Sabitlenmiş Tweet
Cemal Taşdan
5.5K posts

Cemal Taşdan
@tasdanc
Journalist
Turkey(kadıköy)Cyprus,Germany Katılım Mart 2011
4.7K Takip Edilen1.5K Takipçiler
Cemal Taşdan retweetledi
Cemal Taşdan retweetledi

1000. haftamızda bulunduğun yerden sen de Galatasaray Meydanı'na bir karanfil bırak!
Tıkla 👉 buff.ly/3KfC48k

Türkçe

@hilmihacaloglu Sevgili Hilmi, başın sağ olsun. Sabırlar diliyorum. Anneni ne kadar güzel anlatmışsın.
Türkçe

Telefonu kapatınca yeniden annemi düşündüm. 79 yıllık hayatında bir kere pes etmemiş bir kadındı. Yaşamını çocuklarına, ailesine adamıştı. Abartmıyorum, tek bir kere tek bir insan hakkında bile kötü konuştuğuna şahit olmamıştım. Son günlerde bize pek yüz vermiyorsa da Ezel’in gösterdiği videoları, ses kayıtlarını ilgiyle dinliyordu. Ben zaten süreki yanında ağladığımdan çok sokulamıyordum. Bir sefer hemşire önden çıktında elinden tutmuştum, pazartesi de ‘Anne, Galatasaray’ı yendik’ demiş bir yanıt vermesini beklemiştim. Galatasaraylı babamı kızdırmak için yüzlerce kere Fenerbahçe için ip bağlayan, ‘büyü’ yapan annem buna da reaksiyon vermedi.
Hastaneden çıkmak istediğini, son anlarında evinde ailesiyle geçirmek istediğini biliyordum. Ama yapamıyorduk işte. Önceki pazartesi günü tam da bu hiç istemediği durumu engellemek için uçarak eve gitmiştim. O öğleden sonra Ezel, annemin satürasyon seviyesinin bazen 65-70 aralığına düştüğünü söylemişti. Çıkmadan Kemal’i de aramıştım. Hemen yakın zamanlarda kaybettiğimiz Hasan amcanın evdeki oksijen konsantratörünü göndermesini istedim. O da hızla yollattı ama sağlık kabini hemşiresi durumun ciddi olduğunu söyleyince çarçabuk 112’yi çağırdık ve annemi artık Süleyman Yalçın adını taşıyan ama bizim için hep Göztepe SSK olan şehir hastanesine götürmek mecburiyetinde kaldık. Gece de yoğun bakımda yer olmadığından Pendik’e sevk edilince bizim de elimiz kolumuz bağlandı. Üç doktor görüşmesinde de eve götürme arzumuzu dile getirdik fakat bir türlü toparlamayan sağlık durumu yoğun bakım doktorunun buna izinsiz vermesini imkânsız kılıyordu.
Bu düşünceler kafamda dolaşırken kendimi yoğun bakım servisinin karşısında buldum. Telefonu çevirdim. Geldiğimi bildirdim. Haber vereceklerini söylediler. Kızlar henüz gelmemişti. Gömleğimi içime soktum. Ceketimi düzelttim. Beklemeye başladım. Kapı açılıyor, kapanıyor, hemşireler giriyor çıkıyor, zaman geçmiyordu. Telefona bazı notlar almaya başladım. Derken kapı yeniden açıldı. Kapıdaki hemşire bana seslendi. Yanında boynundaki stetestobuyla ilk kez gördüğüm mavi önlüklü bir doktor vardı.
“Zeynep Hanım’ın kalbi durduğu bilgisini vermiştik. 45 dakika kalp masajı yaptık. 17.13’te kaybettik. Başınız sağ olsun” dedi.
Mesaj tıpkı annem gibiydi. Sade, öz, net ve bu doğallığı içinde çarpıcı.
Başımı öne eğdim. Hemşire hanım ölüm belgesini yarım saat içinde hazırlayacaklarını söyledi. Döndüler, onlar servis içinde kaybolurken kapı kapandı.
Babamdan ve nefesini hiç dinleyemediğim oğlumda sonra annem de yoktu artık. Her zaman sırtımı yasladığım ardımdaki yüce dağ artık yoktu. Başımı iki elimin arasına aldım. Aylardır, haftalardır, günlerdir gözümüzün önünde eriyen anneciğimin artık yok olduğu hakikatini idrak etmem gerekiyordu. Henüz var ama yok. Tuğba ile Ezel zaten hastaneye geliyordu. Onlara güzel gözlü anamızın ölümünü yüz yüzeyken söylemeye karar verdim. Telefonu aldım yine elime. Selen’i aradım. “Annemi kaybettik”. Sonra sustum bir şeyler söyledi. Duymadım belki duydum da hatırlamıyorum. Kapatırken şunu düşünüyordum. Ben bu hayatta en çok annemi sevdim.

Türkçe

“-Ahmet Hilmi Hacaloğlu siz misiniz?
-Benim, buyrun.
-Pendik Bölge Hastanesi Yoğun Bakım Servisi’nden arıyorum. Annenizin, 10 dakika önce kalbi durdu. Kalp masajı yapıyoruz.
-Yoldayım, geliyorum.
-Bekliyoruz.
-Teşekkürler…”
Telefonu kapattım. Metronun bilgi panosuna baktım. Gülsuyu durağındaydım. Telefonun saati 16.38’i gösteriyordu. Hastaneye kalan süreyi hesapladım. 5 gibi hastaneye varacaktım. ‘Ne yapmalıydım? Önce kimi aramalıyım?’ Ezel ile Tuğba hastaneye gelecekti. ‘Acaba ablam ve kardeşimi aramışlar mıdır?’ İç sesimle tuhaf bir konuşma içine girmişken Selen’i çevirdim. Anneme gittiğimi biliyordu.
“-Vardın mı? Nasıl?
-Metrodayım. Az önce hastaneden aradılar.
-Ne dediler?
-Annemin 10 dakika önce kalbi durmuş.
-…”
Ne devam edebildim ne karımın bir şey diyebilmesine fırsat verebildim. Telefonu kulağımdan çektim. Yüzümü kapattım ve hıçrıka hıçkıra ağlamaya başladım. Halbuki 10 gün önce annemi hastaneye götürdüğümüzden beri kendimi bütünüyle bu ana hazırlıyordum. Her gün bir gün öncekinden daha kötü görünüyor, kendini daha da kapatıyordu. O üç-dört dakikalık günlük görüşmelerden her çıktığımızda kelimeleri dikkatle seçerek kardeşlerime annemi eve götürmemizin çok zor olduğu gerçeğine alıştırmaya çalışıyordum. Evde ya da arkadaşlarımla yaptığım konuşmalarda da bu hakikatin gelmekte olduğuna hazır olduğum mesajını veriyordum. Laf-ı güzaf ama işte öyle olmuyor.
O esnada “buyrun oturun” diyerek önümdeki üçlü koltukta oturan bir kadının ayağa kalktığını fark ettim. Oturmak istemediğimi söyledim. Gayet iyi niyetle ısrar ettim. Zaten dünyaya üstüme üstüme geliyordu daha da daralmak istemiyordum. Ağlayarak teşekkür ettim. Oturdu, kolonya vermek istedi, bulamadı. Yanında oturan bir başka genç kadın kağıt mendik uzattı, aldım. Gözyaşlarımı sildim. Gözümü iyice açtım. Çevredekiler üzüntüyle bana bakıyordu. Yerini vermek isteyen kadın kendisinin de Kurtköy’de bir hastanede yatan babasına gitmekte olduğunu söyledi. Geçmiş olsun diyebildim. Telefonda beni duyduğundan annemi sormadı. “Sizin durumunuz da kolay değil, allah güç kuvvet versin” dedi. O sırada Ezel, hastanenin kendisini arayarak durumunun kötü olduğunu bildirdiğini yazdı aile grubunda. Ben de teyit ettim. Sonra telefon trafiği başladı. Birkaç durak sonra hem ona hem yanındakine teşekkür ederek indim. Hastane, Tavşantepe metro istasyonunun ikinci çıkışının tam karşısımdaydı.
Yürürken aklıma önce Gülçin geldi. Onlar da çok zorlu bir süreç sonrasında annelerini kaybetmişlerdi. Bu hercümerç içinde Cem’e yazmıştım ama onunla temas etmediğimi hatırladım. Annelerini Küçükkuyu’da defnedeceklerdi. Aradım, gelmek istediğimi söyledim. O da “Gelme benim pazartesi günü uçağım vardı, son anda haber geldi. İptal ettim. Anneciğinin yanında ol” dedi.

Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi

“Kız kardeşim için, kız kardeşin için, kız kardeşlerimiz için… Çürüyen beyinleri değiştirmek için…”
#JinaMahsaAmini
Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi

🇨🇾#Cyprus, European election poll:
DISY: 28,1 %
AKEL: 25 %
ELAM: 15,6 %
DIKO: 12,5 %
EDEK: 6,3 %
Volt: 3,1 %
DIPA: 1,6 %
KOSP: 1,6 %
CYMAR, 19/04/24

HT
Cemal Taşdan retweetledi

“İnsan bir hayal aleminde, bir hikayenin içinde yaşayabilecek kadar şanslıysa eğer, gerçek dünyanın acıları sona erer. Hikaye devam ettiği sürece gerçek yoktur”. (Brooklyn Çılgınlıkları) #RIPPaulAuster 💫

Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi

Fransızların "en Fransız Amerikalı yazar" dedikleri Paul Auster'ın maalesef bugün ölüm haberini aldık.
2013 yılında Fransa'da Fransızca olarak gerçekleştirilen bu röportajda Auster ölüm gerçeğiyle ilişkisi hakkında konuşuyor.
Ve Paul Auster'ın sevdiği şu alıntı da röportaj sırasında gündeme geliyor: "Canayakın bir şekilde ölmeli insan (eğer mümkünse)."
Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi
Cemal Taşdan retweetledi

Bu mesajdan dolayı 1 yıl 8 ay hapis cezası verdiler. Şimdi hapse gidiyorum. Türk adaleti muhteşem. Herkese selam ederim.
Hakan Gülseven@gulsevenhakan
Kız Kulesi'nin restorasyonunu bu yapıyormuş. Estetik harikası.
Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi

Türkiye’deki üniversite yönetimlerinin ABD’deki öğrenci protestolarını destekleyici mesajlar atmaları tam anlamı ile iki yüzlülük. Siz bir susun hele.
Aytek Soner Alpan@AytekAlpan
2019-2023 METU / ODTÜ
Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi

WATCH: Among those arrested today were Noelle McAfee, Chair of the Philosophy Department at Emory University.
I’ve asked for a comment from Emory on this arrest, no word yet.
This video provided to us by an #Emory PHD student. You can hear him in this video. @ATLNewsFirst
Druid Hills, GA 🇺🇸 English
Cemal Taşdan retweetledi

İstanbul Valisi'nin yerine oturan çocuk, Taksim'de 1 Mayıs'a izin verdi birgun.net/haber/istanbul…
Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi

Turkish-Germans discovered the 1st COVID vaccine in the world; some were movie directors who won awards on behalf of Germany, numerous writers, musicians, intellectuals from Turkey call Germany home.
Of all these, the 🇩🇪 president chose the kebab maker to accompany him to 🇹🇷
Jannes Tessmann@JannesTessmann
Mayor @ekrem_imamoglu watching President Steinmeier cutting Döner.
Brookings, SD 🇺🇸 English
Cemal Taşdan retweetledi
Cemal Taşdan retweetledi

Bülent Kılıç'ın fotoğraflarına hayrandım, 2020'de de kendisiyle aşağıdaki söyleşiyi yapma fırsatı bulmuştum.
@AFP @AFPphoto Fransa'da yapamayacağı şeyi Türkiye'de yapabilmiş, utanç verici.
Yanındayız @Kilicbil.
Fotoğraf tarihin tanığıdır…
cumhuriyet.com.tr/haber/fotograf…

Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi

Bülent Kılıç @Kilicbil yıllarda gerçeği fotoğrafladığı için polis tarafından engellendi, tartaklandı, gözaltına alındı. Bunlar olurken @AFPphoto @afpfr çalışanıydı.
Şimdi sigorta-fazla mesai dediği için işten çıkarılması rezalettir.
AFP bunu Fransa'da yapabilir mi?


Bulent KILIC@Kilicbil
Yıllardır çalıştığım @afpfr @AFPphoto ‘dan sigortasız çalışmaktan, fazla mesaiden bahsettikten kısa bir süre sonra düzeni bozucu hareketler yaptığım için kovuldum. 16 senedir beni sevenler bir anda ahlaksız ve düzen bozucu buldu.
Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi

Bülent Kılıç için sadece iyi bir foto muhabiri demek yetmez, hep daha fazlasıdır... Kaybeden 'kurum'dur... Yolun açık olsun sevgili @Kilicbil.
velev@velevnews
AFP, foto muhabiri Bülent Kılıç'ı tazminatsız olarak işten çıkardı velev.news/genel/afp-foto…
Türkçe
Cemal Taşdan retweetledi
Cemal Taşdan retweetledi

Heybeliada’da Spinoza için lokma dağıtıldı
Heybeliada'da ünlü Filozof Spinoza'nın ölüm gününde lokma döküp dağıtıldı. Lokmacı Levent Usta: “Profesör bir müşterim var, o döktürdü.”
evrensel.net/haber/511398/h…
Türkçe





