı tarafından yapılıyor olmasını da aynı muhteviyatta görülüyor olması lazım. Bu kadar ifşâ ve beyandan;Suriye sahasında yaşananlardan sonra bunun sorgulanması bile insan aklına zûldur. Kürd'eri temsilen işgalci devletin politik söylemini savunan ve olası her türlü Kürd kazanımını önleyici bir organizasyon olarak yaratılmış bu türden yapıların Kürd milleti tarafından net bir dille reddi yapılmalı. Diasporada yaşayan herhangi bir Kürd bu yapının terörle ilişiğini hukuka konu ederek bu saçmalığa artık son verecek adımı başlatmalı. Apaçık görünen şu ki: TC'nin tek kozu ve politik/sahada haraket kabiliyetini kendi adına hareket eden PKK denilen terör organizasyonuna dayandırmış! Hareket kabiliyetini terör örgütü üzerinden yapabilen bir rejimin ne geleceği olabilir ki?
Nupel Haber@nupelonline

Kürtler için Birleşmiş Milletler'de gözlemci millet statüsü talep edilecek 🔴Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) genel kurulunda Kürt halkının gözlemci statüsüyle Birleşmiş Milletler’de yer alması için  hazırlanan başvuru mektubu kabul edildi. ''Biz Kürtler 60 milyonluk bir millet olarak, sadece devletleşmeden değil, aynı zamanda bir millet olarak tanınmaktan da mahrum bırakılıyoruz'' denilen ve Kürtler için ''Gözlemci Millet '' statüsü talep edilen mektup Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği'ne sunulacak. nupel.tv/knk-kurtler-ic…

Türkçe
2
1
8
496
Cahit Akbulut retweetledi
Mor Edge Insight
Mor Edge Insight@MorEdge_Insight·
Even Arab leaders admit it. Everyone is sharing the Bill Clinton clip where he describes how Yasser Arafat rejected a generous peace offer at Camp David that would have given the Palestinians a state on 96 percent of the West Bank, land swaps, and a capital in East Jerusalem. Clinton says Arafat lied to him and that the Palestinian leadership never actually wanted a two-state solution. They wanted to destroy Israel. It’s a video often shared by people like @VividProwess, and it’s an important one for people to see. Of course, critics immediately dismiss it. They claim Clinton is biased or he’s pro-Israel. They’ll tell you that you cannot trust the American perspective. Ok, so let us set that aside. Now watch this. In this powerful interview, former Egyptian President Hosni Mubarak, a major Arab leader who was directly involved in negotiations, says exactly the same thing from the Arab side. He talks about the Mena House Conference in Cairo as well as the Camp David negotiations of 1978. All failed because of the Palestinians repeatedly rejecting any offer. The Oslo accords were signed but because Hamas and the Palestinian Islamic Jihad were not involved, they derailed the accords and any chance for peace by initiating 4 years of terrorist suicide attacks in Israel. Then came the second Camp David negotiations in 2000 which Arafat agreed to, then rejected and instead initiated the Second Intifada. Mubarak explains how the Palestinians refused to even participate in the Mena House conference of 1977. He describes repeated opportunities they were given, including a detailed document that called for Israeli withdrawal from the Samaria, Judea and Gaza, security arrangements during a transitional period, and other major concessions. The Israelis were willing to negotiate on difficult issues like who would control security. The Palestinians, according to Mubarak, kept saying no and wasting chance after chance. He speaks with clear frustration about how for decades the Palestinian side has rejected peace initiatives and realistic compromises. The video further shows footage from the PLO representative in 1977, as well as old footage of Egyptian president Sadat who was involved in the Mena House and first Camp David negotiations of 1978. This perhaps is far more impactful than Clinton’s account because it is not a Western or Israeli voice. It is prominent Arab leaders who lived the negotiations, who represented the broader Arab world, and who had zero incentive to defend Israel. When leaders from both sides of the table describe the same pattern of Palestinian rejectionism and violence, it becomes much harder to dismiss as bias. The pattern is clear across decades and across different voices… generous offers, repeated refusals, and continued demands for everything while giving nothing in return. This is not ancient history. It is the core reason the conflict continues today. If you value the truth, please share.
English
271
6.4K
14.5K
532.5K
Cahit Akbulut retweetledi
Behrooz Shojai
Behrooz Shojai@BehroozShojai·
Fetih, İstila ve Tarihin Faili Devletçi Tarih Yazımına Karşı Kürdistanî Bir Okuma “Arap istilası” ve “Türk istilası” ifadelerine itiraz etmek, ilk bakışta kavramsal bir hassasiyet gibi görünebilir. Fakat bu itirazın arkasında çoğu zaman daha derin bir tarihsel refleks vardır: fethedenin dilini tarihin doğal dili saymak, fethedilenin deneyimini ise aşırı, ideolojik veya anakronik göstermek. Oysa burada tartışılması gereken mesele, Müslüman veya Türk-İslam kaynaklarının kendi yayılma süreçlerine hangi değer yüklü adları verdikleri değildir. Asıl mesele, bu süreçlerin Kürtler, Süryaniler, Ermeniler, Hristiyanlar, Êzidî Kürt ataları ve diğer yerli halklar açısından ne anlama geldiğidir. Arap-İslam kaynakları bu sürece fetih diyebilir. Fakat “fetih” kelimesinin kendisi zaten askerî ele geçirme, bir yerin dışarıdan gelen bir güç tarafından alınması anlamını taşır. Fail açısından “fetih” olan şey, yerli halk açısından istila, egemenlik kaybı, vergi rejimine bağlanma, askerî şiddet ve adlandırma rejiminin değişmesidir. Bu nedenle “fetih” ile “istila” arasında yalnızca kelime farkı yoktur; burada bakış açısı farkı vardır. Fetih, failin kelimesidir; istila, maruz kalanın tarihsel deneyimini adlandırır. Bu temel ayrımı yerleştirdikten sonra, kaynakların söylediklerini inceleyelim. Arap fetihleri: kaynakların kendi dili Belâzürî, Musul ve çevresinin fethini anlatırken şöyle der: “فقاتله أهل نينوى فأخذ حصنها وهو الشرقي عنوة، وعبر دجلة فصالحه أهل الحصن الآخر على الجزية والإذن لمن أراد الجلاء في الجلاء، ووجد بالموصل ديارات فصالحه أهلها على الجزية، ثم فتح المرج وقراه وأرض باهذرى وباعذرى وحبتون والحيانة والمعلة وداسير وجميع معاقل الأكراد.” “Ninova halkı onunla savaştı; o da doğudaki kaleyi zorlaaldı. Dicle’yi geçti; öteki kalenin halkıyla cizye ve gitmek isteyenlere gitme izni şartıyla sulh yaptı. Musul’da manastırlar buldu; onların halkıyla da cizye üzerine sulh yaptı. Sonra Merç’i, köylerini, Bâhuzrâ, Bâuzrâ, Habtûn, Hıyâne, Ma’le, Dâsır ve Kürtlerin bütün kalelerini aldı.” Bu pasajda üç unsur aynı anda görülür: zorla alma (عنوة), cizye rejimi ve Kürt kalelerinin ele geçirilmesi. Belâzürî, Diyarbekir hattını da açıkça kaydeder: “وفتح عياض آمد بغير قتال على مثل صلح الرها، وفتح ميافارقين على مثل ذلك… وفتح قردى وبازبدى على مثل صلح نصيبين، وأتاه بطريق الزوزان فصالحه عن أرضه على إتاوة… ودخل الدرب فبلغ بدليس وجازها إلى خلاط، وصلح بطريقها… ثم عاد فضمّن صاحب بدليس خراج خلاط وجماجمها.” “İyâz, Âmid’i savaşsız olarak Ruha sulhü gibi bir anlaşmayla aldı; Meyyâfârikîn’i de aynı şekilde aldı… Qardâ ve Bâzabdâ’yı Nusaybin sulhü gibi aldı. Zozan patriği ona geldi ve toprağı için itâve/ödemeüzerine sulh yaptı… Bidlis’e ulaştı, onu geçerek Xelat’a vardı ve onun yöneticisiyle sulh yaptı… Sonra döndü ve Bidlis sahibine Ahlat’ın haracını ve nüfus vergisini yükledi.” Âmid, Meyyâfârikîn, Mardin, Tur Abdin, Kardâ, Zozan, Bitlis ve Ahlat hattı askerî fetih, cizye, haraç, itâve ve nüfus vergisi rejimine bağlanmıştır. Bölge “doğal olarak İslamlaşmış” ya da “kendiliğinden Arap-İslam düzenine katılmış” değildir. Şehrizor meselesinde kaynakların dili daha serttir. Belâzürî şöyle yazar: “شهرزور والصامغان ودراباذ من فتوح عتبة بن فرقد السلمي، فتحها وقاتل الأكراد فقتل منهم خلقا.” “Şehrizor, Sâmghân ve Derâbâz, Utbe b. Ferkad es-Sülemî’nin fetihlerindendir. Onları aldı; Kürtlerle savaştı ve onlardan çok sayıda insan öldürdü.” İbnü’l-Esîr ve İbn Haldun aynı olayı tekrar eder: “وصالح أهل الصامغان وداراباذ على الجزية والخراج، وقتل خلقا كثيرا من الأكراد.” “Sâmghân ve Dârâbâz halkıyla cizye ve haraç üzerine sulh yaptı; Kürtlerden çok sayıda insan öldürdü.” Ayrıca mesele askerî fetihle sınırlı kalmamıştır. Coğrafyanın adlandırılması da fethedenlerin kabile yapısına göre yeniden düzenlenmiştir. Mukaddesî bunu açıkça söyler: “وقد قسمنا هذا الإقليم على بطون العرب لتعرف ديارهم وتميّزها… ديار ربيعة ثم ديار مضر ثم ديار بكر.” “Bu bölgeyi Arap boylarına göre taksim ettik ki onların diyarları bilinsin ve ayırt edilsin… Diyar-ı Rebîa, sonra Diyar-ı Mudar, sonra Diyar-ı Bekr.” Yâqūt el-Hamevî ise Diyarbekir adının Arap kabilesi Bekr b. Vâil’e nispet edildiğini açıkça kaydeder: “ديار بكر: هي بلاد كبيرة واسعة تنسب إلى بكر ابن وائل… ومنه حصن كيفا وآمد وميافارقين.” “Diyar-ı Bekr: Bekr b. Vâil’e nispet edilen büyük ve geniş bir ülkedir… Bunun içinde Hasankeyf, Âmid ve Meyyâfârikîn de vardır.” Yani yerli coğrafya yalnızca askerî olarak alınmamış; Arap kabile mülkiyeti ve coğrafyası üzerinden yeniden adlandırılmıştırda. Diyarbekir adı bu anlamda nötr bir coğrafi ad değil, fetih sonrası kabile egemenliğinin dilsel kalıntısıdır. Selçuklu istilası ve Kürt devletlerinin inkırazı Doç. Dr. Mustafa Aylar şunu söylüyor: “Eğer önce İslam dini ve sonrasında da Selçuklular ve Osmanlılar olmasaydı bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtler çok az bir nüfusa sahip olurdu.” Bu cümle tarihsel bir argümandan çok, fetihçi-paternalist bir varsayımdır. Kaynakların gösterdiği şey bunun tersidir: Kürtler bu bölgelerde zaten vardı. Kendi kaleleri, emirlikleri, hanedanları ve siyasal gelenekleri vardı. Selçuklu dalgası bu varlığı yaratmadı; onu parçaladı, yağmaladı ve yerel Kürt siyasal özerkliklerini tasfiye etti. İbn Haldun, Oğuzların kim olduğunu önce açıkça tanımlar: “هؤلاء الغزّ من طوائف الترك، وهم الشعب الذين منهم السلجوقية” “Bu Guzz/Oğuzlar Türk topluluklarındandır; Selçukluların çıktığı zümre de bunlardandır.” Yani söz konusu olan belirsiz bir göç hareketi değil, Selçuklu dünyasının içinden çıkan Türk-Oğuz askerî dalgasıdır. İbn Haldun aynı pasajda Kürtlere yöneldiklerini şöyle yazar: “ثم عاثوا في الأكراد واستباحوهم” “Sonra Kürtler arasında fesat ve tahribat çıkardılar; onları istibaha ettiler — yani saldırıya ve yağmaya açık hâle getirdiler.” İbnü’l-Esîr, Hakkâri bölgesindeki çatışmayı somut anlatır: "فساروا نحو بلاد الهكارية من أعمال الموصل، فقاتلهم أكرادها وقاتلوهم قتالاً عظيماً، فانهزم الأكراد وملك الغز حللهم وأموالهم ونساءهم وأولادهم" “Musul havalisinden Hakkâri topraklarına doğru yürüdüler. Oranın Kürtleri onlarla savaştı ve büyük bir savaş yaptılar. Kürtler yenilince Guzz/Oğuzlar onların obalarını, mallarını, kadınlarını ve çocuklarını ele geçirdi.” Bu, herhangi bir “medeniyet taşıma” anlatısı değildir. Obalara, mala, kadınlara ve çocuklara el konulmasıdır. İbnü’l-Esîr, Diyarbekir hattını da kayıt altına alır: "فأخذوا بعض الأكراد، وعرفهم الطريق… فسار بوقا وناصغلي وغيرهما إلى ديار بكر، ونهبوا قردى، وبازبدى، والحسنية، وفيشابور." “Bazı Kürtleri yakaladılar; onlara yolu gösterdiler… Bûkā, Nâsıglî ve diğerleri Diyarbekir’e yürüdüler; Kardâ, Bazabdâ, Hasaniyye ve Fişabur’u yağmaladılar.” Ve aynı anlatının özeti: "فأخربت الغز ديار بكر، ونهبوا وقتلوا ." “Guzz/Oğuzlar Diyarbekir’i harap ettiler; yağmaladılar ve öldürdüler.” Bu kadar açık bir cümleden sonra “istila demeyin” demek, tarihsel kavram tartışması değil, işgalin dilini temizleme çabasıdır. Selçuklu müdahalesi yalnızca göçebe yağmalarla da sınırlı kalmamış; kurumsallaşmıştır. Diyarbekir’deki Kürt Marwanî hanedanı bunun en açık örneğidir. İbn Haldun, Nasrüddevle Ahmed b. Merwan’ı şöyle anar: “أحمد بن مروان الكردي صاحب ديار بكر” “Diyarbekir sahibi Kürt Ahmed b. Merwan.” İbnü’l-Esîr, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın bu Kürt hanedanının ülkesini nasıl aldığını aktarır: "وعقد السلطان على فخر الدولة بن جهير ديار بكر، وخلع عليه، وأعطاه الكوسات، وسيّر معه العساكر، وأمره أن يقصدها ويأخذها من بني مروان، وأن يخطب لنفسه، ويذكر اسمه على السكّة ." “Sultan, Diyarbekir’i Fakhrüddevle b. Cehîr’e verdi; ona hil’at giydirdi, davullar verdi, onunla birlikte ordular gönderdi ve ona Diyarbekir’i Benî Merwan’dan almasını, hutbeyi kendi adına okutmasını ve adını sikkede zikrettirmesini emretti.” Sonucu İbn Haldun bir başlıkla özetler: “استيلاء ابن جهير على ميافارقين وجزيرة ابن عمر وانقراض دولة بني مروان” “İbn Cehîr’in Meyyâfârikîn ve Cizre-i İbn Ömer’i ele geçirmesi ve Benî Merwan devletinin inkırazı.” Yani sonuç açıktır: Selçuklu müdahalesi, Diyarbekir merkezli Kürt devletinin siyasal varlığını sona erdirmiştir. Aynı yapı Kürt Hasanwayhî hanedanında da görülür. İbn Haldun bu hanedanı açıkça Kürt hanedanı olarak tanımlar: “الخبر عن دولة بني حسنويه من الأكراد القائمين بالدعوة العباسية بالدينور والصامغان” “Dinever ve Sâmğân’da Abbasî daveti adına hüküm süren Kürtlerden Benî Hasanwayhî devletinin haberi.” Selçuklu dalgasıyla bu hanedan alanlarının tasfiyesini İbn Haldun şöyle özetler: “وسار إليها نيال وملكها عليهم عنوة واستباحها وفتك في العسكر” “Yınal oraya yürüdü; zorla ele geçirdi, istibaha etti ve asker içinde kırıp geçirdi.” Ve ardından: "ونهب الغزّ حلوان… ونهبوا تلك الأعمال والدسكرة والهارونية وقصر سابور، وتقسّم أهلها بين القتل والغرق والهلاك بالبرد ." “Guzz/Oğuzlar Hulvan’ı yağmaladı… halkı öldürülme, boğulma ve soğuktan helak olma arasında parçalandı.” Rawwadî ve Hadhbânî Kürtleri açısından tablo farklı değildir. İbnü’l-Esîr, Urmiye ve çevresinde şunu kaydeder: “وعادوا إلى أرمية وأعمال أبي الهيجاء الهذباني، فقاتلهم أكرادها لما أنكروه من سوء مجاورتهم، فقتل خلق كثير، ونهب الغز سواد البلاد هناك، وقتلوا من الأكراد كثيراً.” “Urmiye’ye ve Ebü’l-Heycâ el-Hadhbânî’nin bölgelerine döndüler. Oranın Kürtleri, onların kötü komşuluğunu kabul etmedikleri için onlarla savaştı. Çok sayıda insan öldürüldü; Guzz/Oğuzlar oradaki kırsal bölgeleri yağmaladı ve Kürtlerden pek çoğunu öldürdü.” Şeddadî hanedanı da Gence, Dvin ve Ani çevresinde aynı süreçle karşılaştı: askerî baskı, ardından zorla vasallaşma, ardından egemenlik kaybı. Bu örneklerin tamamı tek bir sonuca işaret etmektedir: Kürtler bu coğrafyada Selçukluların bir yan ürünü olarak değil, kendi devletleri, hanedanları ve siyasal gelenekleriyle zaten vardı. Selçuklu dalgası bu varlığı yaratmadı; onu yağmaladı, parçaladı, cizye ve haraç rejimine bağladı ve yerel Kürt siyasal özerkliklerini birer birer tasfiye etti. Buna “Kürtlerin lehine tarihsel nimet” demek, kaynakların söylediğinin tam tersini söylemektir. Âmid mi, Āmed mi? Yazı, ses ve siyaset Doç. Dr. Mustafa Aylar’ın ikinci itirazı şudur: “Nasır Hüsrev’in belirttiği Âmid kelimesini bilerek ya da bilmeyerek Âmed olduğunu söylemeniz yanlıştır.” Bu itiraz filolojik olarak fazla kesin ve sorunludur. Nasır Hüsrev’in metninde geçen yazım Arap harfleriyle آمدşeklindedir. Arap-Fars yazısında kısa ünlüler çoğu zaman gösterilmez; gösterildiğinde de belirli bir yazı sistemi içindeki konvansiyona bağlıdır. Dolayısıyla آمد yazımı, kendi başına bugünkü Türkçedeki “Âmid” telaffuzunu zorunlu kılmaz. Hangi ünlünün kısa olduğu, hangi ünlünün hangi ses değerini taşıdığı sorusu, dilden dile ve dönemden döneme farklılaşır. Osmanlı-Türkçe transkripsiyon geleneği “Âmid” der; Farsça-Kürtçe fonolojik gelenek ise aynı yazımı Āmed olarak okur. Bu iki okumadan birini “doğru”, diğerini “yanlış” ilan etmek dilbilimsel değil, siyasal bir tercihtir. Tarihsel kayıt da bu esnekliği destekler. Aynı Nasır Hüsrev şehri şehr-i Âmed (شهر آمد) olarak kaydeder — bu, 11. yüzyılda, Kürt siyasal hareketinden sekiz yüz yıl önce kaleme alınmış Farsça bir metindir. 1710 tarihli bir Avrupalı haritada şehir yine Amed olarak geçer. Encyclopaedia Iranica, şehri Āmed biçimiyle kaydeder. Āmed biçimi modern bir icat değildir. Amida → Amid → Āmed zinciri, Kürtçede ve Farsçada kısa ünlülerin e/i yönünde kaymasını yansıtan olağan bir fonolojik süreklilik çizgisidir. “Nasır Hüsrev Âmid dedi, Âmed demeniz yanlıştır” cümlesi bilimsel bir düzeltme değil, Osmanlı-Türkçe transkripsiyon geleneğini tek meşru okuma gibi dayatan anakronik bir müdahaledir. Tarihin kimin gözünden yazıldığı Devletçi tarih yazımı, tarihi her zaman kurucu devletlerin, imparatorlukların, fetih yapan orduların ve egemen adlandırma rejimlerinin gözünden okur. Bu tarih yazımında fetheden özne aktif, rasyonel ve medeniyet taşıyıcıdır; fethedilen halk ise ya sessizdir, ya tali unsurdur, ya da ancak imparatorluğun düzeni içinde anlam kazanan pasif bir topluluk olarak görünür. Bu devletçi tarih anlayışı, Arap fetihlerini “İslam’ın gelişi”, Selçuklu ve Osmanlı yayılmasını “nizamın gelişi” olarak sunar. Fakat aynı anlatı, fethedilenin ne kaybettiğini sormaz: Hangi şehirler zorla alındı? Hangi halklar cizye ve haraç rejimine bağlandı? Hangi Kürt kaleleri ve hanedanları tasfiye edildi? Hangi coğrafyalar Arap kabile adlarıyla, Türk-Osmanlı idari adlarıyla ya da Cumhuriyetçi standardizasyonla yeniden adlandırıldı? Devletçi tarih yazımının temel hilesi şudur: egemenin şiddetini tarihsel zorunluluk, yerlinin itirazını ise ideolojik aşırılık olarak kodlar. “Selçuklular olmasaydı Kürtler az olurdu” cümlesi de tam bu mantıkla çalışır: Kürt varlığını istilacı imparatorlukların yan ürünü haline getirir. Oysa kaynakların söylediği bunun tam tersidir. Kürtler bu coğrafyada kendi devletleriyle, hanedanlarıyla ve kaleli şehirleriyle zaten vardı. Selçuklu müdahalesi bu varlığı yaratmadı; Benî Merwan devletinin inkırazı gibi sonuçlar doğurdu. Bir halktan kendi coğrafyasındaki fethe, cizyeye, haraca, yağmaya, katle, iktâya, istibaha, hanedan tasfiyesine ve adlandırma gaspına teşekkür etmesi beklenemez. Tarihçinin görevi fetih ideolojisinin kavramlarını korumak değil, kaynakların söylediğini dürüstçe okumaktır. Kaynaklar عنوة, على الجزية والخراج, قتل خلقا من الأكراد, استباحوهم, نهبوا وقتلوا, فأخربت الغز ديار بكر و انقراض دولة بني مروان diyorsa, bunları “medeniyet” veya “Kürtlerin lehine tarihsel sonuç” diye çevirmek tarihçilik değil, iktidarın diline tercüman olmaktır. Bu yüzden Kürdistanî bir tarih okuması bu hiyerarşiyi tersine çevirir: fethedenin kendi eylemine verdiği adı değil, fethedilenin yaşadığı tarihsel sonucu merkeze alır. Bu çerçevede Arap fetihleri Kürtler açısından Arap istilasıdır; Oğuz-Selçuklu yayılması Kürtler açısından Türk istilasıdır; Amed ise modern bir icat değil, yerli hafızanın Farsça, Süryanice, Kürtçe ve tarihsel şehir geleneği içindeki sürekliliğidir.
Behrooz Shojai tweet media
Türkçe
4
38
111
7.8K
Blûr
Blûr@hazexann·
Xwedê barana agirê bişîne ser îranê...
Português
1
6
26
655
Cahit Akbulut
Cahit Akbulut@pirvanki·
Li ser Tirsê , Xelîl Cibran "Dibêjin ku, berî ku çemek bikeve deryayê, ji tirsê diheje. Ew li rêya ku çûye dinêre , ji lûtkeyên çiyayan, riya dirêj û bizivirî ya di nav daristan û gundan da. Û berî wê, ew okyanûsek ewqas fireh dibîne ku ketina wê wek windabûnek e hetahetayê. Lê bijarteyek din tune. Çem nikare paşve bizivire. Kes nikare paşve vegere. Vegerandin di hebûnê de ne mumkin e. Çem divê rîska ketina nav okyanûsê bigire, ji ber ku tenê wê demê tirs dê winda bibe, ji ber ku li wir çem dê fêm bike ku ne li ser windabûna nav okyanûsê ye, lê li ser bûyîna okyanûsê ye."
Cahit Akbulut tweet media
Türkçe
0
2
10
346
Cahit Akbulut
Cahit Akbulut@pirvanki·
@roitele1 When one witnesses these brutal practices,one understands the germany people price they paid as a result of choosing Hitler and Nazis is far too cheap .
English
1
0
1
311
Tami 🇮🇱
Tami 🇮🇱@roitele1·
Los niños de Lidice, una de las historias más tristes de la Segunda Guerra Mundial. En un rincón tranquilo de la República Checa, lejos del bullicio de Praga, se encuentra un monumento desgarrador. Son 82 estatuas de bronce a tamaño real: 42 niñas y 40 niños. Permanecen inmóviles sobre la hierba, mirando hacia el horizonte. Algunos parecen buscar a sus padres. Otros se apoyan en sus compañeros. Ninguno sonríe. No son figuras simbólicas. Cada rostro fue modelado a partir de fotografías reales de los niños de Lidice. La historia comenzó el 10 de junio de 1942. Como represalia por el atentado contra el alto oficial nazi Reinhard Heydrich, las fuerzas alemanas arrasaron por completo el pequeño pueblo de Lidice. Los hombres fueron fusilados, las mujeres deportadas a campos de concentración y los niños separados de sus familias. De los niños de Lidice, 82 fueron asesinados en el campo de exterminio de Chełmno. Solo 17 sobrevivieron a la guerra. Décadas después, la escultora checa Marie Uchytilová decidió dedicar su vida a devolverles un rostro y un lugar en la memoria. Trabajó durante casi veinte años estudiando fotografías, edades y rasgos de cada uno de ellos para que ninguna figura fuera igual a otra. Terminó los modelos en yeso en 1989, pero falleció antes de ver la obra concluida. Gracias al esfuerzo de su esposo y a miles de donaciones, las esculturas fueron instalándose poco a poco hasta completarse en el año 2000. Si visitas la República Checa, Lidice merece mucho más que una parada rápida. El memorial se encuentra a menos de 30 minutos de Praga y forma parte de un amplio recinto que incluye museos, jardines y el impresionante rosal con más de 24.000 plantas en memoria de las víctimas. #shoa
Tami 🇮🇱 tweet media
Español
56
659
1.8K
26.8K
Vivid.🇮🇱
Vivid.🇮🇱@VividProwess·
Never forget October 7. 💔
English
111
489
1.8K
13.6K
Cahit Akbulut retweetledi
Isaac
Isaac@isaacrrr7·
Marco Rubio: "Hitler soñaba con un mundo sin judíos, una idea que comparte con Hamás. Hoy, estos regímenes e imperios se han convertido en polvo, pero Israel sigue en pie y el pueblo judío prospera. Rezo por un día en el que el mundo entero reconozca la inutilidad del antisemitismo. Un mundo en el cual los líderes abandonen el odio autodestructivo y creen un nuevo futuro en asociación con Israel basándose en los Pactos Abrahámicos."
Español
177
573
2.1K
41.3K