Yiğit Erden

6.6K posts

Yiğit Erden banner
Yiğit Erden

Yiğit Erden

@yigterden

Dr. Siyaset Bilimci | Ph.D. Political Science @BilkentUniv

Katılım Eylül 2013
993 Takip Edilen5.7K Takipçiler
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Sonra Fazilet Partisi kuruldu. Erbakan yasaklandı. Ama tabii ki hala en etkili isimdi. Partiyi gençlere bırakmak yerine Recai Kutan'ı tercih etti. Kutan 99 seçimlerinde partinin geleneksel tabanını ve belediyelerini korudu ama oy kaybını engelleyemedi. Yemin töreninde yaşanan olaydan sonra Fazilet'e de kapatma davası açıldı. Erbakan hala etkiliydi. 2000'deki kongrede gençleri değil Kutan'ı işaret etti. Kutan yine kazandı. O dönem partinin genç kuşakları hem partilerinin yaşlılarının/eskilerinin hem de müesses nizamın kendilerine siyaset yapma imkanı tanımayacağını anladılar ve yeni bir parti kurdular. O parti de ilk genel seçimde tek başına iktidara geldi.
only türk siyasi posting@siyasiposting

refah partisi’nin, kapatılması kararı sonrası genel merkezinin tabelası sökülürken, 1998

Türkçe
14
14
456
233.6K
Yiğit Erden retweetledi
Cihat Arpacık
Cihat Arpacık@ArpacikCihat·
Fatihli esnaf Ramazan Bey "Demokrasi tahammül rejimidir" dememiş ama "Sen nasıl bana sabrediyorsan ben de sana sabredeceğim" demiş ve eklemiş: Hep sen mi sevineceksin, biraz da onlar sevinecek...
Türkçe
72
400
3.7K
1.3M
Yiğit Erden retweetledi
İlkan Dalkuç
İlkan Dalkuç@ilkandd·
Milletvekillerinin kitlesel parti değistirmeleri son 30 senede 3 defa yaşandı. 28 Şubat'ta zamanı DYP içinden Demokrat Türkiye Partisi çıktı ve Anasol-D hükümeti kuruldu. DTP'yi hatırlayan yok. DSP-MHP-ANAP zamanında YTP kuruldu Bahçeli seçim kararı aldı ve Akp geldi. Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında 367 krizi zamanlarında Erkan Mumcu'nun ANAP'ı AKP'yi tırtıklayarak grup kurdu. Seçime gidildi. AKP oylarin %12 arttirip %46,5 ile 341 vekil çıkarttı. Vekil transferi en sonunda elit goygoyudur. Vatandaştan çok gazetecilerin derdi konular bunlar. Ülkedeki trendleri belirlemez.
Türkçe
4
27
200
61.6K
Yiğit Erden retweetledi
Kemal Büyükyüksel
Kemal Büyükyüksel@KBuyukyuksel·
3 Mayıs’ın kökeni 1944’te Nihal Atsız ile Sabahattin Ali arasındaki hakaret davası ve bu dava etrafında gelişen Ankara Nümayişine dayanıyor. Atsız, 1944’te Orhun dergisinde dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na açık mektuplar yazarak devlet ve eğitim bürokrasisinde “komünist faaliyetler” olduğunu iddia edip Sabahattin Ali’yi de hedef göstermişti. Bu hedef gösterme meselesi Sabahattin Ali’nin daha sonra 1948’de öldürülmesine kadar giden daha geniş şeytanlaştırma sürecinin parçasıydı. Sabahattin Ali’nin komünist, vatan haini, millet düşmanı gibi etiketlerle kamusal olarak hedef haline getirilmesi dönemin siyasal atmosferinde ciddi bir karşılık üretiyordu. Sabahattin Ali’nin açtığı hakaret davasının ikinci duruşması 3 Mayıs 1944’te Ankara’da görüldü. Duruşma sırasında Atsız’ı destekleyen gençler mahkeme çevresinde ve sonra şehirde gösteri yaptı. Bu tarih de bu çevreler için daha sonra “komünizme karşı reaksiyon” ve Turancılığa sahip çıkışın sembolik başlangıcı haline getirildi. Yani 3 Mayıs doğrudan doğruya CHP iktidarıyla çatışma içinde doğmuş bir gün. 1944’te iktidar CHP’ydi, İsmet İnönü cumhurbaşkanıydı, Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanıydı. Devlet ve CHP çevresi bu hareketi Irkçılık-Turancılık olarak gördü. Süreç kısa süre içinde ayrı bir Irkçılık-Turancılık davasına dönüştü. Nihal Atsız’ın yanında Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan, Alparslan Türkeş, Nejdet Sançar, Orhan Şaik Gökyay ve Fethi Tevetoğlu gibi isimlerin de içinde olduğu 23 kişi yargılandı. Hatta CHP Genel Sekreteri Memduh Şevket Esendal’ın parti teşkilatlarına gönderdiği tamimde, Atsız ve çevresi gençleri sokağa dökmek isteyen, ülke çıkarlarına zarar veren “fesatçı” ve “maceraperest” kişiler olarak anlatılıyordu. CHP’nin bunu sahiplenmemesi de 3 Mayıs’ın CHP’nin kurucu/tek parti dönemi milliyetçiliğine karşı gelişmiş bir sağ-Türkçü hafıza günü olması. Dönemin CHP çizgisi ırkçılığı ve Turancılığı anayasa ilkelerine aykırı, ulusal birlik ve güvenlik için tehlikeli görüyordu. Bu çizgi özellikle savaş koşullarında daha da sertleşmişti çünkü Turancılık aynı zamanda Sovyetler Birliği, Nazi Almanyası, savaş dengeleri ve Türkiye’nin tarafsızlık politikasıyla ilişkili bir güvenlik meselesi olarak görülüyordu. Falih Rıfkı Atay’ın Ulus’taki çizgisi bu resmi tutumu açıkça yansıtıyordu. Irkçı ve Turancı, Cumhuriyet Halk Partisi’nde olamaz deniyordu. Dolayısıyla CHP açısından 3 Mayıs, ülkücü/Türkçü sağın kendi mağduriyet, mücadele ve kimlik hafızasının günü. 3 Mayıs’ı kutlamak sadece Türk milletini seviyoruz anlamı taşımıyor, Atsız çizgisine, anti-komünist/Turancı geleneğe ve 1944’te CHP iktidarına karşı şekillenmiş bir politik mirasa sembolik yakınlık göstermek anlamına geliyor. Zaten bu mirasın içinde Atatürk’e, CHP’ye, İnönü’ye, Hasan Ali Yücel’e, Kemalist kadrolara ve Cumhuriyet’in vatandaşlık temelli milliyetçilik anlayışına karşı çok sert ve kişiselleşen bir dil de var. CHP, Türk milliyetçiliğini kendi kurucu-cumhuriyetçi ve vatandaşlıkçı hattı içinde tarihsel olarak sahiplenebilir, ama 3 Mayıs’ın temsil ettiği Atsızcı/Turancı/anti-komünist ve 1944’te CHP iktidarına karşı doğmuş hafızayı resmi parti kimliğiyle kutlaması tarihsel olarak da siyasal olarak da tutarsız olur zaten. Bugün bazı çevreler 3 Mayıs’ı sanki genel, nötr ve herkesin sahiplenmesi gereken bir “Türkçülük” günüymüş gibi sunuyor. Ama bu tarihin ciddi biçimde revize edilmesi aslında. 3 Mayıs’ın gerçek bağlamı silinince Atsızcı-Turancı sağın CHP’ye ve Cumhuriyet’in ana akım milliyetçilik anlayışına karşı geliştirdiği hafıza sanki Cumhuriyet’in ortak milli hafızasının parçasıymış gibi normalleştiriliyor. Bunda da 1980 darbesi sonrasında inşa edilen devletçi-milliyetçi anlatıların, özellikle de son 10-15 yılda iyice güçlenen revizyonist tarih dilinin bunda büyük rolü var. Bu hafıza zaman içinde kendi kökenindeki çatışmaları görünmez hale getirerek kendisini “asıl milli çizgi” gibi sunmaya başladı. Bu yüzden CHP’nin 3 Mayıs’ı kutlamamasını garipseyenlerde aslında zayıf ve çarpık bir tarih bilinci var.
Türkçe
7
83
340
30.8K
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
İnönü'nün bu ziyaretinin asıl sebebi tabii ki 1 Mayıs değildi. Bu bir denk gelişti. Amaç 29'da meydana gelen ve Türkiye'de de Atatürk'e artan şikayetlerden dolayı yakın arkadaşlarına "bunalıyorum çocuk" diye yakındıran kapitalizmin büyük buhranına alternatif aramak, model incelemek ve ilişki tesis etmekti. Çare önce çok partili sisteme geçmekte aranmış fakat bu girişim başarısız olmuştu. Fakat bu ziyaret çok da etkileyici olmamış olacak ki bu ziyaretten bir süre sonra Atatürk Türkiye'nin kalkınmasını İnönü'nün temsil ettiği tutucu devletçilikte değil Bayar'ın temsil ettiği liberal politikalarda aramaya başladı. 30'ların ilk çeyreğinden sonra İnönü'ye karşı Bayar'ı güçlendirmeye, her fırsatta kendisinden övgüyle bahsetmeye başladı ve en sonunda Başbakan olarak atadı ve vefat ettiğinde de son Başbakanı 30 sene hem cephelerde hem de politikada birlikte mücadele ettiği İnönü değil Bayar olmuştu. Hayat bazen böyledir.
Kronik Doküman@kronikkdokuman

#TarihteBugün 📅 Başvekil İsmet İnönü, #1Mayıs Kutlamalarını Moskova'da Kızıl Meydan’da izledi. (1 Mayıs 1932)

Türkçe
0
1
17
2.9K
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Bu videoda sanıyorum Ecevit 1977 seçimleri sonrasında gelen ilk sonuçlara göre 'tek başına iktidar' olduğunu düşünerek balkona çıkıyor. Fakat bu büyük coşku kısa bir süre sonra yerini tedirgin ve karamsar bir duyguya bırakacaktı çünkü tek başına iktidar için gereken 225 vekile karşın CHP'nin vekil sayısı 213'te kalmıştı. Bu tedirginlik ve düşünceli hal de bir süre sonra öfkeye dönüşecekti çünkü Ecevit %41'i aşan bir oy oranına rağmen hükümet kuramamış ve İkinci Milliyetçi Cephe (Demirel, Erbakan, Türkeş) hükümeti kurulmuştu. Bu henüz bir süre önce rekor oyla seçim zaferi kutlayan partililerde büyük hayal kırıklığı yaratmış ve o gün kutlama için evin önüne giden partililer bu sefer protesto için aynı adresin kapısını çalmaya başlamıştı. Bu yaşananların ardından meşhur Güneş Motel olayı yaşanmış ve Ecevit AP'den vekil transferiyle ve transfer ettiği vekillerin büyük çoğunluğuna bakanlık da vererek hükümetini kurmuştu. Fakat bu zorlama yöntemle kurulan Ecevit hükümeti de ancak iki yıl ayakta kalabilmişti.
Kronik Doküman@kronikkdokuman

2027'de veya 2028'de bu görüntü mutlaka tekrar edecek! #CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit seçim zaferini kutlayan vatandaşları selamlıyor. (6 Haziran 1977) 🇹🇷

Türkçe
4
4
189
80.7K
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Orban parlamentoda 1950 seçimleri sonrası İnönü'nün yaşadığı sendromu yaşayacak. Elde sadece 54 koltuk. Pek de alışkın olmadığı bir sandalye ve rol. Bir lider için çok zor ama İnönü için çok daha zordu. Zira İnönü aynı zamanda ülkenin kurucusu, Milli Şef'i ve kendisini muhalefete düşüren demokrasiye geçişi bizzat tasarlayan kişiydi. 1950'de meclise girdiğinde DP'nin 416 vekiline karşı onun sadece 69 vekili kalmıştı. Üstelik yüzler çok yabancıydı. İnönü sadece DP elitlerini tanırdı. Taşradan seçilip gelen DP vekilleri onda sanki bambaşka bir ülkenin parlamentosuna girmiş olma hissi yaratmıştı. Kendisine saygı duyanlar veya onu gördüğünde heyecanlananlar da vardı nefret edenler de. Ama İnönü öyle ya da böyle bu duyguyla baş edebildi. Baş edebildi ama 4 sene sonra daha büyük yenildi. Vekil sayısı 31'e düştü. İnönü tüm bunlara muhtemelen kendi geçtiği demokrasinin işleyişine aktif siyasette kalarak emniyet kemeri olmak adına katlanmıştı. Orban'ın pek böyle bir misyonu da yok. Bakalım nasıl bir sınav verecek.
Türkçe
5
9
207
31.2K
Yiğit Erden retweetledi
Can Selcuki
Can Selcuki@CanSelcuki·
Macaristan YSK'sının seçim sayfası: vtr.valasztas.hu/ogy2026 Açılan sandık oranına göre meclis projeksiyonu veriyor.
Türkçe
14
45
321
97.4K
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Hüsamettin Cindoruk vefat etmiş. Türkiye'de merkez sağ siyaset bir kişi olsaydı Süleyman Demirel, iki kişi olsaydı sanırım ikinci kişi de Hüsamettin Cindoruk olurdu. Siyasete DP'de başlamış, oradan ayrılıp Hürriyet Partisi'ne geçmiş. 27 Mayıs'ta genç yaşına rağmen başta Koraltan olmak üzere birçok DP'linin avukatlığını üstlenmiş ve hatta o süreçte ceza da almış. 80 sonrası dönemde o da Zincirbozan'ı tecrübe etmiş. Demirel yasaklıyken Genel Başkanlık, Özal öldükten sonra da vekaleten Cumhurbaşkanlığı yapmış. Her iki makamı da sonrasında Demirel'e devretmişti. Siyaset öyle zannedildiği gibi sadece liderler etrafında şekillenmez. Türk siyasetinin en büyük eksikliği son dönemde siyasi partilerin bu tip profilde kadroları yetiştirememesi, kaybetmesi ve bir türlü siyasetin içine sokamamasıdır.
Etkili Haber Yeni Sayfa@etkiIihaberyeni

SON DAKİKA | Hüsamettin Cindoruk, 92 yaşında hayatını kaybetti.

Türkçe
3
17
320
78.7K
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Bahsettiğim film çekildiğinde 27 Mayısçıların kendi içlerinde bile büyük bir huzursuzluk ve tartışma oldu. Film o kadar sertti ve aşağılayıcıydı ki toplum DP'lilere tepki göstersin istenirken toplumun DP'lilere karşı farklı duygularını tetikledi. Programda hep fiziksel koşullara dair bir anlatı kurulmuş. Mesela ben Bayar için fiziksel koşullara dair herhangi bir kötüleşmenin sorun olabileceğini zannetmiyorum. Ama bu film o kadar ağrına gidiyor ki intihara teşebbüs ediyor.
Türkçe
1
0
0
835
Ozan Avunduk
Ozan Avunduk@OzanAvunduk·
@yigterden İlk programı dinledim, ikincisini de yarısına kadar dinledim. Bence DP'nin despotlaşmasını, kurşunladığı öğrencileri ve 6-7 Eylül'deki rolünü ele almadan yapılan her türlü DP ve 27 Mayıs değerlendirmesi, manipüle edilmiş bir tarih anlatısı.
Türkçe
1
0
8
873
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Bana göre 27 Mayısçıların yaptığı en büyük işkence "Düşükler Yassıada'da" adlı filmdir. Toplumda Yassıada'dakilerin durumlarının çok kötü olduğuna dair bir algı oluşunca 27 Mayısçılar bir film çekerek durumun ne kadar iyi olduğunu göstermek istemişlerdi. Filmde Bayar için sofrasında havyar olmasa da iştahından hiçbir şey kaybetmemiş veya Menderes için özel hayatına da gönderme yaparak poz vermeyi de hiç ihmal etmez türünden oldukça iğneleyici ve onur kırıcı sözler söylenmişti. İttihatçı gelenekten gelen Milli Mücadele geçmişi olan Atatürk'ün son Başbakanı ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar için bu filmden daha onur kırıcı bir şey yoktu. Hatta Bayar bu filmden sonra bize Yeşilçam artistleri gibi film çektirdiler diyerek isyan etmiş ve intihara teşebbüs etmiştir.
Emir Berke Yaşar@Emirby1451

Nazlı Ilıcak, 27 Mayıs darbecilerinin Demokrat Partililere yaptığı işkenceleri anlattı: Menderes'e bir sigara vermediler ''Sigarasızlıktan çıldıracağım'' Menderes'in lavobaya gitmesine izin vermediler Fatin Rüştü Zorlu ve Celal Yardımcı'ya tekme attılar

Türkçe
2
0
29
12.5K
Yiğit Erden retweetledi
Özgür Özdamar
Özgür Özdamar@OzgurOzdamar·
Madem Trump’ın sağlığı, Başkanlığa uygunluğu ve İran kararları tartışılıyor size Dış Politika Analizi seminerimin “Liderler ve Hastalıkları” haftasından bazı okumalar önereyim:
Türkçe
1
18
113
19.8K
Kağan Sarıkaya
Kağan Sarıkaya@kagansarikaya·
Ya bu demokratların başında Kılıçdaroğlu mu var bu nasıl muhalefet arkadaş gidin durdurun şu deliyi iki eylem bir şey yapın
Türkçe
6
6
146
6.5K
Yiğit Erden retweetledi
Sinan Alper
Sinan Alper@SinanAlper_·
Belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği için ayrı ayrı oy veriyoruz. Demek ki bunların kategorik olarak farklı olduğu ve insanların bu ikisi için farklı görüşlerinin olabileceği önden kabul edilmiş. Bu durumda, "görevden uzaklaştırılmış" belediye başkanının yerine yeni başkanı meclisin seçmesi en başta sistemin mantığına ters. İnsanların belediye başkanı seçerken kullandıkları akıl yürütme şekli yok sayılmış oluyor. Böyle durumlarda ara seçim yapmak çok zor olmasa gerek.
Türkçe
2
37
275
25.4K
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Türkiye'de 'her şeye alışma' üzerinden bir tartışma görüyorum. Ben meseleye biraz daha farklı bakıyorum: Türkiye bu tür dönemleri daha önce çok defa yaşadı ve tecrübemiz bize gösteriyor ki ki iki seçim arası yaşananlara bizim toplumumuz kamusal alanda çok fazla tepki göstermez. Fakat bu bir alışma durumu değildir. Türkiye'nin siyasi kültürü böyle şekillenmiştir. Ne 27 Mayıs'tan sonra, ne Demirel ve Ecevit sürgüne yollandığında, ne Refah Partisi kapatıldığında, ne Erbakan yasaklandığında, ne AKP'ye kapatma davası açıldığında, ne de 2019'da İstanbul seçimleri iptal edildiğinde toplum bunların hiç birisine kamusal alanda geniş çaplı bir reaksiyon vermedi. Fakat her birinin de sandıkta bir sonucu oldu. Kritik nokta budur. Eğer tüm bunlara toplum alışmış ve onaylamış olsaydı ya da bizim toplumumuz her şeye alışan, her şeyi kabul eden bir toplum olsaydı elimizde toplumun bozulduğunu düşündüğü siyasal teraziyi yeniden dengelediği seçimlere dair örneklerin olmaması gerekirdi. Bizim siyasi kültürümüzün reaksiyon alanı sandıktır. İnsanlar kamusal alanda tepki göstermekten haz etmezler. Gündelik yaşam bizim insanımız için zordur ve toplumumuzun ekseriyeti için böyle bir reaksiyon gösterme kültürü de yoktur. Ancak bizim toplumumuz öte yandan siyasete de çok ilgilidir ve sandığı çok sever. Olan biteni de çok dikkatli ve detaylı bir şekilde takip eder. Buna dair kanaatlerini, muhasebelerini kendi zihinlerinde ve iç dünyasında yapar ve zamanı geldiğinde perdeyi çekip sandıkla baş başa kaldığında reaksiyon vermesi gerekiyorsa o reaksiyonu verir. Bu siyasi tarihimizdeki her kırılma anında böyle oldu. Bu nedenle muhalefet toplumu olan bitene alışmış olarak görüp agresifleşirse hata yapar. Yapılması gereken elindeki tek ama en büyük güç olan toplumsal desteği korumak ve genişletmek ve sabırla ve olabilecek en iyi koşullarda seçim sath-ı mailine girebilmeyi başarmaktır.
Türkçe
6
15
76
5K
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
@tanerbilge Runje bu hatayı yapıp dalga konusu olmasa belki uzun yllar kaleci sorunu çekmezdik. Cenk - Hakan facialarını yaşamazdık. Bugün böyle bir gol yense 2 hafta sonra unutulur nedense o dönem çok gündem olmuştu.
Türkçe
0
0
2
458
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Sen görevi ver o güvenoyu alamasın ki güvenoyu alamayacağına dair de kesin bir yargı yok ortada. Zaten Demirel bundan tamamen emin olsa zeki bir adamdı döner görevi verir koalisyon güvenoyunu alamaz o da döner millete e ne yapalım alamadılar diye anlatırdı. İhale de Çiller ile Erbakan'ın üzerine kalırdı. Kimse Demirel'e bir şey diyemezdi. Bahsettiğiniz DYP'deki çözülme de yine Refah'a ve Refah ile yapılan ortaklığa olan tepkiydi ki bu arada bu da 28 Şubat'taki merkez sağ rolünü doğrular nitelikte.
Türkçe
0
0
0
303
VolkAnBey
VolkAnBey@VolkanTopalak·
@yigterden Öyle bir teamül yok Türk siyasi hayatında. Koalisyon protokolüymüş de başbakanlığı Çiller'e devredecekmiş de. O güne kadar onlarca koalisyon kuruldu hiç olmadı öyle bir şey. Sen başbakanlıktan istifa edersen Cumhurbaşkanı istediğini atar başbakanlığa.
Türkçe
2
0
0
305
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
28 Şubat neden CHP ile anılıyor hiç anlam veremiyorum. CHP zaten o dönemde Baykal'ın daha yeni açtığı, zar zor ayakta tuttuğu ve baraj mücadelesi veren bir partiydi. Keza 28 Şubat'tan sonraki 99 seçimlerinde de barajı geçememiş ve meclis dışında kalmıştı. 28 Şubat'ta asıl kritik rolü oynayan iki merkez sağ siyasetçi olan Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz'dır. Demirel o dönemde katıldığı tüm etkinliklerde Refah-Yol hükümetine karşı tavır alıyordu. Erbakan daha önce koalisyon hükümetini kurarken anlaştıkları üzere Başbakanlığı Çiller'e devretmek için sembolik olarak Demirel'e istifasını sunduğunda Demirel o istifayı alıp teamüllere aykırı şekilde hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz'a vermişti ve böylelikle Refah-Yol hükümetine demokratik teamüllere aykırı bir şekilde son vermişti. Mesut Yılmaz da bundan hiç rahatsız olmayıp bir güzel hükümetini kurarak 28 Şubat'ın siyaset ayağını tamamlamıştı.
Türkçe
10
14
100
11.1K
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
@olvsr @Nukauri Baykal dönemi tamamen hatalarla dolu hiç yaşanmaması gereken bir dönemdi. Bu hataların hepsi yapıldı ve özellikle 2010'lu yıllarda partinin algısı da bu hatalar etrafında şekillendi.
Türkçe
1
0
1
58
Oliver
Oliver@olvsr·
@Nukauri @yigterden Bence en önemli neden Mhp'nin (Akp kuruluşu sonrası) pozisyon değiştirmesi oldu. 2007'lerde örneğin Mhp başörtüsü serbestliğini desteklerken Baykal'ın Chp'si aksine yasağı savunuyor hatta Cumhuriyet mitingleri ile laik kitleyi basörtüsü karşıtlığı uzerinden konsolide ediyordu.
Türkçe
1
0
0
58
Yiğit Erden
Yiğit Erden@yigterden·
Benim burada altını çizmek istediğim husus CHP'nin bazı elitlerinin veya tabanının bu işe destek verip vermemesi değil. CHP'nin kurumsal olarak o dönemde böyle bir işi organize edecek ya da itici faktörü olacak bir gücünün olmadığı. CHP o dönemde gerçekten çok da önemli bir siyasi parti değildi. Barajı zorla geçmiş bir sonraki seçimde de geçemeyecek bir partiydi. Merkez sağ siyasetçilerin o dönem oynadıkları kilit rolü göz ardı edip işi CHP ile özdeşleştirmek bu nedenle bana göre haksızlık olur. Bunu vurgulamak istedim. Baykal'a gelirsek; Bu anlamda en kötü sınavı 28 Şubat'tan ziyade 2000'lerin ortası ve sonuna doğru olan dönemdi. Çünkü 2002 seçimleriyle birlikte CHP muhalefetin meclisteki tek temsilcisi olmuştu ve toplumsal muhalefetin de ana taşıyıcısı konumuna gelmişti. Yani 2002 öncesindeki gibi etkisiz değil gayet etkili bir parti konumundaydı. Kendisi o dönem pek toplumla, siyasetle uğraşmak istemezdi. Hep bürokrasiye ve elitlere konuşur onlardan medet umardı. Toplumdaki o negatif, dışlayıcı CHP algısı da bu dönemde oluşmaya başladı. Sonrasında bu algıdan kurtulabilmek için çok efor harcandı.
Türkçe
0
0
1
153
Oliver
Oliver@olvsr·
@yigterden Direkt Chp ile bir ilgisi yok esasen,doğru. Ancak Chp'nin o günkü yönetim anlayisi 28 Subat'ı da destekler pozisyondaydi, en azından karşıt duruşu olmadı. Daha kötüsü 28 Şubat sonrası 2010'larin başına kadar da Chp yönetimi kamuda/üniversitede başörtüsü yasaklarını destekliyordu.
Türkçe
1
0
0
429