
veliamca
40.4K posts

veliamca
@veliamca
Elektronik Teknisyeni, İşletme Mezunu. 2006-2016 arası yazılımcı. Ar-ge kafalı, fütürist parçası. -Partilere oy vermeyi bırakmalıyız!-






40 yaş üstü işsizlik krizine girdi. İş ilanlarındaki yaş sınırı nedeniyle 40 yaşın üstündekiler işsiz kalıyor.


“AK PARTİ’DE İSİM VERMEZSEK KİMSE ÜZERİNE ALMIYOR” 🗣️ Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan: …20 yıldır birileri “farklı düşünen bir tarafın tamamen düşman” olduğunu pompalayıp duruyor ve gördüğüm odur ki AK Parti bu durumla ilgili yeteri kadar bir şey yapmıyor, hatta durumun kendisine bir bakıma uyum sağlıyor. Bunun neden olduğunu da yazarım aslında da o kadar çok yazdım ki bu meseleleri artık üşeniyorum. Çünkü AK Parti’de bu gibi meseleleri “ismini vermezsek” kimse üzerine almıyor. İsmini verirsek de doğru düzgün bir vasatta konuşmak, anlamak yerine bir takım bayat numaralara başvuruyorlar. O yüzden siperde, kendimize dert ettiğimiz meseleler ve etrafımıza örülen “düşmanlaştırma efekti” ile nefes alıp vermeye devam ediyoruz. Ediyoruz etmesine de “sadakat”in bir sınırı varsa çok fena. Benden söylemesi.

Seslendirme yapmayı özlüyorum. Neden özlemeyeyim? Bu benim mesleğim. Beş yaşından beri gururla yaptığım işim. “Artık neden yapmıyorsunuz?” diye soranlar oluyor; sağ olsunlar. Ama dostlar; artık sektörün geldiği yer insanın içini yoruyor. Seslendirme; “üç günlük kurs aldım”, “çocukluktan beri ilgim vardı”, “boş zamanlarımda yapıyorum” denecek bir alan değil. Bu bir uzmanlık, bir oyunculuk disiplini, yılların emeği. Ben boş zamanımda diyetisyenlik yapmıyorsam, herkes de boş zamanında seslendirmeci olamaz. Seslendirme, kanalların ekonomik sömürü alanı değildir. Bugün yeni bir mesele öğrendim. Bazı yayıncılar ve stüdyolar, eski uzun soluklu dizileri inanılmaz kısa sürede yeniden seslendirmek istiyormuş. Bunun için de aynı karakterleri birkaç sezonda bir farklı oyunculara konuşturarak “hızlı teslim” planlıyorlarmış. Büyük ihtimalle yıllar önce bizim konuştuğumuz işler bunlar. Bu sadece meslek etiğine aykırı değil, seyirciye de hakarettir. Bir karakter, seyircinin kulağında o sesle yaşar. Özellikle görme engelli izleyiciler için karakter neredeyse tamamen sestir. Eskiden bir ses değişikliği olduğunda bile sebebi açıklanır, seyirciye saygı gösterilirdi. Şimdi ise tek kriter hız ve ucuzluk. “Kısa sürede bitsin.” “Yaza yetişsin.” “Reklam gelsin.” Sanatın, emeğin, rol devamlılığının önemi kalmasın isteniyor. Neyse ki buna itiraz eden meslektaşlarımız, stüdyolar ve @oyuncusendika var. Ama gerçekten bir yerde durup şunu sormamız gerekiyor: Her şeyi hız uğruna değersizleştirmeye daha ne kadar devam edeceksiniz? Seyirci ne zaman tepki verecek?
















