
Cambridge Dictionary bu senenin sözcüğü olarak “Parasocial”ı seçti.
Bu sözcük, hiç tanımadığımız biriyle — bir ünlü, bir influencer ya da artık bir yapay zekâ ile — tek taraflı bir bağ kurma hâli olarak tanımlanıyor.
Platonik bir durum yani.
Çağın ruhu böyle biraz…
Çünkü bugün çoğumuz, ekranlarımızda saatlerce izlediğimiz insanlarla gerçek hayattaki birçok tanıdığımızdan daha fazla zaman geçiriyoruz ve “yakınlık” hissediyoruz.
Bu da modern zamanların en büyük paradoksunu yaratıyor:
Kalabalığın içinde yalnızlık.
Şöyle özetleyebilirim, gözlemlerimden de destek alarak:
Bağlanıyoruz (connection) ama bağ kurmuyoruz.
Tanışıyoruz ama tanımıyoruz.
Konuşuyoruz ama dinlemiyoruz.
Dinliyoruz ama duymuyoruz, anlamıyoruz.
İki hafta önceki Trends & Friends’te konuk ettiğim, modern dünya ve felsefe üzerine sohbet ettiğimiz Pelin Dilara Çolak, Simone Weil’den şu alıntıyı yapmıştı:
“Dikkat, cömertliğin en nadide ve saf biçimidir.” @pelindilaraclk
Güzel de dikkat süremiz dakikalardan, saniyelere düştü.
Onu ne yapacağız?
◆ ◆ ◆
Parasoyal bağlılık - özellikle hayranlık, özlem, yalnızlıkla birleşince, gerçekçi beklentiler oluşturabiliyor.
Bu da hayal kırıklığı, yalnızlık, depresyon, bağımlılık riskini beraberinde getiriyor.
Yani “Parasocial” sadece dijital kültürle ilgili bir kavram değil.
Bununla birlikte gerçek ilişkilerin zayıfladığı, yüz yüze iletişimin giderek değer kazandığı bir dönemdeyiz anlamına geliyor.
Çünkü Cambridge Sözlüğü’nün senenin sözcüğü olarak belirlediği “parasosyal ilişkiler” tek taraflı.
Dijital medya “gerçek hayattaki bağları” zayıflatırken; “tek taraflı, yüksek duygusal yatırım + düşük sorumluluk” ile süren ilişkileri yaygınlaştırıyor.
Ama kaliteli bir network çift yönlü hatta çok yönlü.
Topluluklar karşılıklılık ve sorumlulukla inşa ediliyor.
Benim için kaliteli networking tam da burada başlıyor:
Gerçek insanlarla, gerçek ortamlarda, gerçek bağlar kurmak.
Birbirimizi sadece “takip etmek” ve DM'den ❤️ atmak değil, birbirimizin hayatına dokunmak.
Birlikte üretmek, birlikte düşünmek, birlikte değer yaratmak.
Dijital çağın getirdiği tüm kolaylıklara rağmen, insan hâlâ insanı, insana bakarak anlıyor.
Bir topluluğa ait hissetmenin iyileştirici gücü hâlâ geçerli.
Düştüğümde biri beni gelip kaldırır hissi insanı rahatlıyor ve direncini arttırıyor.
Kimse bir café'de, kahvesini yalnız içmek istemiyor (istisnalar elbette oluyor).
Ve en etkili, en samimi ilişki biçimi hâlâ: “Seni gerçekten dinliyorum.”
Belki de 2025’in kelimesi parasocial oldu ama ben hâlâ en güçlü kelimenin şu olduğuna inanıyorum: bağ.
Gerçek olan, yüz yüze kurulan, yaşamın içinde kendine yer bulan bağ.

Türkçe











