Av. Hakan R. KUCUK

268 posts

Av. Hakan R. KUCUK banner
Av. Hakan R. KUCUK

Av. Hakan R. KUCUK

@BayerischerLeo

İstanbul Barosu II Avukat II İnsan Hakları II Atlara ve Uzaklara Hayran / Bir Yanımız Daim Ege’de ||||

Istanbul, Türkiye Katılım Mayıs 2024
351 Takip Edilen896 Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
🔴 Yargılama Aşamalarına Göre Yasak/Türkiye Kararı Başvuru Tablosu📝 📌AİHM Büyük Daire’nin 5 Mayıs 2026 tarihli "Yasak" kararı sonrası, dosyanız hangi aşamada olursa olsun izlemeniz gereken hukuki adımları adım adım özetledik. Hak kaybına uğramamak için bu yol haritasını mutlaka kaydedin. 📂👇
Av. Hakan R. KUCUK tweet mediaAv. Hakan R. KUCUK tweet media
Türkçe
11
139
346
21.6K
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
📝Adalet Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Bülteni'nin 47. sayısını yayınladı. Bülteni okuyunca, Türkiye'nin AİHM karnesiyle bültenin içeriği arasında "gerçeklikten kopuk" bir tabloyla karşılaşıyoruz. 📊Bültende yer alan 16 kararın 8’i doğrudan Türkiye ile ilgili. Peki sonuç ne? Hiçbirinde "ihlal" yok. 🇪🇺Öte yandan, Avrupa ülkeleri bültende sık sık AİHM'den "hukuki uyarı" alırken; kötü muamele, adil yargılanma ve özgürlük hakları gibi başlıklarda mahkemenin radarına takılıyorlar. ⁉️Buradaki en büyük çelişki şu: AİHM verilerine göre Türkiye, mahkeme önündeki dosya yığınağında Avrupa’nın zirvesinde yer alan, hakkında binlerce başvuru bulunan bir ülke. Ama gelin görün ki Bakanlığın "seçme" bülteninde, Türkiye'den giden 8 dosyanın 8'i de ya usulden reddedilmiş ya da "ihlal yok" denilerek kapatılmış. 〽️Binlerce dosyanın beklediği bir atmosferde, bültene sadece "sorunsuz" dosyaları seçip koymak, hukuki bir bülten hazırlamak mı yoksa tabloyu makyajlayıp "her şey yolunda" demek mi? 📢AİHM koridorlarında Türkiye ile ilgili dosyalar dağ gibi birikmişken, Bakanlığın bülteninde her şeyin güllük gülistanlık gösterilmesi tam bir absürt durum. Gerçekler ve bültenler arasındaki bu devasa uçurumu görmezden gelmek mümkün değil! @ECHR_CEDH
İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı@insanhaklariDB

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Bülteninin (Seçme Kararlar) 47. sayısı yayımlanmıştır. inhak.adalet.gov.tr/Resimler/Dokum…

Türkçe
0
13
30
1.2K
Av. Hakan R. KUCUK retweetledi
Amsterdam Law Center
Amsterdam Law Center@A_dam_LawCenter·
"Türkiye’de 10 yıldır adalet sistemi içinde hukuk dışı yargılamalar yapılmakta. İnsanların günlük ve olağan faaliyetleri terör eylemi, terör suçu kabul edilmekte. Yargı sistemi, muhalifleri düşmanlaştırma ve toplulukları yok etmenin aracı olarak kullanılmaktadır." Yeni yazımız: amsterdamlawcenter.com/tr/genel-tr/ai…
Amsterdam Law Center tweet media
Türkçe
0
18
12
305
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
⚖️📜Danimarka’ya sığınan Tuğba Koç’un iade riski, AİHS’in 3. maddesi ve uluslararası hukukun en temel kuralı olan "Geri Gönderme Yasağı" (Non-Refoulement) ile çelişmektedir. AİHM içtihatlarına göre, menşe ülkede kötü muamele veya adil yargılanmama riski varsa iade işlemi hukuken imkansızdır. Danimarka makamlarının somut risk analizini yaparak sınır dışı kararını iptal etmesi evrensel hukuk normlarının gereğidir.‼️📌 @UNHCR_NE @DRC_ngo @amnesty @UNHumanRights @coe
Av. Hakan R. KUCUK tweet media
Türkçe
16
436
524
9.6K
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
⚖️Anayasa Mahkemesi, yaklaşık 10 yıl sonra Gökhan Açıkkollu davasında yaşam hakkı, işkence yasağı ve etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğine hükmetti. Bu karar, gözaltındaki ağır hak ihlallerinin ve cezasızlık politikasının en yüksek yargı merci tarafından tescilidir. Geciken adalet adaleti zedelese de sorumluların yargılanması için hukuki süreç artık kaçınılmazdır. ‼️
Av. Hakan R. KUCUK tweet media
Türkçe
3
95
199
5.8K
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
@KadirHas1345236 AİHM’in bu konuda, iç hukuk yolları tüketilmesi sonrası önüne gelen başvurularda hali hazırda deklare edilmiş bir kararı yok. Eğer sorunuz ihraç dosyasının AİHM’e taşınması noktasında ise DM’den ayrıntılı irtibata geçebilirsiniz.
Türkçe
1
0
0
91
Kadir Has
Kadir Has@KadirHas1345236·
@BayerischerLeo Hocam olağan dönemdeki ihraçlara ilişkin AİHM karaları ile ilgili nasıl yol izlemeliyiz
Türkçe
1
0
0
97
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
⚡️📌 AİHM önündeki KHK/OHAL Komisyonu İhraç İdari Dosyalara İlişkin Önemli Usûli Gelişme 1️⃣ İhraç dosyalarına ilişkin AİHM’de e-Comms hesaplarına kayıtlar başladı. 2️⃣ Mahkeme, daha önce yayınladığı bildiri ile 01.01.2026 tarihi itibariyle gönderilecek başvurularda Mahkeme sitesinde yer alan ‘Kapak Sayfası’nın doldurulması gerektiğini belirtmişti. 3️⃣ Bugün ise gelen maillerle 01.01.2026 tarihi önce yapılan başvurularda aynı kapak sayfasının doldurularak dosyadaki usûli eksikliğin giderilmesi gerektiği bildirilmiştir. Herhangi bir hak kaybı yaşanmaması adına ilgili kapak sayfasının doldurularak posta yoluyla ya da e-Comms üzerinden en geç 12.06.2026 tarihine kadar (bu süre dosyaya göre değişkenlik arz edebilir) gönderilmesi gerekmektedir. ‼️‼️‼️
Hakan Kaplankaya@HKaplankaya

Şu an için sadece kapak sayfasının doldurulması isteniyor.

Türkçe
3
47
97
15.7K
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
Tarafınıza bu yönde bir yazı ulaşmadığı sürece herhangi bir şey yapmakla yükümlü değilsiniz. Mahkeme, -şu an hangi kriterlere göre bu yönde bir talepte bulunduğu belli değil- kapak dosyasının dosyada bulunmasını gerekli görmesi hâlinde size bir yazı gönderecek ve bu usulí eksikliği gidermenizi isteyecektir.
Türkçe
1
0
0
63
Lena Angelin
Lena Angelin@Angelin53015·
@BayerischerLeo @AtestemurMutlu 1 Ocak 2026 öncesi dosya AİHM'e gönderdim. herhangi bir dönüş olmadı. Ben bu kapak dosyasını nasıl göndermeliyim ve nasıl bir şey kapak dosyası. Yardımcı olursanız sevinirim.
Türkçe
1
0
0
18
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
@yaman_4040 Tarafınıza ya da temsilciniz varsa kendisine bu konuda bir bilgilendirme yazısı gelirse, evet.
Türkçe
0
0
1
195
Hiçç
Hiçç@yaman_4040·
@BayerischerLeo 2025 Kasım ayında gonderdim bende kapak duzenleyecekmiyim
Türkçe
1
0
0
715
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
@akcan137 AİHM, başvuru formunun 10. sayfasında da gösterildiği üzere iç hukuk yollarının usulüne uygun tüketilmesini, tüketilmedi ise haklı nedeninizi görmek ister. Şu şartlar altında AYM süresini kaçırmanızı haklı bulmaz ve oradan da usuli ret alırsınız. :(
Türkçe
1
0
0
158
137
137@akcan137·
@BayerischerLeo Peki hocam buradan gelen red kararıyla AİHM'e gidebilir miyim?
Türkçe
1
0
0
31
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
🔴 Yargılama Aşamalarına Göre Yasak/Türkiye Kararı Başvuru Tablosu📝 📌AİHM Büyük Daire’nin 5 Mayıs 2026 tarihli "Yasak" kararı sonrası, dosyanız hangi aşamada olursa olsun izlemeniz gereken hukuki adımları adım adım özetledik. Hak kaybına uğramamak için bu yol haritasını mutlaka kaydedin. 📂👇
Av. Hakan R. KUCUK tweet mediaAv. Hakan R. KUCUK tweet media
Türkçe
11
139
346
21.6K
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
@akcan137 Ne yazık ki olmaz. Mazeret sunsanız da geçerli kabul edilmez. Olağandışı kanun yolları (karar düzeltme de buna dahildir), AYM’ye başvuru için ön şart olan 30 günlük süreyi durdurmaz.
Türkçe
1
0
0
114
137
137@akcan137·
@BayerischerLeo Hocam benim dosyam 25 martta onaylandı, karar düzeltme dilekçesi verdim. Karar düzeltmeden sonra Anayasa Mahkemesşne başvuracaktım. Bu şartlarda süreyi kaçırmış oldum. Karar düzeltme dilekçesini mazaret olaeak sunsam olur mu?
Türkçe
1
0
1
628
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
Uygulamadaki etkisini ne kadar süre içerisinde ve ne ölçüde gösterecek, burası şu anda belirsiz. Ama Yasak kararı salt ceza dosyaları için değil, idari dosyalar için de önem arz eden bir karar. İzleyip göreceğiz. (Şu aşamada şayet idare mahk iptal davası ret gerekçesi mesela ceza dosyasının onanması vs ise Danıştay’a da ek beyan dilekçesi gönderebilirsiniz. = mens rea kurgulu)
Türkçe
0
0
0
50
Berat Yeşil
Berat Yeşil@berat_yesil·
@BayerischerLeo Hocam idari davalar açısından yasak kararının, danıştay aşamasındaki bir dosyaya faydası olur mu🙏🏻
Türkçe
1
0
0
272
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
@ozlemhamza65 AİHM kararı sonrası 1 yıl içerisinde daha önce yargılamayı yapan ilgili Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçeyle başvuru yaparak yeniden yargılama talebinde bulunmalısınız.
Türkçe
0
0
1
80
Özlem
Özlem@ozlemhamza65·
@BayerischerLeo Aihm in yayınladığı listelerde adı olanlar ne yapmalılar Bizim ismimiz 4bin kişilik listede vardı mesela
Türkçe
1
0
0
202
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
@MAKHOCA Şu ana kadar herhangi bir hukuki süreç başlatıldı mı, başlatıldıysa hangi yollar ne şekilde tüketildi. Bunların irdelenmesi gerekiyor.
Türkçe
0
0
0
31
Mehmet Ak
Mehmet Ak@MAKHOCA·
@BayerischerLeo Kolejde çalışıp 7 yıl diploması iptal edilenler için nasıl bir izlenmeli
Türkçe
1
0
0
122
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
@OmerSahin0274 Her halükarda göndermekte, dosyaya o evrağın girmesinde fayda vardır. Şu an dikkate alınmasa bile olası onama kararı sonrası AYM-AİHM aşamalarında bunu dile getirebilirsiniz başvurularda.
Türkçe
1
0
1
79
Ömer
Ömer@OmerSahin0274·
@BayerischerLeo Dosyam Yargıtay'da Nisan başında inceleme aşamasına girdi... 1-2 hafta içinde karar verir ama açıklanmasi çok uzun sürer deniliyor...Şuan ek beyan dilekçesi göndermem etki eder mi?
Türkçe
1
0
0
169
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
@AtestemurMutlu Şu an için maalesef.. Süreler hak düşürücü olduğu için ilgili zaman aralığında başvuruların yapılması zaruridir. Yukarıdaki durum daha önceden yapılan başvuruların usuli tamamlatılmasına dair bir bildiri.
Türkçe
1
0
0
66
mutlu ateştemur
mutlu ateştemur@AtestemurMutlu·
@BayerischerLeo İlginiz için çok teşekkürler..bende ihraç oldum ve danıştay ret verdi yine ahime filan gitmedik..yine yapacak birşey yokmu yoksa bu başvuru bizim içinde birşey ifade ediyormu
Türkçe
1
0
1
93
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
Yukarıdaki bahse konu durum idari ihraçlara ilişkindir. OHAL Komisyon kararı / Bakanlık oluru ile ihraçlar sonrası yürütülen idari süreçte AYM ret kararı sonrası AİHM’e götürülen dosyalar hakkında bu durum. Ceza dosyaları hakkında değil. Eğer AYM hakkınızda bireysel başvuru ret kararı verdi ve siz dosyayı süresinde AİHM’e taşımadıysanız şu anlık yapacağınız bir şey yok Mutlu bey.
Türkçe
1
0
1
336
mutlu ateştemur
mutlu ateştemur@AtestemurMutlu·
@BayerischerLeo hocam ne oluyor anlayamıyorum..ben cezamı çektim,,ahime de herhangi başvuruda bulunmadım..aym ret vereli 5 yıl oldu..birşey yapmam gerekiyormu
Türkçe
1
0
0
666
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
❓ Hangi Aşamada Kullanılır? ‼️‼️DOSYASI YARGITAY İLGİLİ CEZA DAİRESİ'NDE OLANLAR,‼️‼️ ‼️‼️İSTİNAF KARARI SONRASI TEMYİZ SÜRECİ DEVAM EDENLER,‼️‼️ ‼️‼️KARAR DÜZELTME VEYA EK BEYAN SUNMAK İSTEYENLER‼️‼️ 🏛️ Nereye Sunulur? İlgili Bölge Adliye Mahkemesi aracılığıyla Yargıtay Ceza Dairesi Başkanlığı’na gönderilir. 👇ÖRNEK ŞABLON DİLEKÇE: YARGITAY’A SUNULMAK ÜZERE EK TEMYİZ / EK BEYAN DİLEKÇESİ TASLAĞI YARGITAY … CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞI’NA Gönderilmek Üzere … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ … CEZA DAİRESİ’NE DOSYA NO: …/… E. SANIK: ... MÜDAFİİ: KONU: AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı ışığında, mahkûmiyet hükmünün Sözleşme’nin 7. maddesi, TCK m. 314/2, CMK m. 217, 230 ve Anayasa m. 38 hükümleri bakımından yeniden değerlendirilmesi; suçun manevi unsurunun somut, bireyselleştirilmiş ve kesin delillerle ortaya konulmamış olması nedeniyle hükmün bozulması talebimize ilişkin ek beyanlarımızdır. AÇIKLAMALAR Sayın Başkanlık, İncelemeye konu dosyada müvekkil hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü, yalnızca iç hukuk normları bakımından değil, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi kapsamında da ciddi ve giderilmesi zorunlu hukuka aykırılıklar içermektedir. Bu dilekçenin sunulma sebebi, AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararının, özellikle 15 Temmuz sonrası yürütülen dosyalarda TCK m. 314/2 kapsamında kurulan mahkûmiyetlerin hangi kriterler çerçevesinde denetlenmesi gerektiğine ilişkin artık görmezden gelinemeyecek açıklıkta yeni ve bağlayıcı nitelikte ilkeler ortaya koymuş olmasıdır. AİHM Büyük Dairesi, Yasak kararında, silahlı terör örgütü üyeliği suçunda yalnızca eylem, ilişki, temas, geçmiş sosyal çevre, eğitim faaliyeti, tanık anlatımı, HTS kaydı, banka işlemi veya başka yan delillerin sayılmasının yeterli olmadığını; mahkûmiyet için kişinin örgütün şiddet içeren amaç ve yöntemlerini bildiğinin, bu yapıya bilerek ve isteyerek katıldığının ve suçun manevi unsurunun bireyselleştirilmiş bir değerlendirmeyle ortaya konulmasının zorunlu olduğunu açıkça kabul etmiştir. Kararda özellikle Sözleşme’nin 7. maddesinin yalnızca suç ve cezanın kanunla öngörülmesini değil, aynı zamanda nulla poena sine culpa, yani “şahsi kusur olmadan ceza olmaz” ilkesini de güvence altına aldığı belirtilmiştir. Bu ilke, somut dosyamız bakımından doğrudan uygulanabilir niteliktedir. Zira müvekkile isnat edilen fiillerin hiçbiri, suçun manevi unsurunu, yani müvekkilin iddia edilen yapının silahlı/şiddet içeren amaçlarını bildiğini, bu amaçları benimsediğini, buna bilerek ve isteyerek katıldığını ve üyelik iradesini süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz edecek şekilde ortaya koyduğunu göstermemektedir. Dosyada mahkûmiyete esas alınan deliller, en fazla bir kısım sosyal, mesleki, eğitimsel, iletişimsel veya yorumlanmaya muhtaç temas iddialarından ibarettir. Oysa TCK m. 314/2 kapsamında mahkûmiyet için aranan hukuki eşik, bir kişinin geçmişte belli kişilerle temas etmiş olması, belli kurumlarla ilişkisinin bulunması veya belli tanık beyanlarında adının geçmesi değildir. Bu suç bakımından asıl mesele, kişinin silahlı terör örgütü üyeliği kastıyla hareket edip etmediğidir. AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak kararında yaptığı en kritik tespitlerden biri de budur. Mahkeme, yerel mahkemelerin yalnızca delilleri sıralamakla yetinmesini, bu delillerin başvurucunun suç kastını nasıl ispatladığını açıklamamasını Sözleşme’nin 7. maddesi bakımından ağır bir ihlal olarak değerlendirmiştir. Kararda, iç hukuk mahkemelerinin başvurucunun mens rea unsurunu, yani manevi unsurunu, kendisine isnat edilen somut fiiller ve bu fiillerde oynadığı rol ışığında değerlendirmemiş olmasının, ceza sorumluluğunun bireyselleştirilmesi yükümlülüğüne aykırı olduğu açıkça ifade edilmiştir. Somut dosyada da aynı yapısal sorun mevcuttur. Mahkeme, müvekkile isnat edilen delilleri tek tek sıralamış; ancak bu delillerin TCK m. 314/2’de aranan doğrudan kastı, yani bilerek ve isteyerek örgüt üyeliğini nasıl ispatladığını tartışmamıştır. Bir başka ifadeyle gerekçeli karar, delilleri cezai sorumluluğun unsurlarıyla ilişkilendirmemiş; delil listesinden mahkûmiyet sonucuna geçmiştir. Oysa ceza muhakemesinde mahkûmiyet hükmü, kuşkuya, varsayıma, genel kabule veya kolektif aidiyet anlayışına değil; her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun delile dayanmalıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da TCK m. 314/2 kapsamında örgüt üyeliğinden söz edilebilmesi için kişinin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olması, organik bağ kurması, faaliyetlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk bulunması gerektiği kabul edilmektedir. Ancak bu kriterler, uygulamada soyut şekilde tekrar edilmekle yetinildiğinde, gerçek anlamını kaybetmektedir. Mahkeme, “süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk vardır” demekle yetinemez; hangi fiilin hangi tarihte, hangi bağlamda, hangi bilinç düzeyiyle, hangi örgütsel amaç doğrultusunda işlendiğini ve bunun örgüt üyeliği kastını nasıl gösterdiğini açıklamak zorundadır. Yasak/Türkiye kararı, bu noktada Yargıtay incelemesinde dikkate alınması gereken yeni ve son derece önemli bir ölçüt getirmiştir. AİHM’e göre, kişinin bazı faaliyetlerinin daha sonra terör örgütü olarak nitelendirilen bir yapıyla ilişkilendirilmesi, tek başına cezai sorumluluk için yeterli değildir. Mahkeme, söz konusu yapının zaman içinde dini/sosyal görünümden terör örgütü olarak nitelendirilen bir yapıya dönüştüğünün ileri sürüldüğü durumlarda, kişinin bu dönüşümden haberdar olduğunun, buna rağmen yapıyla bilinçli şekilde bağını sürdürdüğünün ve bunu suç kastıyla yaptığının somut olarak gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu tespit, özellikle 2013 öncesi, 2014 öncesi veya 15 Temmuz öncesi tarihlere ilişkin sosyal, eğitimsel, mesleki, bankacılık veya iletişim kayıtlarının mahkûmiyete esas alındığı dosyalar bakımından belirleyicidir. Zira bir kişinin geçmişte hukuken suç olarak tanımlanmayan, kamu otoritelerinin açıkça engellemediği, toplum içinde görünür şekilde var olan faaliyetlere katılmış olması, daha sonra yapılan nitelendirmeler üzerinden geriye dönük şekilde ağır bir ceza sorumluluğuna dönüştürülemez. Aksi kabul, yalnızca Sözleşme’nin 7. maddesinde güvence altına alınan öngörülebilirlik ilkesini değil, aynı zamanda Anayasa m. 38’de güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesini de ihlal eder. Müvekkil yönünden de dosyada ortaya konulması gereken temel husus budur: Müvekkil hangi somut tarihte, hangi somut fiille, hangi somut bilinçle, hangi silahlı veya şiddet içerikli amacı bilerek ve isteyerek benimsemiştir? Bu soruya gerekçeli kararda açık, somut ve denetlenebilir bir cevap verilmemiştir. Müvekkilin geçmişteki sosyal çevresi, bazı kişilerle irtibat iddiası, soyut tanık beyanları, dosyada yer alan iletişim kayıtları veya mali işlemler, örgütün şiddet amaçlarını bildiğini ve bu amaçlara katıldığını göstermemektedir. Ceza hukukunda kusur şahsidir. Ceza sorumluluğu, kişinin içinde bulunduğu çevreye, temas ettiği kişilere, çalıştığı kuruma, görüştüğü insanlara veya sonradan suçla ilişkilendirilen sosyal alanlara göre değil; bizzat kendi kastına ve fiiline göre belirlenir. Yasak kararı, tam da bu sebeple önemlidir. AİHM Büyük Dairesi, ceza sorumluluğunun kolektif kabuller veya aidiyet varsayımları üzerinden kurulamayacağını, sorumluluğun bireyselleştirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Somut dosyada ise müvekkil bakımından bireyselleştirilmiş bir kusur değerlendirmesi yapılmamıştır. Mahkûmiyet gerekçesi, büyük ölçüde genel yapı anlatımı, ülke genelindeki olaylara ilişkin soyut değerlendirmeler ve müvekkilin kişisel fiilleriyle doğrudan ilişkilendirilmeyen kabuller üzerine kurulmuştur. Ancak genel örgüt anlatımı, bireysel suç isnadının yerine geçemez. Bir yapının ülke genelinde nasıl nitelendirildiği, o yapıyla ilişkilendirilen her kişi bakımından otomatik suçluluk sonucu doğurmaz. Her sanık yönünden ayrı ayrı, somut olayın kendi bağlamında, suçun maddi ve manevi unsurları tartışılmalıdır. Nitekim AİHM Büyük Dairesi, Yasak kararında başvurucunun eğitim alanındaki rolünün vurgulanmış olmasını yeterli görmemiş; başvurucunun yapının stratejik, operasyonel veya şiddetle bağlantılı kollarıyla kişisel, işlevsel ya da hiyerarşik bağının gösterilmediğini belirtmiştir. Bu yaklaşım, somut dosyamız bakımından da doğrudan uygulanmalıdır. Eğer müvekkil hakkında mahkûmiyet, eğitimsel, sosyal, mesleki veya geçmiş temas niteliğindeki faaliyetler üzerine kurulmuşsa, mahkeme bu faaliyetlerin hangi yönüyle silahlı terör örgütü üyeliği kastını gösterdiğini ayrıca ve açıkça ortaya koymak zorundadır. Bunu yapmadan verilen hüküm, hukuki denetime elverişli değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, delillerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde dahi, müvekkilin iddia edilen yapının silahlı veya şiddet içeren amaçlarını bildiği, buna bilerek ve isteyerek katıldığı, bu amaç doğrultusunda süreklilik arz eden örgütsel faaliyet yürüttüğü ispatlanamamıştır. Ceza yargılamasında mahkûmiyet için “olabilir”, “muhtemeldir”, “irtibatlıdır”, “aynı çevrededir”, “tanık böyle söylemiştir” gibi ihtimale dayalı ifadeler yeterli değildir. Mahkûmiyet, ancak her türlü şüpheden uzak kesin kanaatle kurulabilir. Şüphe varsa, bu şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır. Bu nedenle, AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak/Türkiye kararında ortaya koyduğu ilkeler ışığında, müvekkil hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün onanması mümkün değildir. Yerel mahkeme ve istinaf merciince yapılan değerlendirme, suçun manevi unsurunu bireyselleştirilmiş biçimde ortaya koymamış; deliller ile sonuç arasında hukuken zorunlu olan gerekçeli bağlantıyı kurmamış; TCK m. 314/2’nin uygulanmasını öngörülemez ve genişletici bir yoruma dayandırmıştır. SONUÇ VE İSTEM Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararında ortaya konulan Sözleşme m. 7, nulla poena sine culpa, mens rea, bireyselleştirilmiş ceza sorumluluğu ve öngörülebilirlik ilkeleri dikkate alınarak; müvekkil hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, suçun manevi unsurunun somut ve her türlü şüpheden uzak delillerle ortaya konulmamış olması, mahkûmiyetin genel kabuller ve bireyselleştirilmemiş değerlendirmeler üzerine kurulması, TCK m. 314/2’nin genişletici ve öngörülemez biçimde uygulanması, CMK m. 217 ve 230 anlamında yeterli, denetlenebilir ve hukuka uygun gerekçe içermemesi nedeniyle BOZULMASINA, müvekkilin hukuki durumunun AİHM Büyük Dairesi’nin güncel ve bağlayıcı içtihadı ışığında yeniden değerlendirilmesine, karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. Sanık Müdafii
Av. Hakan R. KUCUK tweet mediaAv. Hakan R. KUCUK tweet mediaAv. Hakan R. KUCUK tweet mediaAv. Hakan R. KUCUK tweet media
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo

📝AİHM YASAK/TÜRKİYE KARARI SONRASI YENİDEN YARGILAMA DİLEKÇE TASLAĞI ⚖️AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı, TCK 314/2 kapsamındaki mahkûmiyetler için dönüm noktası niteliğindedir. Bu karar; şahsi kusur ve suç kastı (mens rea) somut olarak ispatlanmadan verilen hükümlerin m. 7 ihlali olduğunu tescil etmiştir. ❓ Hangi Aşamada Kullanılır? Yerel mahkemeden yeni ceza almış ve istinaf süresi içinde olanlar, Dosyası halihazırda Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) ilgili ceza dairesinde bekleyenler (Ek Beyan olarak). 🏛️ Nereye Sunulur? Kararı veren Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla, ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi’ne hitaben sunulur. 👇ÖRNEK ŞABLON DİLEKÇE: BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ’NE SUNULMAK ÜZERE İSTİNAF / EK İSTİNAF DİLEKÇESİ TASLAĞI … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ … CEZA DAİRESİ’NE Gönderilmek Üzere … AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE DOSYA NO: …/… E., …/… K. SANIK: … MÜDAFİİ: KONU: AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak/Türkiye kararı doğrultusunda, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması, müvekkil hakkında beraat kararı verilmesi; aksi kanaatte olunması halinde eksik inceleme ve yetersiz gerekçe nedeniyle yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesi talebimize ilişkin istinaf/ek istinaf dilekçesidir. AÇIKLAMALAR Sayın Daire,istinaf İlk derece mahkemesince müvekkil hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü, ceza yargılamasının en temel ilkeleri olan suçta ve cezada kanunilik, şahsi kusur, masumiyet karinesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, gerekçeli karar hakkı ve delillerin hukuka uygun biçimde tartışılması yükümlülüğü bakımından ağır hukuka aykırılıklar içermektedir. Bu dilekçede özellikle AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı ışığında dosyanın yeniden değerlendirilmesi talep edilmektedir. Zira anılan karar, 15 Temmuz sonrası yürütülen TCK m. 314/2 kapsamındaki davalarda mahkûmiyet kurulabilmesi için, sanığın yalnızca belli kişilerle irtibatının, belli kurumlarla ilişkisinin, belli tanık anlatımlarında adının geçmesinin, geçmiş sosyal veya eğitimsel faaliyetlerinin ya da mali/iletişimsel kayıtlarının bulunmasının yeterli olmadığını; suçun manevi unsurunun yani bilerek ve isteyerek örgüt üyeliği kastının bireyselleştirilmiş şekilde ortaya konulması gerektiğini kabul etmiştir. AİHM, Yasak kararında Sözleşme’nin 7. maddesinin yalnızca kanunilik ilkesini değil, şahsi kusur ilkesini de koruduğunu belirtmiş; ceza sorumluluğunun kolektif suçluluk veya ilişki yoluyla suçluluk şeklinde kurulamayacağını açıkça ifade etmiştir. Mahkeme’ye göre kişisel ceza sorumluluğu, yalnızca maddi fiillerin ortaya konulmasını değil, aynı zamanda bu fiillerle fail arasında manevi bir bağın, yani mens rea unsurunun gösterilmesini de zorunlu kılar.   İlk derece mahkemesi kararında ise bu zorunluluk yerine getirilmemiştir. Karar, büyük ölçüde genel yapı anlatımı, soyut kabuller ve müvekkile isnat edilen bazı delillerin arka arkaya sıralanmasından ibarettir. Ancak mahkeme, bu delillerin müvekkilin suç kastını nasıl ortaya koyduğunu, müvekkilin iddia edilen yapının silahlı veya şiddet içeren amaçlarını ne zaman ve nasıl öğrendiğini, buna rağmen hangi somut davranışlarla üyelik iradesini sürdürdüğünü açıklamamıştır. Bu haliyle gerekçeli karar, mahkûmiyet hükmüne dayanak oluşturabilecek nitelikte değildir. Çünkü bir ceza mahkemesi, yalnızca “sanığın irtibatı vardır”, “tanıklar sanığın adını vermiştir”, “kayıtlar mevcuttur”, “faaliyetlerde bulunmuştur” gibi ifadelerle mahkûmiyet kuramaz. Mahkeme, her delilin suçun hangi unsurunu nasıl ispatladığını göstermek zorundadır. Özellikle TCK m. 314/2 gibi ağır sonuçlar doğuran bir suçta, suçun manevi unsurunun gerekçede açıkça tartışılması zorunludur. AİHM Büyük Dairesi, Yasak kararında bu eksikliği doğrudan Sözleşme’nin 7. maddesi ihlali olarak değerlendirmiştir. Mahkeme, iç hukuk mahkemelerinin başvurucunun mens rea unsuruna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmamasını, bireyselleştirilmiş ceza sorumluluğu ilkesine aykırı bulmuştur.   Somut dosyamızda da aynı sorun bulunmaktadır. Müvekkil hakkında kurulan mahkûmiyet, suçun unsurlarını tek tek tartışan, fiil ile kast arasındaki bağı kuran, müvekkilin bireysel sorumluluğunu açıklayan bir gerekçeye dayanmamaktadır. Mahkeme, müvekkilin üzerine atılı suçu hangi bilinç ve iradeyle işlediğini göstermemiştir. Oysa örgüt üyeliği suçunda yalnızca dış dünyaya yansıyan bazı temas veya ilişkiler değil, bu temas ve ilişkilerin suç kastıyla yürütüldüğü hususu da ispatlanmalıdır. Burada özellikle vurgulanması gereken husus şudur: Bir yapının sonradan terör örgütü olarak nitelendirilmesi, geçmişte bu yapıyla herhangi bir şekilde temas etmiş olan herkesi otomatik olarak suçlu hale getirmez. Ceza hukuku, geriye dönük kolektif sorumluluk üretme aracı değildir. Bir kişinin geçmişte hukuken suç olarak tanımlanmayan sosyal, mesleki, eğitimsel veya dini faaliyetleri, sonradan yapılan genel nitelendirmeler üzerinden ağır ceza sorumluluğuna dönüştürülemez. AİHM Büyük Dairesi de Yasak kararında, dini/sosyal görünümde var olan bir yapının daha sonra terör örgütü olarak nitelendirilen bir yapıya dönüştüğünün ileri sürüldüğü hallerde, başvurucunun bu dönüşümün farkında olduğunun, buna rağmen bilinçli şekilde bağını sürdürdüğünün ve bunu suç kastıyla yaptığının gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir.   İlk derece mahkemesi kararı bu değerlendirmeyi yapmamıştır. Müvekkilin iddia edilen fiillerinin tarihleri, bu tarihlerdeki hukuki ve fiili bağlam, müvekkilin bilgi düzeyi, iddia edilen yapının niteliği hakkındaki farkındalığı, şiddet amacını bilip bilmediği, buna katılıp katılmadığı ve örgüt hiyerarşisine bilinçli şekilde dahil olup olmadığı denetlenebilir bir gerekçeyle ortaya konulmamıştır. Bu eksiklik, yalnızca şekli bir gerekçe eksikliği değildir; doğrudan mahkûmiyetin esasına etki eden bir hukuka aykırılıktır. Çünkü suçun manevi unsuru ispatlanmadan mahkûmiyet kurulamaz. Ceza hukukunda failin kusuru, mahkûmiyetin asli unsurudur. Kusur yoksa ceza olmaz. Bilme ve isteme yoksa TCK m. 314/2 kapsamında örgüt üyeliği oluşmaz. Mahkeme kararında yer verilen tanık beyanları da bu sonucu değiştirmemektedir. Zira tanık beyanlarının mahkûmiyete esas alınabilmesi için, bu beyanların somut, tutarlı, denetlenebilir, çelişkiden uzak ve başka delillerle desteklenmiş olması gerekir. Özellikle etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen veya kendisi de soruşturma/kovuşturma baskısı altında bulunan kişilerin beyanları bakımından mahkemelerin daha titiz davranması gerekir. Tanığın bir kişiyi belirli bir unvanla anması, o kişinin silahlı terör örgütü üyeliği kastıyla hareket ettiğini kendiliğinden ispatlamaz. Aynı şekilde HTS kayıtları, banka işlemleri, sosyal güvenlik kayıtları, dernek/sendika/kurum ilişkileri veya benzeri veriler de tek başına suçun manevi unsurunu ispatlamaya elverişli değildir. Bu deliller, ancak somut bağlam içinde, kişinin suç kastını gösteren açık ve kesin diğer delillerle birlikte anlam kazanabilir. Aksi halde masum sosyal, mesleki veya ekonomik davranışlar, ceza hukuku alanında geriye dönük olarak kriminalize edilmiş olur. Bu durum, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesi bakımından kabul edilemez. Kişi, işlendiği tarihte suç oluşturmayan veya suç kastını göstermeyen davranışlarından dolayı, sonradan yapılan yorumlarla cezalandırılamaz. Ceza kanunlarının genişletici ve öngörülemez yorumu, Anayasa m. 38’e ve AİHS m. 7’ye açıkça aykırıdır. İstinaf incelemesinin görevi, yalnızca ilk derece mahkemesi kararını şeklen onamak değildir. Bölge Adliye Mahkemesi, maddi vakıa ve hukuki nitelendirme yönünden dosyayı yeniden değerlendirmekle yükümlüdür. Bu kapsamda, müvekkil hakkında verilen mahkûmiyet kararının, AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak kararında ortaya koyduğu ölçütler ışığında denetlenmesi zorunludur. Dosyada müvekkilin iddia edilen yapının silahlı/şiddet içeren amaçlarını bildiği, bu amaçları benimsediği, buna bilerek ve isteyerek katıldığı, örgüt hiyerarşisine organik bağla dahil olduğu, emir-talimat aldığı veya verdiği, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden örgütsel faaliyet yürüttüğü her türlü şüpheden uzak şekilde ortaya konulamamıştır. Bu nedenle mahkûmiyet hükmünün kaldırılması ve müvekkil hakkında beraat kararı verilmesi gerekir. Aksi kanaatte olunması halinde dahi, mevcut kararın gerekçe bakımından yeterli olmadığı, suçun manevi unsurunu tartışmadığı, deliller ile mahkûmiyet sonucu arasındaki bağlantıyı kurmadığı, savunmanın temel itirazlarını karşılamadığı ve Yasak kararında ortaya konulan standartlara uygun olmadığı açıktır. Bu durumda hükmün kaldırılarak dosyanın yeniden değerlendirilmesi zorunludur. SONUÇ VE İSTEM Açıklanan nedenlerle; AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı, AİHS m. 7, Anayasa m. 38, TCK m. 314/2, CMK m. 217 ve 230 hükümleri birlikte değerlendirilerek; ilk derece mahkemesince müvekkil hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün KALDIRILMASINA, müvekkilin üzerine atılı suçun maddi ve manevi unsurları her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanamadığından BERAATİNE, aksi kanaatte olunması halinde, suçun manevi unsurunun tartışılmamış olması, gerekçenin yetersizliği, delillerin bireyselleştirilmiş biçimde değerlendirilmemesi ve savunma hakkını etkileyen eksiklikler nedeniyle hükmün kaldırılarak dosyanın yeniden görülmek üzere mahkemesine gönderilmesine, müvekkil tutuklu/hükümlü ise, gelinen aşama, AİHM Büyük Dairesi içtihadı, mahkûmiyetin hukuki dayanağının ciddi şekilde tartışmalı hale gelmesi, kaçma ve delil karartma ihtimalinin bulunmaması dikkate alınarak derhal TAHLİYESİNE, karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. Sanık Müdafii

Türkçe
1
7
14
1.3K
Av. Hakan R. KUCUK
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo·
❓Hangi Aşamada Kullanılır? ‼️‼️CEZASI KESİNLEŞMİŞ VE İNFAZI DEVAM EDENLER,‼️‼️ ‼️‼️HÜKÜMLÜ STATÜSÜNDE OLANLAR,‼️‼️ ‼️‼️DOSYASI ARŞİVDE OLUP HAK İADESİ İSTEYENLER.‼️‼️ 🏛️ Nereye Sunulur? Kararı veren ilgili Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmak üzere hazırlanmıştır. 📌 Temel Talepler: 1️⃣ Yargılamanın Yenilenmesi (CMK 311) 2️⃣ İnfazın Derhal Durdurulması 3️⃣ Hükümlünün Tahliyesi 👇ÖRNEK ŞABLON DİLEKÇE AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE SUNULMAK ÜZERE YENİDEN YARGILAMA, İNFAZIN DURDURULMASI VE TAHLİYE TALEPLİ DİLEKÇE TASLAĞI … AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE DOSYA NO: …/… E., …/… K. HÜKÜMLÜ/SANIK: … MÜDAFİİ: KONU: AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı doğrultusunda, CMK m. 311 ve devamı hükümleri uyarınca yargılamanın yenilenmesi, infazın durdurulması, duruşmalı inceleme yapılması ve müvekkilin tahliyesi talebidir. AÇIKLAMALAR Sayın Mahkeme, Mahkemenizce verilen ve kesinleşen mahkûmiyet hükmü, AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı sonrasında yeniden değerlendirilmesi zorunlu hale gelen nitelikte bir karardır. Anılan Büyük Daire kararı, TCK m. 314/2 kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kurulabilmesi için, sanığın yalnızca belirli kişilerle temasının, belirli kurumlarla ilişkisinin, tanık beyanlarında adının geçmesinin veya bir kısım iletişim/mali kayıtlarının bulunmasının yeterli olmadığını; kişinin suç kastının, yani iddia edilen yapının silahlı ve şiddet içeren amaçlarını bildiğinin ve buna bilerek ve isteyerek katıldığının somut, bireysel ve bağlamsal bir değerlendirmeyle ortaya konulması gerektiğini hüküm altına almıştır. AİHM, Yasak/Türkiye kararında Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamında nulla poena sine culpa ilkesini açıkça uygulamış; bir kişinin şahsi kusuru usulüne uygun şekilde ortaya konulmadan cezalandırılamayacağını belirtmiştir. Mahkeme’ye göre ceza sorumluluğu, kolektif kabullerle, ilişki veya aidiyet varsayımlarıyla, genel yapı anlatımlarıyla ya da failin kişisel kastını göstermeyen yan delillerle kurulamaz. Kişisel ceza sorumluluğu, yalnızca maddi fiillerin değil, aynı zamanda fail ile fiil arasındaki manevi bağın, yani mens rea unsurunun da ispatlanmasını gerektirir. Bu karar, mahkemenizce verilen hüküm bakımından doğrudan önem taşımaktadır. Çünkü somut dosyada müvekkil hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü, suçun manevi unsurunu Yasak kararında aranan standartta tartışmamış; müvekkilin hangi somut fiille, hangi tarihte, hangi bilinç düzeyiyle, hangi örgütsel amaç doğrultusunda hareket ettiğini ve iddia edilen yapının şiddet içeren amaçlarını ne şekilde bildiğini ortaya koymamıştır. Mahkûmiyet hükmünde yer verilen deliller, müvekkilin suç kastını ispatlamak bakımından yeterli değildir. Delillerin varlığı ile suçun sübutu aynı şey değildir. Ceza yargılamasında mahkeme, delilleri yalnızca saymakla yetinemez; her bir delilin suçun maddi ve manevi unsurlarıyla bağlantısını kurmak zorundadır. Bir delil, sanığın bir kişiyle konuştuğunu, bir kurumda çalıştığını, bir hesaba para yatırdığını, bir toplantıya katıldığını veya bir tanık tarafından belli şekilde tanımlandığını gösterebilir. Ancak bu deliller, ayrıca ve açıkça sanığın silahlı terör örgütü üyeliği kastını gösteriyor mu? İşte mahkemenin cevaplaması gereken asıl soru budur. Yasak kararında AİHM Büyük Dairesi, iç hukuk mahkemelerinin başvurucunun mens rea unsurunu değerlendirmemiş olmasını, bireyselleştirilmiş ceza sorumluluğu bakımından temel bir eksiklik olarak kabul etmiştir. Kararda, başvurucunun kişisel rolü ve somut fiilleri ışığında manevi unsur değerlendirmesi yapılmamasının Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ettiği belirtilmiştir. Mahkemenizce verilen hükümde de aynı eksiklik mevcuttur. Müvekkilin mahkûmiyetine esas alınan değerlendirmeler, büyük ölçüde genel yapı anlatımı ve soyut kabuller üzerine kurulmuştur. Oysa mahkeme, müvekkilin bireysel durumunu genel anlatıdan ayırmak, ona isnat edilen her fiili tarihsel, hukuki ve fiili bağlamı içinde değerlendirmek, suçun manevi unsurunu ayrıca tartışmak ve neticede şüpheden uzak bir kanaate ulaşıp ulaşmadığını gerekçeli biçimde ortaya koymak zorundaydı. Bu yapılmamıştır. Müvekkil hakkındaki mahkûmiyet, bir anlamda “ilişki üzerinden suçluluk” anlayışına dayandırılmıştır. Oysa ceza hukukunda ilişki, temas, çevre, tanışıklık, kurum geçmişi veya sosyal bağ tek başına suç değildir. Hele ki TCK m. 314/2 gibi ağır sonuçlar doğuran bir suçta, sanığın iddia edilen yapının silahlı/şiddet amaçlarını bildiği, bunu benimsediği ve bu amaç doğrultusunda bilerek ve isteyerek faaliyet yürüttüğü ispatlanmadan mahkûmiyet kurulamaz. AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak kararında özellikle üzerinde durduğu noktalardan biri de budur: Bir yapının tarihsel süreç içinde farklı nitelendirmelere konu olması halinde, geçmiş faaliyetlerin otomatik şekilde suç kabul edilmesi mümkün değildir. Mahkeme, başvurucunun bu yapının dönüşümünden haberdar olduğunun ve buna rağmen bilinçli şekilde bağını sürdürdüğünün gösterilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu tespit, mahkemeniz dosyası bakımından da belirleyicidir. Eğer müvekkile isnat edilen fiillerin bir kısmı, iddia edilen yapının kamu makamlarınca farklı algılandığı veya henüz açık/öngörülebilir biçimde terör örgütü olarak nitelendirilmediği dönemlere ilişkinse, mahkemenin bu tarihsel bağlamı değerlendirmeden mahkûmiyet kurması hukuken mümkün değildir. Müvekkilin o tarihlerde ne bildiği, neyi öngörebileceği, hangi amaçla hareket ettiği ve suç kastının nasıl oluştuğu ayrı ayrı tartışılmalıdır. Bunun yapılmadığı bir mahkûmiyet hükmü, kesinleşmiş olsa dahi adil ve hukuka uygun bir hüküm niteliği taşımaz. Kesin hüküm, hukuka aykırılığı meşrulaştıran bir perde değildir. Özellikle AİHM Büyük Dairesi tarafından ortaya konulan yeni ve bağlayıcı içtihat sonrasında, mahkemenizce verilen hükmün yargılamanın yenilenmesi yoluyla yeniden ele alınması zorunludur. Ayrıca AİHM, Yasak kararında 7. madde ihlalinin giderimi bakımından en uygun yolun yargılamanın yenilenmesi olduğunu belirtmiştir. Kararda başvurucunun iç hukukta yeniden yargılama talep edebileceğine işaret edilmiştir. Bu tespit, mahkemeniz önündeki talebimizin hukuki temelini doğrudan güçlendirmektedir. AİHM’in bu yaklaşımı, yalnızca başvurucu Yasak bakımından değil, aynı hukuki sorunu taşıyan benzer dosyalar bakımından da yol gösterici niteliktedir. Bu nedenle mahkemenizden talebimiz, dosyanın şekli anlamda kesinleşmiş olmasına dayanarak talebin reddedilmesi değil; AİHM Büyük Dairesi’nin ortaya koyduğu ölçütler doğrultusunda hükmün esasının yeniden incelenmesidir. Zira mevcut hükümde müvekkilin suç kastı, bireysel kusuru, iddia edilen yapının şiddet amaçlarını bilme ve isteme iradesi somut şekilde ortaya konulmamıştır. Mahkemece yapılması gereken inceleme şu sorulara cevap vermelidir: Müvekkilin hangi somut fiili, hangi tarihte, hangi bağlamda gerçekleştirdiği kabul edilmiştir? Bu fiilin işlendiği tarihte müvekkilin iddia edilen yapının silahlı/şiddet içeren amaçlarını bildiği hangi delille ispatlanmıştır? Müvekkilin bu amaçlara bilerek ve isteyerek katıldığı hangi somut davranışla ortaya konulmuştur? Müvekkilin hiyerarşik yapıya organik bağla dahil olduğu, emir-talimat ilişkisi içinde bulunduğu veya üyelik iradesiyle hareket ettiği hangi kesin delille belirlenmiştir? Mahkûmiyete esas alınan delillerin her biri, suçun maddi unsurunu mu, manevi unsurunu mu, yoksa yalnızca sosyal/iletişimsel bir teması mı göstermektedir? Şüphe halinde neden sanık lehine değerlendirme yapılmamıştır? Bu sorular cevaplanmadan verilen bir mahkûmiyet kararı, CMK m. 217 anlamında vicdani kanaate değil, varsayıma dayanır. CMK m. 230 anlamında ise yeterli, denetlenebilir ve hukuki gerekçe içermez. Yargılamanın yenilenmesi talebimizin kabulü halinde, infazın durdurulması da zorunlu hale gelmektedir. Çünkü AİHM Büyük Dairesi’nin güncel içtihadı sonrasında, müvekkilin mahkûmiyetinin hukuki dayanağı ciddi şekilde tartışmalı hale gelmiştir. Suçun manevi unsurunun hiç tartışılmadığı veya yetersiz tartışıldığı bir hükmün infazına devam edilmesi, telafisi imkânsız hak ihlallerine yol açacaktır. Müvekkil yönünden kaçma, delil karartma veya yargılamayı engelleme ihtimali bulunmamaktadır. Dosya kapsamındaki deliller toplanmış, hüküm verilmiş ve süreç kesinleşmiştir. Bu aşamada infazın devamı, yalnızca özgürlük hakkı bakımından değil, AİHM kararının etkili uygulanması bakımından da ölçüsüz sonuç doğuracaktır. Ayrıca yeniden yargılama sürecinde duruşma açılması gerekmektedir. Çünkü mesele yalnızca hukuki bir yorum meselesi değildir; müvekkilin bireysel durumunun, isnat edilen fiillerin tarihsel bağlamının, tanık beyanlarının güvenilirliğinin, delillerin suçun manevi unsuruyla ilişkisinin ve mahkûmiyet gerekçesinin AİHM standartları karşısındaki durumunun tartışılması gerekmektedir. Bu tartışma, dosya üzerinden yapılacak sınırlı bir incelemeyle sağlıklı biçimde yürütülemez. Sonuç olarak, mahkemenizce verilen mahkûmiyet hükmü, AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak/Türkiye kararında açıkça ortaya konulan mens rea, şahsi kusur ve bireyselleştirilmiş ceza sorumluluğu ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi talebimizin kabulü, infazın durdurulması, duruşma açılması ve müvekkilin tahliyesi hukuken zorunludur. SONUÇ VE İSTEM Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı dikkate alınarak, CMK m. 311 ve devamı hükümleri uyarınca YARGILAMANIN YENİLENMESİ TALEBİMİZİN KABULÜNE, Yeniden yargılama talebimizin kabulü ile birlikte, mahkûmiyet hükmünün infazının telafisi imkânsız hak ihlallerine yol açmaması için İNFAZIN DURDURULMASINA, Müvekkil tutuklu/hükümlü ise derhal TAHLİYESİNE, Yeniden yargılama incelemesinin duruşmalı yapılmasına, Mahkûmiyet hükmünde suçun manevi unsurunun bireyselleştirilmiş biçimde tartışılmamış olması, müvekkilin iddia edilen yapının silahlı/şiddet içeren amaçlarını bildiği ve buna bilerek/isteyerek katıldığı hususunun her türlü şüpheden uzak delillerle ortaya konulamaması nedeniyle, yapılacak yeniden yargılama sonunda müvekkil hakkında BERAAT KARARI VERİLMESİNE, karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. Hükümlü/Sanık Müdafii
Av. Hakan R. KUCUK tweet mediaAv. Hakan R. KUCUK tweet mediaAv. Hakan R. KUCUK tweet mediaAv. Hakan R. KUCUK tweet media
Av. Hakan R. KUCUK@BayerischerLeo

📝AİHM YASAK/TÜRKİYE KARARI SONRASI YENİDEN YARGILAMA DİLEKÇE TASLAĞI ⚖️AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı, TCK 314/2 kapsamındaki mahkûmiyetler için dönüm noktası niteliğindedir. Bu karar; şahsi kusur ve suç kastı (mens rea) somut olarak ispatlanmadan verilen hükümlerin m. 7 ihlali olduğunu tescil etmiştir. ❓ Hangi Aşamada Kullanılır? Yerel mahkemeden yeni ceza almış ve istinaf süresi içinde olanlar, Dosyası halihazırda Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) ilgili ceza dairesinde bekleyenler (Ek Beyan olarak). 🏛️ Nereye Sunulur? Kararı veren Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla, ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi’ne hitaben sunulur. 👇ÖRNEK ŞABLON DİLEKÇE: BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ’NE SUNULMAK ÜZERE İSTİNAF / EK İSTİNAF DİLEKÇESİ TASLAĞI … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ … CEZA DAİRESİ’NE Gönderilmek Üzere … AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE DOSYA NO: …/… E., …/… K. SANIK: … MÜDAFİİ: KONU: AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak/Türkiye kararı doğrultusunda, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması, müvekkil hakkında beraat kararı verilmesi; aksi kanaatte olunması halinde eksik inceleme ve yetersiz gerekçe nedeniyle yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesi talebimize ilişkin istinaf/ek istinaf dilekçesidir. AÇIKLAMALAR Sayın Daire,istinaf İlk derece mahkemesince müvekkil hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü, ceza yargılamasının en temel ilkeleri olan suçta ve cezada kanunilik, şahsi kusur, masumiyet karinesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, gerekçeli karar hakkı ve delillerin hukuka uygun biçimde tartışılması yükümlülüğü bakımından ağır hukuka aykırılıklar içermektedir. Bu dilekçede özellikle AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı ışığında dosyanın yeniden değerlendirilmesi talep edilmektedir. Zira anılan karar, 15 Temmuz sonrası yürütülen TCK m. 314/2 kapsamındaki davalarda mahkûmiyet kurulabilmesi için, sanığın yalnızca belli kişilerle irtibatının, belli kurumlarla ilişkisinin, belli tanık anlatımlarında adının geçmesinin, geçmiş sosyal veya eğitimsel faaliyetlerinin ya da mali/iletişimsel kayıtlarının bulunmasının yeterli olmadığını; suçun manevi unsurunun yani bilerek ve isteyerek örgüt üyeliği kastının bireyselleştirilmiş şekilde ortaya konulması gerektiğini kabul etmiştir. AİHM, Yasak kararında Sözleşme’nin 7. maddesinin yalnızca kanunilik ilkesini değil, şahsi kusur ilkesini de koruduğunu belirtmiş; ceza sorumluluğunun kolektif suçluluk veya ilişki yoluyla suçluluk şeklinde kurulamayacağını açıkça ifade etmiştir. Mahkeme’ye göre kişisel ceza sorumluluğu, yalnızca maddi fiillerin ortaya konulmasını değil, aynı zamanda bu fiillerle fail arasında manevi bir bağın, yani mens rea unsurunun gösterilmesini de zorunlu kılar.   İlk derece mahkemesi kararında ise bu zorunluluk yerine getirilmemiştir. Karar, büyük ölçüde genel yapı anlatımı, soyut kabuller ve müvekkile isnat edilen bazı delillerin arka arkaya sıralanmasından ibarettir. Ancak mahkeme, bu delillerin müvekkilin suç kastını nasıl ortaya koyduğunu, müvekkilin iddia edilen yapının silahlı veya şiddet içeren amaçlarını ne zaman ve nasıl öğrendiğini, buna rağmen hangi somut davranışlarla üyelik iradesini sürdürdüğünü açıklamamıştır. Bu haliyle gerekçeli karar, mahkûmiyet hükmüne dayanak oluşturabilecek nitelikte değildir. Çünkü bir ceza mahkemesi, yalnızca “sanığın irtibatı vardır”, “tanıklar sanığın adını vermiştir”, “kayıtlar mevcuttur”, “faaliyetlerde bulunmuştur” gibi ifadelerle mahkûmiyet kuramaz. Mahkeme, her delilin suçun hangi unsurunu nasıl ispatladığını göstermek zorundadır. Özellikle TCK m. 314/2 gibi ağır sonuçlar doğuran bir suçta, suçun manevi unsurunun gerekçede açıkça tartışılması zorunludur. AİHM Büyük Dairesi, Yasak kararında bu eksikliği doğrudan Sözleşme’nin 7. maddesi ihlali olarak değerlendirmiştir. Mahkeme, iç hukuk mahkemelerinin başvurucunun mens rea unsuruna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmamasını, bireyselleştirilmiş ceza sorumluluğu ilkesine aykırı bulmuştur.   Somut dosyamızda da aynı sorun bulunmaktadır. Müvekkil hakkında kurulan mahkûmiyet, suçun unsurlarını tek tek tartışan, fiil ile kast arasındaki bağı kuran, müvekkilin bireysel sorumluluğunu açıklayan bir gerekçeye dayanmamaktadır. Mahkeme, müvekkilin üzerine atılı suçu hangi bilinç ve iradeyle işlediğini göstermemiştir. Oysa örgüt üyeliği suçunda yalnızca dış dünyaya yansıyan bazı temas veya ilişkiler değil, bu temas ve ilişkilerin suç kastıyla yürütüldüğü hususu da ispatlanmalıdır. Burada özellikle vurgulanması gereken husus şudur: Bir yapının sonradan terör örgütü olarak nitelendirilmesi, geçmişte bu yapıyla herhangi bir şekilde temas etmiş olan herkesi otomatik olarak suçlu hale getirmez. Ceza hukuku, geriye dönük kolektif sorumluluk üretme aracı değildir. Bir kişinin geçmişte hukuken suç olarak tanımlanmayan sosyal, mesleki, eğitimsel veya dini faaliyetleri, sonradan yapılan genel nitelendirmeler üzerinden ağır ceza sorumluluğuna dönüştürülemez. AİHM Büyük Dairesi de Yasak kararında, dini/sosyal görünümde var olan bir yapının daha sonra terör örgütü olarak nitelendirilen bir yapıya dönüştüğünün ileri sürüldüğü hallerde, başvurucunun bu dönüşümün farkında olduğunun, buna rağmen bilinçli şekilde bağını sürdürdüğünün ve bunu suç kastıyla yaptığının gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir.   İlk derece mahkemesi kararı bu değerlendirmeyi yapmamıştır. Müvekkilin iddia edilen fiillerinin tarihleri, bu tarihlerdeki hukuki ve fiili bağlam, müvekkilin bilgi düzeyi, iddia edilen yapının niteliği hakkındaki farkındalığı, şiddet amacını bilip bilmediği, buna katılıp katılmadığı ve örgüt hiyerarşisine bilinçli şekilde dahil olup olmadığı denetlenebilir bir gerekçeyle ortaya konulmamıştır. Bu eksiklik, yalnızca şekli bir gerekçe eksikliği değildir; doğrudan mahkûmiyetin esasına etki eden bir hukuka aykırılıktır. Çünkü suçun manevi unsuru ispatlanmadan mahkûmiyet kurulamaz. Ceza hukukunda failin kusuru, mahkûmiyetin asli unsurudur. Kusur yoksa ceza olmaz. Bilme ve isteme yoksa TCK m. 314/2 kapsamında örgüt üyeliği oluşmaz. Mahkeme kararında yer verilen tanık beyanları da bu sonucu değiştirmemektedir. Zira tanık beyanlarının mahkûmiyete esas alınabilmesi için, bu beyanların somut, tutarlı, denetlenebilir, çelişkiden uzak ve başka delillerle desteklenmiş olması gerekir. Özellikle etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen veya kendisi de soruşturma/kovuşturma baskısı altında bulunan kişilerin beyanları bakımından mahkemelerin daha titiz davranması gerekir. Tanığın bir kişiyi belirli bir unvanla anması, o kişinin silahlı terör örgütü üyeliği kastıyla hareket ettiğini kendiliğinden ispatlamaz. Aynı şekilde HTS kayıtları, banka işlemleri, sosyal güvenlik kayıtları, dernek/sendika/kurum ilişkileri veya benzeri veriler de tek başına suçun manevi unsurunu ispatlamaya elverişli değildir. Bu deliller, ancak somut bağlam içinde, kişinin suç kastını gösteren açık ve kesin diğer delillerle birlikte anlam kazanabilir. Aksi halde masum sosyal, mesleki veya ekonomik davranışlar, ceza hukuku alanında geriye dönük olarak kriminalize edilmiş olur. Bu durum, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesi bakımından kabul edilemez. Kişi, işlendiği tarihte suç oluşturmayan veya suç kastını göstermeyen davranışlarından dolayı, sonradan yapılan yorumlarla cezalandırılamaz. Ceza kanunlarının genişletici ve öngörülemez yorumu, Anayasa m. 38’e ve AİHS m. 7’ye açıkça aykırıdır. İstinaf incelemesinin görevi, yalnızca ilk derece mahkemesi kararını şeklen onamak değildir. Bölge Adliye Mahkemesi, maddi vakıa ve hukuki nitelendirme yönünden dosyayı yeniden değerlendirmekle yükümlüdür. Bu kapsamda, müvekkil hakkında verilen mahkûmiyet kararının, AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak kararında ortaya koyduğu ölçütler ışığında denetlenmesi zorunludur. Dosyada müvekkilin iddia edilen yapının silahlı/şiddet içeren amaçlarını bildiği, bu amaçları benimsediği, buna bilerek ve isteyerek katıldığı, örgüt hiyerarşisine organik bağla dahil olduğu, emir-talimat aldığı veya verdiği, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden örgütsel faaliyet yürüttüğü her türlü şüpheden uzak şekilde ortaya konulamamıştır. Bu nedenle mahkûmiyet hükmünün kaldırılması ve müvekkil hakkında beraat kararı verilmesi gerekir. Aksi kanaatte olunması halinde dahi, mevcut kararın gerekçe bakımından yeterli olmadığı, suçun manevi unsurunu tartışmadığı, deliller ile mahkûmiyet sonucu arasındaki bağlantıyı kurmadığı, savunmanın temel itirazlarını karşılamadığı ve Yasak kararında ortaya konulan standartlara uygun olmadığı açıktır. Bu durumda hükmün kaldırılarak dosyanın yeniden değerlendirilmesi zorunludur. SONUÇ VE İSTEM Açıklanan nedenlerle; AİHM Büyük Dairesi’nin 05.05.2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı, AİHS m. 7, Anayasa m. 38, TCK m. 314/2, CMK m. 217 ve 230 hükümleri birlikte değerlendirilerek; ilk derece mahkemesince müvekkil hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün KALDIRILMASINA, müvekkilin üzerine atılı suçun maddi ve manevi unsurları her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanamadığından BERAATİNE, aksi kanaatte olunması halinde, suçun manevi unsurunun tartışılmamış olması, gerekçenin yetersizliği, delillerin bireyselleştirilmiş biçimde değerlendirilmemesi ve savunma hakkını etkileyen eksiklikler nedeniyle hükmün kaldırılarak dosyanın yeniden görülmek üzere mahkemesine gönderilmesine, müvekkil tutuklu/hükümlü ise, gelinen aşama, AİHM Büyük Dairesi içtihadı, mahkûmiyetin hukuki dayanağının ciddi şekilde tartışmalı hale gelmesi, kaçma ve delil karartma ihtimalinin bulunmaması dikkate alınarak derhal TAHLİYESİNE, karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. Sanık Müdafii

Türkçe
0
2
2
614