

Süreyyya Evren
9.7K posts

@sureyyya
yazar, şair, editör, çevirmen. Son kitap: Ortadoğu'da Bir Ülkenin Acil Durum Alarmı (Can, 2024).



⭕️ Çok alametler belirdi! ⭕️ Sabah gazetesi şimdiye kadar hükümete yüzde 99 destek veren bazı meslek odalarına ve sendikalara bayrak açtı. Sabah birdenbire sendika ve odalarda demokrasi ve şeffaflık savunucusu kesildi. Aşağıdaki haber epeyce ilginç. Haberde TOBB, TESK, TZOB, Türk-İş, Hak-İş ve Memur-Sen hedef alınıyor. Yazılanlarda yeni bir şey yok. Bilinen meseleler: Yüksek ücretler ve uzun görev süreleri. İddiaların çoğu doğru elbette. Ancak bu haberin Sabah’ta yer alması ilginç. Hükümetle uyumlu hatta sadık bu kuruluşlara karşı yine hükümete oldukça yakın bir gazete böyle haber yapılması oldukça manidar. sabah.com.tr/ekonomi/uye-ai… ⭕️ Sabah’ın tavrı bu haberle bitmiyordu. Belli ki kapsamlı bir hazırlık yapılmıştı. Aynı gün Sabah yazarı Dilek Güngör şöyle yazdı: sabah.com.tr/yazarlar/dilek… ✏️ "Türk siyasi tarihinde sivil, askerî ve bürokratik vesayet her zaman var oldu. Ancak 25 yıldır bu vesayet odaklarıyla ciddi bir mücadele başlatıldı. Birçok alanda başarılı da olundu. Eski vesayet kurumları güçlerini kaybetti. Bir mesele hariç! Ne mi? Türkiye'deki sendika ve odaların vesayeti... Hemen hemen hepsi kendilerini sivil toplum kuruluşu gibi gösterir. Ancak hatırlayın çoğu askeri müdahaleler döneminde demokrasinin altını oymaya çalıştı. Anayasa'da siyaset dışı kurumlar olarak tanımlansalar da yıllardır aktif siyasetin içindeler." Yazarın oda ve sendikaların anayasada siyaset dışı kurumlar olarak tanımlandığı iddiası vahim bir bilgisizlik örneği. Sabah yazarı yanlış biliyor veya hiç bilmiyor. 1995'te yapılan Anayasa değişikliğiyle sendikalara siyaset yasağı getiren 52. maddenin Anayasadan çıkarıldığından bihaber! Öte yandan Anayasanın 135. maddesinin ise meslek kuruluşlarına siyaset yasağı getirmediğinin farkında değil. Tersine Anayasanın 135. maddesine göre meslek kuruluşlarının seçimlerinde siyasî partiler aday gösteremezler. Yani Anayasa sendikalara ve meslek kuruluşlarına siyaseti yasaklamıyor, tersine siyasi partilerin meslek kuruluşlarının işine karışmasını önlüyor. Anayasanın hiçbir yerinde sendikaların ve meslek odalarının siyaset dışı kurum oldukları yazmaz. Bu iddia gayri ciddidir. Sendikalar ve meslek örgütleri geniş anlamda siyaset yaparlar. Bunca yıllık sosyal politika hocasıyım, doktoramı sendikacılık ve siyaset konusunda yaptım ancak sendika ve meslek örgütlerinin siyaset dışı olabileceğini savunan tuhaf fikirlerle Kenan Evren’den bu yana pek karşılaşmamıştım. Kenan Evren habire sendikaları siyasete karışmakla suçlardı. Zaten sendikalara siyaseti yasaklayan bir Anayasa yaptı. Ama bu yasağın ömrü sadece 13 yıl oldu. Yazarın “Kırılamayan tek vesayet” iddiası daha da vahim! Türkiye'de oda ve sendikalarda şeffaflık olmadığı, ciddi suistimaller ve demokrasi dışı uygulamalar olduğu doğru. Bunları yıllardır eleştiriyoruz. 23 yıldır iktidarda olan parti, sendika ve meslek örgütlerinde demokrasi ve şeffaflığı sağlayacak önlemleri neden almadı diye sormak lazım. Sendika ve odaların vesayet odağı olduğu ve bunun kırılamadığı iddiası oldukça tuhaf. Kime ve nasıl vesayet ediyormuş bu sendika ve odalar? Öyle bir cesaret ve mecalleri mi varmış? Ne yapmışlar mesela? Hükümetin ekonomi politikasını mı eleştirmişler? Yoksa hak aramak için eylem mi yapmışlar? Maşallah yıllardır kuzu gibiler! Sendika ve odalar siyaset üzerinde vesayet oluşturmak bir yana, bizzat kendileri iktidarın siyasi vesayeti ve güdümü altındalar. Sendika ve odaların çoğu hükümetin bir dediğini iki etmeyen, oldukça uslu ve ses çıkarmayan yönetimlere sahip. O kadar ki hükümetin ekonomi politikasına laf etmekten korkan, basın açıklaması taslaklarından son derece hafif ekonomi politikası eleştirilerini bile çıkartan konfederasyon yöneticileri biliyorum. Sendika ve odaların çoğu siyasi iktidarın arka bahçesi durumunda. Asıl sorgulanması ve değişmesi gereken bu. Siyasi vesayet ve tasallut ama sendika ve odalardan iktidara doğru değil, ters yönde. Sendika ve büyük meslek örgütlerinin çoğu, yüzde 99 nispetinde siyasi iktidara biat etmiş durumda. Bunca yıldır sendika-siyaset ilişkisi üstüne çalışıyorum. Böyle bir durumun DP ve AP dönemlerinde bile yaşanmadığını söyleyebilirim. Ancak anlaşılan yüzde 99 biat yetmiyor. Yüzde 100 biat isteniyor. Kayıkçı dövüşü ve göstermelik eleştiri yapılmasına bile tahammül edilmiyor. Mini minnacık eleştiriye bile tahammül yok. Örneğin Türk-İş Genel Başkanının asgari ücret tespit komisyonuna katılmaması bile iktidar katında büyük öfke yaratabiliyor ve bu öfke kendisine manidar bir şekilde hissettiriliyor. Bayram değil, seyran değil, Sabah neden sendika ve odalarda demokrasi ve şeffaflık savunucusu kesildi ve özellikle iktidara yakınlığıyla bilinen oda ve sendikaları neden hedefe koydu? Yakında bazı oda ve sendikalarda, iktidara yüzde 99 destek verenler tasfiye edilip yerlerine yüzde 100 destek verecekler gelirse şaşırmamak lazım!



















80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir. O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir. 2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü. Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin. Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor. Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor. Peki biz ne yapıyoruz? Onları sessizce yalnız bırakıyoruz. Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz. Bu bize gerçekten insani geliyor mu? Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu? Doktor randevusu için torununu arıyor. Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor. Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor. Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor. Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor. Peki torun işteyse? Çocuklar başka şehirdeyse? Evde sadece sessizlik varsa? İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor. Tren gişesi yok artık. Uygulama var. Market kasası insan değil. Makine var. Kimlik bile elektronik oldu. Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor. Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor. Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler. Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar: “Bu sizin için bir kolaylık.” Kimin için kolaylık? Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor. Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar. Çoğu, annesinin bir gün sessizce: “Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…” dediğini duymamış insanlar. O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı. Ama kimse duymuyor. Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor. Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu. Ve onlar o kapıyı açamıyor. Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir. Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil. Ama sistem başka bir şeyi seçti: İnsanlığı değil verimliliği… İnsanı değil algoritmayı… Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı. Bir şifreyi hatırlayamadıkları için. Bir gün sıra bize de gelecek. Bir gün biz de geride kalacağız. Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz: Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir. Bahar Meir




Hrant Dink Okulu Müdiresi Heriknaz Avagyan, diplomasız kaldığı için çocukların Ermenistan’a gitmek zorunda kaldığını söylüyor. Avagyan, sorun çözülerek eğitim hayatlarına burada devam etmeleri olduğunu dile getirdi. Melike Ceyhan’ın haberi evrensel.net/haber/5988170/…


henüz gece yarısı olmamış, henüz ali ismail korkmaz o sokağa girmemiş. eskişehir, 2013.



