Yiğit Oğuz Duman

15.8K posts

Yiğit Oğuz Duman banner
Yiğit Oğuz Duman

Yiğit Oğuz Duman

@yoduman

Simplicity is the ultimate sophistication...

İstanbul, Türkiye Katılım Haziran 2011
568 Takip Edilen10.7K Takipçiler
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
CASUSLUK DAVASI VE HUKUKUN KENDİSİNİN REDDİ Günlerdir, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırladığı casusluk davası iddianamesinin son cümlesini, yani 159. sayfadaki son cümleyi düşünüyorum. Sadece hukuki anlamını değil, o cümleyi yazan anlayışla empati kurmaya ve hukuk adına neyi temsil ettiğini anlamaya çalışıyorum. Çünkü o cümle tüm iddianameyi özetlediği gibi hukukun nasıl katledildiğini de net olarak ortaya koyuyor. Cümleyi tekrar hatırlayalım: "Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır." ÖNCE DİLBİLGİSİ En masum eleştiriden başlayalım. Cümlede beş ayrı edilgen fiil art arda sıralanmış. "Desteklenen", "sağlanarak", "söz sahibi olunmasının amaçlandığı", "faaliyetlerin gerçekleştiği", "anlaşılmıştır". Kim neyi yapmış, hangi fiil kime isnat ediliyor, hangi özne hangi eylemin faili; belli değil. Yüklem, 50 kelime sonra geliyor. Hukuk metodolojisi bakımından böylesine belirsiz bir anlatım, yalnızca bir üslup sorunu değildir. Çünkü iddianame dediğimiz metin, suçun tüm unsurlarını somutlaştırmak zorundadır. Faili, fiili, zamanı, yeri, mağduru ve saiki açıkça ortaya koymak zorundadır. Sanık ancak neyle suçlandığını açık biçimde bildiğinde etkili bir savunma yapabilir. Bu da Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan savunma hakkının en asgari koşuludur. Muhatabı belirsiz, öznesi kayıp, fiili muğlak bir isnat; savunma hakkını daha baştan işlevsizleştirir. HUKUKİ MUHAKEME Mesele sadece bu ifadenin kötü kurulmuş bir cümle olması da değil, cümlenin ceza hukukunun en temel kavramlarını tersyüz etmesidir. Hukuk fakültesinin ilk sınıflarında ceza hukuku dersinde öğretilen üç temel kavram, bu cümlede yoktur. 🔴 Birincisi, saik–kast ayrımı: TCK 328, özel saik arar: "casusluk maksadı". Cümle, saik olarak iç siyasi bir sonucu, yani seçim kazanmayı gösteriyor. En vahim olanı da budur. Gerçekten inanılır gibi değil; seçim kazanmanın suç olması! Daha doğrusu seçimin Ekrem İmamoğlu tarafından kazanılmış olmasının suç olması. 🔴 İkincisi, bağlı hareketli suç tipi: Cümlede saik kavramı kanunda tarif edildiği biçimiyle değil; kanunla uzaktan yakından alakası olmayan bir biçimde kuruluyor. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin K. 2018/2728 sayılı kararına göre, TCK 328'i 327'den ayıran tek kriter "casusluk maksadıyla temin"dir. Bu cümlede, hatta iddianamenin tümünde bilginin herhangi bir yabancı devlet yararına ya da Türkiye zararına temin edildiği yönünde tek bir somut argüman yer almıyor. 🔴 Üçüncüsü, kanunilik ilkesi: TCK’nın 2. maddesine göre "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez." Cümle ise kanunda casusluk olarak tanımlanmamış bir saiki suçun unsuru haline getiriyor. Hangi fiilin suç olduğunu kanun değil, savcının kalemi belirliyor. Özetle, TCK 328 açık bir suç tipidir. Bu suçun oluşabilmesi için yalnızca bilgi temini yetmez; bilginin devletin güvenliği bakımından gizli olması, yabancı bir devlet yararına temin edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin zararına yönelik olması ve bütün bunların “casusluk maksadıyla” gerçekleştirilmesi gerekir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı bunu tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır. ANAYASA BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME Cümlede saik olarak tarif edilen "seçim kazanma ve siyasette söz sahibi olma" iradesi nedir? Anayasa’nın 67. maddesinin koruduğu seçme ve seçilme hakkıdır; madde 68/2'nin "demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru" dediği şeydir. Düşünün ki metinde anayasal bir hakkın kullanımı, bir suçun manevi unsuru olarak tanımlanmıştır. Bu mantıken düşünülemez, hukuken hiç izah edilemez. Çünkü hak, hukuk düzeninin koruduğu alandır; suç, hukuk düzeninin yasakladığı alandır. Aynı eylem, aynı anda her ikisi birden olamaz. Bir cümle bunu yaptığında, hukukun iki temel kategorisini iç içe geçirmiş olur. Dolayısıyla söz konusu cümle, Anayasa’nın 13. maddesini (hakların özüne dokunma yasağı), 38. maddesini (kanunilik) ve 2. maddesini (hukuk devleti) eş zamanlı çiğnemektedir. Peki bu durumu nasıl izah edebiliriz? Nasıl tarif edebiliriz? EMPATİ KURMAYA ÇALIŞTIĞIM KISIM Bir savcılık makamının; dilbilgisi kurallarını, saik–kast ayrımını, bağlı hareketli suç tipini, kanunilik ilkesini, üç anayasa hükmünü ve demokrasinin varlık nedenini aynı cümle içinde, eş zamanlı ve aynı yönde ihlal etmesi olağan değildir, olamaz. Tüm iddianameyi özetleyen bu cümle, hukuki bir metni değildir; siyasi bir tercihin hukuk diline tercüme edilmiş halidir. Üstelik bu, tek bir cümleyle sınırlı bir durum değildir. İddianamenin tümü aynı yapıyı taşımaktadır. Dolayısıyla karşımızdaki şey bir hukuk hatası, bir teknik aksaklık ya da bir acemilik değildir. Karşımızdaki, hukukun kendi kavramları kullanılarak hukukun kendisinin ortadan kaldırılmasıdır. Açıkça belirtmek lazım ki bu iddianame bir hukuk katliamıdır. Çünkü ortada bir maddenin çiğnenmesi yoktur; hukuk eliyle yapılan, hukukun kendisinin reddidir. Türk yargısı, iddianamenin temel saikini onaylayıp onaylamayacağına karar verecektir. Bu kararın etkisi, üç sanıkla sınırlı kalmayacak; Türkiye'de seçme, seçilme ve siyasi katılım hakkının hukuki güvencesinin bundan sonra olup olmadığını da tayin edecektir. Bu karar, Türkiye'nin — sürdürülmesi her geçen gün biraz daha ağırlaşan — demokratik hukuk devleti iddiasını taşıyıp taşıyamayacağına dair de hayati bir karardır. Çünkü demokrasinin en asgari tanımlarından biri demokrasiyi, partilerin seçim kaybettiği bir sistem olarak tarif etmektedir. Bundan daha minimal bir tanım yapmak güçtür ve bundan daha sade bir ölçüt bulmak da zordur. Demokrasi, seçim kazanan tarafın yanı sıra, seçim kaybeden tarafın da bu sonucu kabul etmek zorunda olduğu bir sistemin adıdır. Bitirirken bir hissiyatımı da paylaşmak isterim. Ekrem İmamoğlu'na siyaseten karşı olabilirsiniz; onun başka dosyalarındaki iddiaları da ciddi de bulabilirsiniz. Merdan Yanardağ ile düşünce dünyanız bambaşka noktalarda olabilir. Necati Özkan’ı hiç tanımayabilirsiniz, Hüseyin Gün ile ilgili hiçbir fikriniz olmayabilir. Ancak bu yargılamadaki hukuk katliamına göz yummak, kişilere veya görüşlere değil; hukuk devleti fikrinin kendisine sırt çevirmek anlamına gelir. Bir hukuk düzeninin asıl güvencesi, beğenmediğimiz kişiye uygulanan kuralın, beğendiğimiz kişiye de aynen uygulanacağının teminatıdır. Bu simetri bozulduğunda kimsenin güvencesi kalmaz; çünkü keyfilik ülkemizde olduğu gibi sıradanlaştığında, tek bir yönde devam etmez. Bugün İmamoğlu ve Yanardağ için kanunun lafzı değil de başka saikler geçerli olabiliyorsa, yarın aynı keyfiliğin hangi kapıya yöneltileceğinin garantisi kimsede yoktur. Bu sebeple İmamoğlu’na ya da Yanardağ’a sahip çıkmak başkadır, onların haklarına ve herkesin teminatı olan demokratik hukuk devletine sahip çıkmak başkadır. Hukuka sahip çıkan öncelikle kendisinin ve sevdiklerinin hukuk güvenliği içinde yaşama hakkına sahip çıkmış olur.
Mustafa Yeneroğlu tweet media
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu

CASUSLUK DAVASI HAKKINDA SİLİVRİ'DEN NOTLARIM Bugün, İstanbul Silivri Cezaevi'ndeydim. Gündemimde devam eden 'Casusluk Davası' ile ilgili görüşmeler ve aynı zamanda bazı ziyaretlerdi. Osman Kavala, Can Atalay, Onursal Adıgüzel, Hasan Akgün, Alican Uludağ, Merdan Yanardağ ve Tayfun Kahraman ile görüştüm. Daha öncesinde Casusluk davası iddianamesini okumuş ve bilirkişi raporlarını incelemiştim. Özellikle Necati Özkan Bey ile de görüşecektim, ancak İBB duruşmaları devam ettiği için kendisiyle görüşemedim. Kendisiyle daha öncesinde herhangi bir tanışıklığım yoktu. Sadece cezaevine girdikten sonra bana bir mektup yazmış, dosyasını incelememi rica etmişti. Necati Bey 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim kampanyasının baş danışmanı, 42 yıllık iletişim danışmanı, 65 yaşında bir meslek insanı. Şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış, onlarca çalışanı işsiz kalmış. "Siyasal veya askerî casusluk" suçlamasıyla yargılanıyor. İsnat edilen suç, TCK 328. İstenen ceza, 15 yıldan 20 yıla kadar hapis. Aynı dosyada yargılananlar: Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, 40 yıllık gazeteci, TELE 1'in kurucusu ve Hüseyin Gün adında Türkiye'nin İngiltere'de lobi çalışmalarında desteğine başvurduğu bir iş insanı. Özet olarak iddianame diyor ki: 2019 İstanbul seçimlerinden 12 gün önce İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan, Hüseyin Gün adlı iş insanıyla tanışıp İBB'den 17 çalışanın e-posta şifrelerini ona vermiş; bu sayede seçim "manipüle edilip" kazanılmış — bu da casusluktur. İddianamenin 159. sayfadaki şu cümle davanın asıl motivasyonunu yoruma bile gerek duyulmaksızın açıkça ortaya koyuyor: ''Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçununun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbui olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasınrn amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır.'' Dün, 13 Mayıs 2026'da İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi üç gün süren ilk celse sonunda dört sanığın da tutukluluğunun devamına karar verdi ve davayı erteledi. Herkesin adaletle şahitlik yapabilmesi ve aklı selim ile bir kanaate varabilmesi için dosyaya ilişkin değerlendirmemi biraz ayrıntılı olarak paylaşıyorum. 👇🏼 İDDİANAME TEK BİR VERİYE DAYANIYOR İddianamedeki tek sözde delil, 17 adet İBB çalışanının e-posta adresi ve şifresi. Üç kişiyi 20 yıla kadar hapse mahkûm etmek için sunulan ve delil olarak takdim edilen tek veri bu. MAHKEMENİN KENDİ ATADIĞI BİLİRKİŞİNİN DEDİĞİ Bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi İsmail Sinan Tatlıgil'e göre: 🔴 17 e-posta adresi asıl veritabanından sızdırılmamıştır. 🔴 Veriler yıllar önce farklı platformlardan internete yayılmış, kamuya açık veri setlerinde zaten mevcut. 🔴 Veriler atılı suç tarihinden önce de bir kısmı 11 yıl, biri 18 yıl önce internette herkese açıktı. 🔴 Sızıntıların kaynağı İBB değil; başka sitelerin hacklenmesi sonucu ortaya çıkan eski veriler. 🔴 İddianamedeki teknik değerlendirmelerin önemli kısmı güvenilir bulunmamış. Yani ortada "devlet sırrı" niteliğinde, gizli kalması gereken bir veri olmadığı yönünde ciddi teknik tespitler var. SIZINTILAR AK PARTİ DÖNEMİNE AİT Bilirkişi raporundaki tarihlere bakmak yeterli: 2008, 2016, 2017, Ocak 2019, Şubat 2019. Ekrem İmamoğlu, İBB Başkanlığı'nı 27 Haziran 2019'da devraldı. Yani sızıntıların tümü İmamoğlu göreve gelmeden önce olmuş. Sızıntıların yapıldığı yıllarda İBB Ak Parti'nin yönetimindeydi. Belediye çalışanlarının e-posta şifreleri 2008-2019 arasında defalarca internete sızmışsa, bunun sorumluluğu kimde? O dönemin İBB yönetiminde mi, yoksa sızıntıdan aylar sonra göreve başlayan yönetimde mi? İddianame, bir önceki yönetimin döneminde gerçekleşen veri güvenliği açıklarını yeni yönetimin "casusluğu" olarak sunuyor. PEKİ TCK 328 NE DİYOR? Kanunun lafzı açık: "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir." Yargıtay'ın içtihadı (9. CD K. 2014/7360) bu suçun oluşması için şu 7 unsurun BİR ARADA bulunmasını şarttır: 1. Bilgi gerçek ve doğru olacak. 2. Suç tarihinde gizliliğini kaybetmemiş olacak. 3. Niteliği itibarıyla gizli olacak. 4. Bir çaba sonucu temin edilmiş olacak. 5. Yabancı bir devlet yararına temin edilmiş olacak. 6. Türkiye Cumhuriyeti zararına temin edilmiş olacak. 7. Failde özel "casusluk maksadı" bulunacak. Bir tanesi eksikse fiil casusluk değildir. TCK 328 VE YARGITAY İÇTİHADI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME 1. Bilgi gizli mi? HAYIR. 2. Devlet güvenliğine ilişkin mi? HAYIR. 3. Çaba sonucu mu temin edilmiş? HAYIR. 4. Yabancı devlet yararına mı? HAYIR. İddianamede tek bir devletin adı geçmiyor. 5. Türkiye zararına mı? HAYIR. 6. Casusluk maksadı var mı? HAYIR. 7. Lehine casusluk yapılan devletle anlaşma var mı? HAYIR. Yedi unsurdan yedisi de eksik. HÜSEYİN GÜN MESELESİ İddianamenin "ana casus" diye gösterdiği Hüseyin Gün, 11 Mayıs duruşmasında bir belge sundu. Ekim 2016- Mayıs 2017 arası geçerli, kendi şirketleri Trident ve GPlus'a "Türk devleti adına ülke ilişkilerini yönlendirme, yönetme ve idare etme" konusunda tam yetki veren bir belge. İmzalayan, o dönemin Başbakanlık Müsteşarı, sonradan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'dı. Hüseyin Gün aynı zamanda birçok Ak Partili bakan ve bürokrat için program organize etmiş, Türkiye'nin menfaatleri için lobi çalışması yapmış bir isim. Üstelik Gün, duruşmada "Ben casus değilim, kimseye de casusluk yaptı demedim" dedi. Duruşmada Necati Özkan'ın sorularına Gün'ün cevapları şöyle: — Sana talimat verdim mi? "Hayır." — Sana veri verdim mi? "Hayır." — İBB ile ilgili bilgi verdim mi? "Hayır." — Seçim manipülasyonu talep ettim mi? "Hayır." ÜÇ SANIĞIN HÜSEYİN GÜN İLE İLİŞKİSİ • İmamoğlu: Hayatında bir kez görmüş, İBB binasında nezaket ziyaretinde sırasında çekilmiş bir fotoğrafı var. Gün'ün sözüyle "bir dakika gördüm." • Necati Özkan: 11 Haziran 2019'da tek bir görüşme. Hüseyin Gün, seçim sonrası İBB'ye hizmet satmak istemiş; anlaşılamamış; temas bitmiş. Görüşme, 23 Haziran seçiminden sadece 12 gün önce. Yani İmamoğlu'na seçim kazandırdığı iddia edilen "şebeke", seçimden 12 gün önce kurulup hiçbir iş üretmeden bitmiş. • Yanardağ: Hüseyin Gün, mahkemede Yanardağ'ı yalnızca "manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım" demekle yetinmiş. Aralarındaki temas üzerinden geçtiği ileri sürülen para transferinin tutarı ve niteliği, iddianamede dahi netleşmiş bir tablo oluşturmuyor. İDDİANAMENİN SON CÜMLESİ İddianamenin 159. sayfasında, kelimesi kelimesine şu cümle var: "Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır." Bu cümleyi tekrar tekrar okumak gerekir. İddianame, "casusluk suçunun amacı" olarak ne tanımlıyor? Açıkça yazıyor: bir seçimi kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak. Oysa TCK 328 yabancı bir devlet yararına ve Türkiye zararına yapılan bilgi toplamayı suç sayar. Anahtar kelime: yabancı. Eğer "seçim kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak" bir casusluk amacıysa, bütün partilerin amacı budur. Bu, demokrasinin tanımıdır. İddianame bu cümleyle yalnızca üç sanığı suçlamıyor; demokratik seçim yarışının kendisini suç sayıyor. Gerçekten şaka gibi. İddiaya göre İmamoğlu ekibi, seçimden 12 gün önce kurulan bu temasla 2019 İstanbul seçimini manipüle etti. Yani bir taraftan devletin seferber edilmiş tüm gücü seçimi kazanamazken, karşı tarafın "bir iş insanının ücretsiz sosyal medya analizi ve 17 belediye çalışanının e-postası" ile seçim kazandığı iddia ediliyor ve bunun için en ağır cezalardan olan casusluk suçu zorlanıyor. Bırakın delili, ortada suç işlendiğine dair bir karine dahi olmaksızın insanlar hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis isteniyor. Sanıklardan biri ülkenin en güçlü cumhurbaşkanı adayları arasında, diğeri 65 yaşında 42 yıllık şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış bir iletişim danışmanı. Bir diğeri ise televizyonuna bu dava nedeniyle kayyım atanmış 40 yıllık bir gazeteci. Adalet bunun neresinde duruyor? Bu sorunun cevabını sağduyu sahibi herkes kendi vicdanında verebilir. Ben sadece belgeleri önünüze koydum. Merdan Yanardağ duruşmada bir benzetme yaptı: "Yumurtasız omlet yapılabileceğini söylüyorlar. Ben bu iddianameyi yazanları MasterChef'e davet ediyorum." Hukukun şakası olmaz ama bu dosya belki de bundan daha iyi özetlenemezdi. Yumurta yok, omlet var diyorlar; sızıntı yok, casusluk var diyorlar; suç yok, ceza var diyorlar. Elbette bu ülkenin yargısı bir gün kendine dönüp, "bunu kim, ne için yazdı?" diye soracaktır. O gün geldiğinde bu iddianame, Türk yargı tarihinin utançlarından birisi olarak gösterilecektir.

Türkçe
35
165
453
15.6K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
Ali Deniz Çakır
Ali Deniz Çakır@alidenizcakir·
Hakan Bahçetepe neredeyse bir senedir tutuklu. İddianamede iki eylem var. İlk eylemde Aziz İhsan Aktaş, ortağı Gürkan Dölekli’nin işletme müdürü Özer Ayık aracılığıyla Bahçetepe’ye kazı izni karşılığında 300 bin dolar rüşvet verdiğini iddia ediyor. Bu iddiayı Aziz İhsan Aktaş dışında hiçbir sanık kabul etmiyor. Bahçetepe’nin kayınpederinin 2024 yılında satın aldığı araca konu olan ikinci eylemde iddia makamı, aracı aslında Bahçetepe’nin kayınpederi adına satın aldığı ve kendi emeğiyle elde edilmiş bir kazançla bu alımı yapmasının mümkün olmadığı iddiasında bulunuyor. Kayınpederi 2024 yılında 40 Milyon TL'ye yakın ciro yaptığını ve bu aracı kendisinin satın aldığını söylüyor. Bu iddianamenin çıkması 343 gün sürdü. Diğer bir detay ise ikinci eylemde soruşturma kapsamında ifadeler 26 Şubat 2026'da yani Bahçetepe tutuklandıktan yaklaşık 9 ay sonra alınıyor.
Ali Deniz Çakır tweet media
Türkçe
10
185
676
20.9K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Her ilçeye eşit hizmet. İBB Esenyurt’taki yatırımlarına devam ediyor. Barış ve Kardeşlik Köprüsü adına yakışır şekilde Esenyurt’a hizmet edecek. x.com/i/broadcasts/1…
Türkçe
8
47
240
11.7K
Yiğit Oğuz Duman
Yiğit Oğuz Duman@yoduman·
Elbette bu ülkenin yargısı bir gün kendine dönüp, "bunu kim, ne için yazdı?" diye soracaktır. O gün geldiğinde bu iddianame, Türk yargı tarihinin utançlarından birisi olarak gösterilecektir.
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu

CASUSLUK DAVASI HAKKINDA SİLİVRİ'DEN NOTLARIM Bugün, İstanbul Silivri Cezaevi'ndeydim. Gündemimde devam eden 'Casusluk Davası' ile ilgili görüşmeler ve aynı zamanda bazı ziyaretlerdi. Osman Kavala, Can Atalay, Onursal Adıgüzel, Hasan Akgün, Alican Uludağ, Merdan Yanardağ ve Tayfun Kahraman ile görüştüm. Daha öncesinde Casusluk davası iddianamesini okumuş ve bilirkişi raporlarını incelemiştim. Özellikle Necati Özkan Bey ile de görüşecektim, ancak İBB duruşmaları devam ettiği için kendisiyle görüşemedim. Kendisiyle daha öncesinde herhangi bir tanışıklığım yoktu. Sadece cezaevine girdikten sonra bana bir mektup yazmış, dosyasını incelememi rica etmişti. Necati Bey 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim kampanyasının baş danışmanı, 42 yıllık iletişim danışmanı, 65 yaşında bir meslek insanı. Şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış, onlarca çalışanı işsiz kalmış. "Siyasal veya askerî casusluk" suçlamasıyla yargılanıyor. İsnat edilen suç, TCK 328. İstenen ceza, 15 yıldan 20 yıla kadar hapis. Aynı dosyada yargılananlar: Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, 40 yıllık gazeteci, TELE 1'in kurucusu ve Hüseyin Gün adında Türkiye'nin İngiltere'de lobi çalışmalarında desteğine başvurduğu bir iş insanı. Özet olarak iddianame diyor ki: 2019 İstanbul seçimlerinden 12 gün önce İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan, Hüseyin Gün adlı iş insanıyla tanışıp İBB'den 17 çalışanın e-posta şifrelerini ona vermiş; bu sayede seçim "manipüle edilip" kazanılmış — bu da casusluktur. İddianamenin 159. sayfadaki şu cümle davanın asıl motivasyonunu yoruma bile gerek duyulmaksızın açıkça ortaya koyuyor: ''Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçununun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbui olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasınrn amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır.'' Dün, 13 Mayıs 2026'da İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi üç gün süren ilk celse sonunda dört sanığın da tutukluluğunun devamına karar verdi ve davayı erteledi. Herkesin adaletle şahitlik yapabilmesi ve aklı selim ile bir kanaate varabilmesi için dosyaya ilişkin değerlendirmemi biraz ayrıntılı olarak paylaşıyorum. 👇🏼 İDDİANAME TEK BİR VERİYE DAYANIYOR İddianamedeki tek sözde delil, 17 adet İBB çalışanının e-posta adresi ve şifresi. Üç kişiyi 20 yıla kadar hapse mahkûm etmek için sunulan ve delil olarak takdim edilen tek veri bu. MAHKEMENİN KENDİ ATADIĞI BİLİRKİŞİNİN DEDİĞİ Bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi İsmail Sinan Tatlıgil'e göre: 🔴 17 e-posta adresi asıl veritabanından sızdırılmamıştır. 🔴 Veriler yıllar önce farklı platformlardan internete yayılmış, kamuya açık veri setlerinde zaten mevcut. 🔴 Veriler atılı suç tarihinden önce de bir kısmı 11 yıl, biri 18 yıl önce internette herkese açıktı. 🔴 Sızıntıların kaynağı İBB değil; başka sitelerin hacklenmesi sonucu ortaya çıkan eski veriler. 🔴 İddianamedeki teknik değerlendirmelerin önemli kısmı güvenilir bulunmamış. Yani ortada "devlet sırrı" niteliğinde, gizli kalması gereken bir veri olmadığı yönünde ciddi teknik tespitler var. SIZINTILAR AK PARTİ DÖNEMİNE AİT Bilirkişi raporundaki tarihlere bakmak yeterli: 2008, 2016, 2017, Ocak 2019, Şubat 2019. Ekrem İmamoğlu, İBB Başkanlığı'nı 27 Haziran 2019'da devraldı. Yani sızıntıların tümü İmamoğlu göreve gelmeden önce olmuş. Sızıntıların yapıldığı yıllarda İBB Ak Parti'nin yönetimindeydi. Belediye çalışanlarının e-posta şifreleri 2008-2019 arasında defalarca internete sızmışsa, bunun sorumluluğu kimde? O dönemin İBB yönetiminde mi, yoksa sızıntıdan aylar sonra göreve başlayan yönetimde mi? İddianame, bir önceki yönetimin döneminde gerçekleşen veri güvenliği açıklarını yeni yönetimin "casusluğu" olarak sunuyor. PEKİ TCK 328 NE DİYOR? Kanunun lafzı açık: "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir." Yargıtay'ın içtihadı (9. CD K. 2014/7360) bu suçun oluşması için şu 7 unsurun BİR ARADA bulunmasını şarttır: 1. Bilgi gerçek ve doğru olacak. 2. Suç tarihinde gizliliğini kaybetmemiş olacak. 3. Niteliği itibarıyla gizli olacak. 4. Bir çaba sonucu temin edilmiş olacak. 5. Yabancı bir devlet yararına temin edilmiş olacak. 6. Türkiye Cumhuriyeti zararına temin edilmiş olacak. 7. Failde özel "casusluk maksadı" bulunacak. Bir tanesi eksikse fiil casusluk değildir. TCK 328 VE YARGITAY İÇTİHADI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME 1. Bilgi gizli mi? HAYIR. 2. Devlet güvenliğine ilişkin mi? HAYIR. 3. Çaba sonucu mu temin edilmiş? HAYIR. 4. Yabancı devlet yararına mı? HAYIR. İddianamede tek bir devletin adı geçmiyor. 5. Türkiye zararına mı? HAYIR. 6. Casusluk maksadı var mı? HAYIR. 7. Lehine casusluk yapılan devletle anlaşma var mı? HAYIR. Yedi unsurdan yedisi de eksik. HÜSEYİN GÜN MESELESİ İddianamenin "ana casus" diye gösterdiği Hüseyin Gün, 11 Mayıs duruşmasında bir belge sundu. Ekim 2016- Mayıs 2017 arası geçerli, kendi şirketleri Trident ve GPlus'a "Türk devleti adına ülke ilişkilerini yönlendirme, yönetme ve idare etme" konusunda tam yetki veren bir belge. İmzalayan, o dönemin Başbakanlık Müsteşarı, sonradan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'dı. Hüseyin Gün aynı zamanda birçok Ak Partili bakan ve bürokrat için program organize etmiş, Türkiye'nin menfaatleri için lobi çalışması yapmış bir isim. Üstelik Gün, duruşmada "Ben casus değilim, kimseye de casusluk yaptı demedim" dedi. Duruşmada Necati Özkan'ın sorularına Gün'ün cevapları şöyle: — Sana talimat verdim mi? "Hayır." — Sana veri verdim mi? "Hayır." — İBB ile ilgili bilgi verdim mi? "Hayır." — Seçim manipülasyonu talep ettim mi? "Hayır." ÜÇ SANIĞIN HÜSEYİN GÜN İLE İLİŞKİSİ • İmamoğlu: Hayatında bir kez görmüş, İBB binasında nezaket ziyaretinde sırasında çekilmiş bir fotoğrafı var. Gün'ün sözüyle "bir dakika gördüm." • Necati Özkan: 11 Haziran 2019'da tek bir görüşme. Hüseyin Gün, seçim sonrası İBB'ye hizmet satmak istemiş; anlaşılamamış; temas bitmiş. Görüşme, 23 Haziran seçiminden sadece 12 gün önce. Yani İmamoğlu'na seçim kazandırdığı iddia edilen "şebeke", seçimden 12 gün önce kurulup hiçbir iş üretmeden bitmiş. • Yanardağ: Hüseyin Gün, mahkemede Yanardağ'ı yalnızca "manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım" demekle yetinmiş. Aralarındaki temas üzerinden geçtiği ileri sürülen para transferinin tutarı ve niteliği, iddianamede dahi netleşmiş bir tablo oluşturmuyor. İDDİANAMENİN SON CÜMLESİ İddianamenin 159. sayfasında, kelimesi kelimesine şu cümle var: "Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır." Bu cümleyi tekrar tekrar okumak gerekir. İddianame, "casusluk suçunun amacı" olarak ne tanımlıyor? Açıkça yazıyor: bir seçimi kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak. Oysa TCK 328 yabancı bir devlet yararına ve Türkiye zararına yapılan bilgi toplamayı suç sayar. Anahtar kelime: yabancı. Eğer "seçim kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak" bir casusluk amacıysa, bütün partilerin amacı budur. Bu, demokrasinin tanımıdır. İddianame bu cümleyle yalnızca üç sanığı suçlamıyor; demokratik seçim yarışının kendisini suç sayıyor. Gerçekten şaka gibi. İddiaya göre İmamoğlu ekibi, seçimden 12 gün önce kurulan bu temasla 2019 İstanbul seçimini manipüle etti. Yani bir taraftan devletin seferber edilmiş tüm gücü seçimi kazanamazken, karşı tarafın "bir iş insanının ücretsiz sosyal medya analizi ve 17 belediye çalışanının e-postası" ile seçim kazandığı iddia ediliyor ve bunun için en ağır cezalardan olan casusluk suçu zorlanıyor. Bırakın delili, ortada suç işlendiğine dair bir karine dahi olmaksızın insanlar hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis isteniyor. Sanıklardan biri ülkenin en güçlü cumhurbaşkanı adayları arasında, diğeri 65 yaşında 42 yıllık şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış bir iletişim danışmanı. Bir diğeri ise televizyonuna bu dava nedeniyle kayyım atanmış 40 yıllık bir gazeteci. Adalet bunun neresinde duruyor? Bu sorunun cevabını sağduyu sahibi herkes kendi vicdanında verebilir. Ben sadece belgeleri önünüze koydum. Merdan Yanardağ duruşmada bir benzetme yaptı: "Yumurtasız omlet yapılabileceğini söylüyorlar. Ben bu iddianameyi yazanları MasterChef'e davet ediyorum." Hukukun şakası olmaz ama bu dosya belki de bundan daha iyi özetlenemezdi. Yumurta yok, omlet var diyorlar; sızıntı yok, casusluk var diyorlar; suç yok, ceza var diyorlar. Elbette bu ülkenin yargısı bir gün kendine dönüp, "bunu kim, ne için yazdı?" diye soracaktır. O gün geldiğinde bu iddianame, Türk yargı tarihinin utançlarından birisi olarak gösterilecektir.

Türkçe
1
4
34
884
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
CASUSLUK DAVASI HAKKINDA SİLİVRİ'DEN NOTLARIM Bugün, İstanbul Silivri Cezaevi'ndeydim. Gündemimde devam eden 'Casusluk Davası' ile ilgili görüşmeler ve aynı zamanda bazı ziyaretlerdi. Osman Kavala, Can Atalay, Onursal Adıgüzel, Hasan Akgün, Alican Uludağ, Merdan Yanardağ ve Tayfun Kahraman ile görüştüm. Daha öncesinde Casusluk davası iddianamesini okumuş ve bilirkişi raporlarını incelemiştim. Özellikle Necati Özkan Bey ile de görüşecektim, ancak İBB duruşmaları devam ettiği için kendisiyle görüşemedim. Kendisiyle daha öncesinde herhangi bir tanışıklığım yoktu. Sadece cezaevine girdikten sonra bana bir mektup yazmış, dosyasını incelememi rica etmişti. Necati Bey 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim kampanyasının baş danışmanı, 42 yıllık iletişim danışmanı, 65 yaşında bir meslek insanı. Şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış, onlarca çalışanı işsiz kalmış. "Siyasal veya askerî casusluk" suçlamasıyla yargılanıyor. İsnat edilen suç, TCK 328. İstenen ceza, 15 yıldan 20 yıla kadar hapis. Aynı dosyada yargılananlar: Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, 40 yıllık gazeteci, TELE 1'in kurucusu ve Hüseyin Gün adında Türkiye'nin İngiltere'de lobi çalışmalarında desteğine başvurduğu bir iş insanı. Özet olarak iddianame diyor ki: 2019 İstanbul seçimlerinden 12 gün önce İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan, Hüseyin Gün adlı iş insanıyla tanışıp İBB'den 17 çalışanın e-posta şifrelerini ona vermiş; bu sayede seçim "manipüle edilip" kazanılmış — bu da casusluktur. İddianamenin 159. sayfadaki şu cümle davanın asıl motivasyonunu yoruma bile gerek duyulmaksızın açıkça ortaya koyuyor: ''Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçununun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbui olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasınrn amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır.'' Dün, 13 Mayıs 2026'da İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi üç gün süren ilk celse sonunda dört sanığın da tutukluluğunun devamına karar verdi ve davayı erteledi. Herkesin adaletle şahitlik yapabilmesi ve aklı selim ile bir kanaate varabilmesi için dosyaya ilişkin değerlendirmemi biraz ayrıntılı olarak paylaşıyorum. 👇🏼 İDDİANAME TEK BİR VERİYE DAYANIYOR İddianamedeki tek sözde delil, 17 adet İBB çalışanının e-posta adresi ve şifresi. Üç kişiyi 20 yıla kadar hapse mahkûm etmek için sunulan ve delil olarak takdim edilen tek veri bu. MAHKEMENİN KENDİ ATADIĞI BİLİRKİŞİNİN DEDİĞİ Bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi İsmail Sinan Tatlıgil'e göre: 🔴 17 e-posta adresi asıl veritabanından sızdırılmamıştır. 🔴 Veriler yıllar önce farklı platformlardan internete yayılmış, kamuya açık veri setlerinde zaten mevcut. 🔴 Veriler atılı suç tarihinden önce de bir kısmı 11 yıl, biri 18 yıl önce internette herkese açıktı. 🔴 Sızıntıların kaynağı İBB değil; başka sitelerin hacklenmesi sonucu ortaya çıkan eski veriler. 🔴 İddianamedeki teknik değerlendirmelerin önemli kısmı güvenilir bulunmamış. Yani ortada "devlet sırrı" niteliğinde, gizli kalması gereken bir veri olmadığı yönünde ciddi teknik tespitler var. SIZINTILAR AK PARTİ DÖNEMİNE AİT Bilirkişi raporundaki tarihlere bakmak yeterli: 2008, 2016, 2017, Ocak 2019, Şubat 2019. Ekrem İmamoğlu, İBB Başkanlığı'nı 27 Haziran 2019'da devraldı. Yani sızıntıların tümü İmamoğlu göreve gelmeden önce olmuş. Sızıntıların yapıldığı yıllarda İBB Ak Parti'nin yönetimindeydi. Belediye çalışanlarının e-posta şifreleri 2008-2019 arasında defalarca internete sızmışsa, bunun sorumluluğu kimde? O dönemin İBB yönetiminde mi, yoksa sızıntıdan aylar sonra göreve başlayan yönetimde mi? İddianame, bir önceki yönetimin döneminde gerçekleşen veri güvenliği açıklarını yeni yönetimin "casusluğu" olarak sunuyor. PEKİ TCK 328 NE DİYOR? Kanunun lafzı açık: "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir." Yargıtay'ın içtihadı (9. CD K. 2014/7360) bu suçun oluşması için şu 7 unsurun BİR ARADA bulunmasını şarttır: 1. Bilgi gerçek ve doğru olacak. 2. Suç tarihinde gizliliğini kaybetmemiş olacak. 3. Niteliği itibarıyla gizli olacak. 4. Bir çaba sonucu temin edilmiş olacak. 5. Yabancı bir devlet yararına temin edilmiş olacak. 6. Türkiye Cumhuriyeti zararına temin edilmiş olacak. 7. Failde özel "casusluk maksadı" bulunacak. Bir tanesi eksikse fiil casusluk değildir. TCK 328 VE YARGITAY İÇTİHADI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME 1. Bilgi gizli mi? HAYIR. 2. Devlet güvenliğine ilişkin mi? HAYIR. 3. Çaba sonucu mu temin edilmiş? HAYIR. 4. Yabancı devlet yararına mı? HAYIR. İddianamede tek bir devletin adı geçmiyor. 5. Türkiye zararına mı? HAYIR. 6. Casusluk maksadı var mı? HAYIR. 7. Lehine casusluk yapılan devletle anlaşma var mı? HAYIR. Yedi unsurdan yedisi de eksik. HÜSEYİN GÜN MESELESİ İddianamenin "ana casus" diye gösterdiği Hüseyin Gün, 11 Mayıs duruşmasında bir belge sundu. Ekim 2016- Mayıs 2017 arası geçerli, kendi şirketleri Trident ve GPlus'a "Türk devleti adına ülke ilişkilerini yönlendirme, yönetme ve idare etme" konusunda tam yetki veren bir belge. İmzalayan, o dönemin Başbakanlık Müsteşarı, sonradan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'dı. Hüseyin Gün aynı zamanda birçok Ak Partili bakan ve bürokrat için program organize etmiş, Türkiye'nin menfaatleri için lobi çalışması yapmış bir isim. Üstelik Gün, duruşmada "Ben casus değilim, kimseye de casusluk yaptı demedim" dedi. Duruşmada Necati Özkan'ın sorularına Gün'ün cevapları şöyle: — Sana talimat verdim mi? "Hayır." — Sana veri verdim mi? "Hayır." — İBB ile ilgili bilgi verdim mi? "Hayır." — Seçim manipülasyonu talep ettim mi? "Hayır." ÜÇ SANIĞIN HÜSEYİN GÜN İLE İLİŞKİSİ • İmamoğlu: Hayatında bir kez görmüş, İBB binasında nezaket ziyaretinde sırasında çekilmiş bir fotoğrafı var. Gün'ün sözüyle "bir dakika gördüm." • Necati Özkan: 11 Haziran 2019'da tek bir görüşme. Hüseyin Gün, seçim sonrası İBB'ye hizmet satmak istemiş; anlaşılamamış; temas bitmiş. Görüşme, 23 Haziran seçiminden sadece 12 gün önce. Yani İmamoğlu'na seçim kazandırdığı iddia edilen "şebeke", seçimden 12 gün önce kurulup hiçbir iş üretmeden bitmiş. • Yanardağ: Hüseyin Gün, mahkemede Yanardağ'ı yalnızca "manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım" demekle yetinmiş. Aralarındaki temas üzerinden geçtiği ileri sürülen para transferinin tutarı ve niteliği, iddianamede dahi netleşmiş bir tablo oluşturmuyor. İDDİANAMENİN SON CÜMLESİ İddianamenin 159. sayfasında, kelimesi kelimesine şu cümle var: "Tüm bilgi, belge ve açıklamalar ışığında Siyasal Casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştiği anlaşılmıştır." Bu cümleyi tekrar tekrar okumak gerekir. İddianame, "casusluk suçunun amacı" olarak ne tanımlıyor? Açıkça yazıyor: bir seçimi kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak. Oysa TCK 328 yabancı bir devlet yararına ve Türkiye zararına yapılan bilgi toplamayı suç sayar. Anahtar kelime: yabancı. Eğer "seçim kazanmak ve ülke siyasetinde söz sahibi olmak" bir casusluk amacıysa, bütün partilerin amacı budur. Bu, demokrasinin tanımıdır. İddianame bu cümleyle yalnızca üç sanığı suçlamıyor; demokratik seçim yarışının kendisini suç sayıyor. Gerçekten şaka gibi. İddiaya göre İmamoğlu ekibi, seçimden 12 gün önce kurulan bu temasla 2019 İstanbul seçimini manipüle etti. Yani bir taraftan devletin seferber edilmiş tüm gücü seçimi kazanamazken, karşı tarafın "bir iş insanının ücretsiz sosyal medya analizi ve 17 belediye çalışanının e-postası" ile seçim kazandığı iddia ediliyor ve bunun için en ağır cezalardan olan casusluk suçu zorlanıyor. Bırakın delili, ortada suç işlendiğine dair bir karine dahi olmaksızın insanlar hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis isteniyor. Sanıklardan biri ülkenin en güçlü cumhurbaşkanı adayları arasında, diğeri 65 yaşında 42 yıllık şirketini bu süreçte kapatmak zorunda kalmış bir iletişim danışmanı. Bir diğeri ise televizyonuna bu dava nedeniyle kayyım atanmış 40 yıllık bir gazeteci. Adalet bunun neresinde duruyor? Bu sorunun cevabını sağduyu sahibi herkes kendi vicdanında verebilir. Ben sadece belgeleri önünüze koydum. Merdan Yanardağ duruşmada bir benzetme yaptı: "Yumurtasız omlet yapılabileceğini söylüyorlar. Ben bu iddianameyi yazanları MasterChef'e davet ediyorum." Hukukun şakası olmaz ama bu dosya belki de bundan daha iyi özetlenemezdi. Yumurta yok, omlet var diyorlar; sızıntı yok, casusluk var diyorlar; suç yok, ceza var diyorlar. Elbette bu ülkenin yargısı bir gün kendine dönüp, "bunu kim, ne için yazdı?" diye soracaktır. O gün geldiğinde bu iddianame, Türk yargı tarihinin utançlarından birisi olarak gösterilecektir.
Mustafa Yeneroğlu tweet media
Türkçe
88
552
1.6K
226K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
Doç. Dr. A. Oğuz Demir
Doç. Dr. A. Oğuz Demir@droguzdemir·
Metrohan sıradan bir bina değildir. 1914 yılında inşa edilen, adını altında bulunan Tünel’den alan bu yapı; dünyanın en eski ikinci metrosunun kalbinde yükselen İstanbul hafızasıdır. İETT Genel Müdürlüğü yaklaşık 90 yıldır bu binadadır. İBB’nin restore ederek yeniden İstanbul’un kamusal yaşamına kazandırdığı, bugün çok sayıda kültür ve sanat etkinliğine ev sahipliği yapan Metrohan’ın mülkiyeti bir idari kararla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Bu karar; İstanbul’un kurumsal hafızasına, kamusal mülkiyetine, şehir kültürüne ve yerel yönetim iradesine müdahaledir. İstanbul’un ortak değerlerinin parça parça merkezi idareye devredilmesini kabul etmiyoruz. Bu karara elbette hukuki tüm itiraz kanallarını kullanacağız. Ama milletin olana, bizim olana hep birlikte sahip çıkmalıyız.
Doç. Dr. A. Oğuz Demir tweet media
İstanbul Büyükşehir Haber@ibbhaaber

SON DAKİKA | İBB tarafından restorasyonu tamamlanan Metrohan, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi.

Bosnia and Herzegovina 🇧🇦 Türkçe
17
514
1.7K
86.9K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
Murat Kapki, İBB Davası’nda savunmasını yaparken iddianameye göre şirketin kâr oranının 2024 yılından sonra farklı şekilde hesaplanarak artış gösterildiğini, bu durumun da İBB seçimlerini finanse etmek için dayanak olarak ortaya konulduğunu söyledi.
İstanbul Yargılıyor tweet media
Türkçe
0
41
115
4K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
CANLI BLOG | "Murat Ongun'la bırakın gizli toplantı yapmayı, randevu bile alamıyorum" diyen Kapki, piyasada aralarının kötü olduğunun herkes tarafından bilindiğini söyledi. Savcıya da bunu söylediğini ve "Haberimiz var" yanıtını aldığını belirten Kapki, "Bu benim lehime delil değil mi?" diye sorduğunu ve karşılık olarak "Evet lehine" diye cevap verildiğini ifade etti. Ekrem İmamoğlu'nun hayatında 2 kez gördüğünü söyleyen Kapki, "Şimdi her gün görüyorum" ifadelerini de kullandı.
Türkçe
1
49
188
6.3K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
CANLI BLOG | Bir avukatın kendisine gelerek Eski AK Parti MKYK üyesi Mücahit Birinci'ye vekalet çıkartması ve 2 milyon 500 bin dolar vermesi karşılığında hapisten çıkmasını sağlayacağını söylediğini belirten Kapki, "Vekalet çıkarttım. Geldi, para istedi, yanındaki kağıdı imzalamamı istedi. Ekrem Bey ve Özgür Özel'le ilgili şeyler olduğunu söyledi. Ben bunu imzalarsam bir de sana 2 milyon dolar mı vereceğim dedim. İmzalarsam senin bana para vermen lazım, kimseye iftira atamam dedim" ifadeleriyle görüşmeyi anlatan Kapki, "Sadece para versem çıkamıyor muyum?" diye sorduğunu, Birinci'nin kendisine "Biraz değiştirsem sadece Murat Ongun'la ilgili yazsam imzalar mısın?" dediğini ve anlaşamadıklarını söyledi.
Türkçe
10
122
423
10K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
CANLI BLOG | "Ben ne itirafçıyım, ne etkinim ne de pişmanım. Ben, suçsuz yere iftira atılmış, kardeşi tutuklanmış, karısı gözaltına alınmış, tahliye umuduyla savcılara güvenmiş, tüm malvarlığına el konulmuş ve kandırılmış bir insanım. Artık yetti" diyen Kapki, ifadesini alan savcının ismini verdi ve onun aranmasını istedi. Kapki, "Bana senin 1 gün bile cezaevinde kalmaman lazım. Ama benim gücüm yetmiyor demiş mi dememiş mi diye sorun" ifadelerini kullandı.
Türkçe
1
44
169
4.6K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
CANLI BLOG | Mallarını devrettiği ancak dosyada şüpheli dahi olmayan AK Partili İsmail Kaan hakkında şikayetçi olduğunu, bunun için adliyeye götürüldüğünü söyleyen Kapki, "2 Ekim tarihli ifademde sadece oğlumun sağlık durumu var. Böyle bir ifade olur mu? İsmail Kaan'la ilgili söylediğim hiçbir şeyi zapta geçirmediler. Savcı Bey, bana ifadesiz gitmemin yanlış anlaşılacağını söyleyerek, oğlumun sağlık sorunlarını yazdı ve geri gönderdi" diye konuştu.
Türkçe
0
41
151
4.7K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
Murat Kapki, Ali Yerlikaya’nın vekaleti döneminde İBB’den reklam alanı aldığını, 23 Haziran seçimlerinden 1 yıl sonra 3 yıllık sözleşmenin feshedildiğini söyledi.
İstanbul Yargılıyor tweet mediaİstanbul Yargılıyor tweet media
Türkçe
1
60
180
4.6K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
CANLI BLOG | İsmail Kaan'la ilgili şikayetinden sonuç alamayınca bizzat dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'e dilekçe yazdığını söyleyen Kapki, "Mallarıma el koydu. O pislik adam el koyacağına devlet el koysun diye aylarca yırtındım" dedi. Kapki, verdiği ifadelerden birinde "Ekrem İmamoğlu için fon oluşturmak" yazıldığını, müdahale ederek, "Savcım o kadar da değil" dediğini aktardı.
Türkçe
0
39
173
4.6K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
CANLI BLOG | "Ben neden tutukluyum? Biiyorum cevap veremiyorsunuz ama soruyorum. Her şeyin başladığı yer, Ahmet Çiçek'in ifadesi" diyen Kapki, tahliyesini talep etti. Mahkeme başkanının sorularının ardından Ekrem İmamoğlu, "Benim kanım dondu" dedi. Mahkeme başkanı, "Burası sizin miting alanınız değil" diyerek yanıt verdi. Mahkeme başkanı duruşmayı bitirdi.
Türkçe
6
32
156
9.8K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
Kapki isyan etti: "Ben ne itirafçıyım, ne etkinim ne de pişmanım"
İstanbul Yargılıyor tweet media
Türkçe
2
169
573
6K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
İBB Davası'nın 38. gününde savunma yapan Murat Kapki, geri çektiği etkin pişmanlık ifadesini geri çekmesine atıfta bulunarak, "Ben ne itirafçıyım, ne etkinim ne de pişmanım. Kandırılmış bir insanım" ifadelerini kullandı. istanbulyargiliyor.com/tr/haber/ibb-d…
İstanbul Yargılıyor tweet media
Türkçe
0
38
137
3.7K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
İBB Davası'nda savunma yapan tutuklu Murat Kapki, sanılanın aksine Ekrem İmamoğlu döneminde avantaj değil, mağduriyet yaşadığını belirtti. Kapki, "Eğer iddia edildiği gibi Murat Ongun benim yöneticimse ve beni kolluyorsa, neden AK Parti döneminde aldığım yerleri elimden aldı?" dedi. istanbulyargiliyor.com/tr/haber/ihale…
İstanbul Yargılıyor tweet media
Türkçe
3
76
236
5.1K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
Savcılık Murat Kapki’yi eşiyle mi tehdit etti?
İstanbul Yargılıyor tweet mediaİstanbul Yargılıyor tweet media
Türkçe
2
47
173
4.7K
Yiğit Oğuz Duman retweetledi
İstanbul Yargılıyor
İstanbul Yargılıyor@istyargiliyor1·
Murat Kapki, eski AK Parti MKYK üyesi Mücahit Birinci’nin kendisinden istediklerini ve ona verdiği cevabı anlattı.
İstanbul Yargılıyor tweet mediaİstanbul Yargılıyor tweet media
Türkçe
1
64
226
4.4K