ceyhun karaca

398 posts

ceyhun karaca banner
ceyhun karaca

ceyhun karaca

@ceykaraca

Avukat (İzmir Barosu), Arabulucu

Katılım Temmuz 2011
710 Takip Edilen168 Takipçiler
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
@kemalozturk2020 Hiç mi gündemi takip etmiyorsunuz.İspanyollar üstelik başbakan düzeyinde Filistin’de yapılanlara dünyada en net tepkiyi verirken.. Üstelik görüntüler de eski. İspanya ve Türkiye Akdeniz’de konjonktürel olarak doğal müttefik iken bu yazdıklarınız sadece İsrail’i memnun eder.
Türkçe
0
0
3
2.5K
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk@kemalozturk2020·
👉Tartışmasız dünyanın en iyi futbolcularından biri… 👉İspanya vatandaşı… 👉Dünyanın en iyi kulüplerinden Barcelona’yı şampiyonluğa taşıdı. 👉Ödül alırken annesinin yüzüne bakın 👉kardeşi bir an önce oradan kaçmak ister gibi 👉kız kardeşi gülmeyi unutmuş Neden tüm bunlar? 👉Çünkü onlar bir göçmen ailesi 👉Çünkü Müslümanlar 👉 Çünkü Lamine Yamal şampiyonluk turunda Filistin bayrağı açtı. 👉bu yüzden linç kampanyası başlattılar. 👏Fakat şu çocuğa bakın, 18 yaşında korkmadan ailesi, inancı ve idealleri için dünyaya meydan okuyor… Sen çok yaşa genç adam 🙏 #FREEPALESTİNE 🇵🇸🇪🇸🇹🇷
Türkçe
583
5K
28.6K
1.4M
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
@ermnbzyka @borsaninizinden Keşke öyle olsaydı. Uzun zamandır gitmediğinizi anlıyorum. Yerleşik nüfusu, kayıtlı adresini almayanları da sayarsak yaklaşık 150.000 civarında. Neredeyse küçük bir il olmuş. Keşke çocukluğumun Didim’i kalsaydı, gerçek bir cennetti.
Türkçe
0
0
0
22
eskilerden_ilker_abin_vardi
@borsaninizinden Yilin 12 ayi Kusadasi Didimden her daim daha canlidir ama cok sakinlik ariyorum diyorsan Didim hele hele kış aylari Didim de cinlerle top kosturursunuz ilce walking dead gbi bi yere evriliyor
Türkçe
1
0
0
1.7K
ceyhun karaca retweetledi
Emrah Yavuzcan
Emrah Yavuzcan@eyhukuk·
• Geri çekmediği için mi? Haklı bir alacak takibinden neden feragat edilsin? Bu nasıl bir haber dili? Sokak ortasında gencecik bir Avukat katledilmiş. • Devlet alacağını alırken tüm olanaklardan yararlanırken; vatandaş alacaklı olduğunda vekili, borçlu ile yüzyüze kalmamalı.
gdh@gundemedairhs

Bursa'da avukat Hatice Kocaefe, ablasının 5 milyonluk alacak davasını geri çekmediği için borçlu tarafından vurularak öldürüldü. —Saldırı anında, iki kız kardeşin babalarıyla yürürken vurulup yere düştüğü anlar görüntülere yansıdı. —Olay yerinden kaçan şüpheli aranıyor.

Türkçe
3
98
816
33.6K
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
6- Bu yüzden bu dosyalar devletin namusudur! Failler yönetici sıfından olsa dahi, normal vatandaştan farklı bir muamele göremez, görmemelidir. #GülistanDoku #RojinKabaiş
Türkçe
0
0
1
54
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
5- Türk toplumunun yapısına göre bu çocuklara yapılan büyük bir namussuzluktur. Tarih boyunca bu böyledir. Türk toplumu için devlet kutsaldır; ama bu kutsallığı hak etmeyen hiçbir devletini yaşatmamış, yenisini kurmuştur.
Türkçe
1
0
1
69
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
@omerturantv72 Bugün manavda karpuz görüp şaşırdım. İran karpuzuymuş.Sıfırlandı dediğiniz ülke tarım ürünü ihraç ediyor. Bilmiyorum daha önce sanayi ihracatları nedir. Ancak İzmir’e karpuz gönderebiliyorlarsa söylediğiniz kadar sıfırlanmış olmasa gerek. Twitiniz fazla ateşli geldi bana.
Türkçe
1
0
0
1K
Dr. Ömer Turan
Dr. Ömer Turan@omerturantv72·
Acı ama gerçek: İran, 40 günlük vahşi bombalamayla, her açıdan çökertildi. Askeri güçü, sanayisi, ekonomisi sıfırlandı, tamamen yok edildi. Alt yapısı çok zarar gördü. Ruhani lideri dahil Tüm yönetici kadrosu tasfiye edildi. Tüm bunlara rağmen, İran, hem de daha lideri gömülmeden, baş düşmanı ile masaya oturdu, Hamaneyin katilleriyle el sıkıştı, asla kabul etmem dediği ne varsa, hepsini kabul etti, bir başka açıdan, düşman tüm şartlarını kabul ettirdi İran, Zenginleştirilmiş uranyumu vermeyi, nükleerden vazgeçmeyi, Hürmüz’ü şartsız açmayı, petrolünü paylamayı, Şii hilalinden vazgeçmeyi kabul etti. Karşılığında, dondurulmuş kendi parasını geri alacak. Lübnan, Hizbullah’ı silahsızlandırmayı kabul etti. Hizbullah silahsızlandırılacak, tüm gücünü kaybedecek. İran Hizbullah dahil tüm vekil güçlerine desteği kesmeyi kabul etti. Şii Hilali projesi resmen birti. Kısacası, İran mutlak hezimete uğradı. Ama İran ve İrancılar bu mutlak hezimeti mutlak zafer gibi yansıtacak. Molla rejimi için en zor dönem savaş biter bitmez başlayacak. İki sene içinde, İran molla rejiminin devrileceğini öngörüyorum. Ey İrancı tayfa, bana siyonlst demeniz, beni linç etmeniz sahadaki acı gerçeği değiştirmiyor. Biz tüm bunları en başında söylemiştik. Sonunda söylediğimiz her şey birebir çıktı. Umut satmadık, insanları kandırmadık. Gerçeği söyledik.
Yunus Paksoy@yunuspaksoy

TRUMP’A GÖRE İRAN… -Uranyum zenginleştirmemeyi kabul etti -Elindeki zenginleştirilmiş uranyumu vermeyi kabul etti -Nükleer silaha sahip olmamayı kabul etti

Türkçe
67
17
157
52.8K
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
@cagdasartantas İçeriden bildiriyorum son derece isabetli bir tespit. Bunun nedeni sanırım pozitif hukukun zorbalığa meydan veren zaafiyeti oldu. Böyle zamanlar uzun sürmez. Bunun sonucu evrensel ahlakı , adaleti önceleyen doğal hukuk felsefesinin tekrar gözde olmasıyla sonuçlanabilir.
Türkçe
0
0
0
232
ceyhun karaca retweetledi
Onur Çağdaş Artantaş
Onur Çağdaş Artantaş@cagdasartantas·
Türkiye’de hukukçular doğal hukukçu değildir. Pozitivist veya realist de değildir. Nihilisttir. Hukuki nihilizm hem akademiyi hem pratiği hakimiyetine almış durumda.
Türkçe
7
8
78
8.2K
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
Tezle ilgili ciddi isimlerden gelen eleştirilerden gördüklerimi de atayım.
Serhan Yücel@serhanyucel

Bugün çok önemli bir makaleyi bir solukta okudum. Erken Cumhuriyetin din-devlet-toplum ilişkilerini yeniden düşünmeye sevk eden, ufuk açıcı çalışma. Zihinlerimizde yerleşik topyekûn mağduriyet bakışını sorguluyor. M. Brett Wilson’un bu makalesine cambridge.org/core/journals/… adresinden ulaşabilirsiniz. Makalede özetle diyor ki, “erken Cumhuriyet döneminde şeyhler ve tarikat elitleri bütünüyle tasfiye edilmedi. Aksine önemli bir kısmı bürokrasi, Diyanet, eğitim ve siyaset kanalları üzerinden yeni rejime entegre edildi.” Benim makaleye bazı eleştirilerim var, umarım Cumhuriyet tarihi, dinî kurumlar ve tasavvuf sosyolojisi çalışanlar görürler: 1- 121 kişi kim? 121 kişi “temsili örnekler” mi, yoksa sadece anlatıya uygun seçilmiş çarpıcı biyografiler mi? Bunu bilemiyoruz. Kimler dışarıda kaldı? Hangi tarikatlar daha yoğun? İstanbul merkezli mi? Halidî–Nakşî yoğunluğu var mı? Doğu’daki şeyh aileleri ne oranda? Bektaşi ve Mevlevi örnekler aşırı mı temsil edilmiş? Makalede yer alan yüzdelik sonuçların ne ölçüde genellenebilir olduğu tartışmaya açıktır. 2- “Şeyhler devlet kadrolarında iş buldu.” İyi de asıl mesele şeyhin maaş alması mı, yoksa temsil ettiği ilim-irfan müessesesinin ortadan kaldırılması mı? Tekke; mekân, silsile, adab, sohbet, intisap, musiki, tedris, vakıf ekonomisi ve şehir hafızası demektir. Şeyhin kütüphaneci veya imam olması, tekkenin yaşadığı anlamına gelmez. Tam tersine bu, tekke kültürünün cemiyet hayattan çıkarılıp bireysel hayata itilmesidir. 3- Şeyhlere “baskı”nın ölçütü Makale, şeyhlere baskıyı büyük ölçüde şeyhlerin hapse atılması, idam edilmesi ve sürgüne gönderilmesi üzerinden değerlendiriyor. Halbuki bence Türkiye’de dinî hayatın dönüşümünde en belirleyici olan şey fiziksel şiddet değil, kurumsal tasfiye ve meşruiyet kaybıdır. 4- Şahısların devamı, müessesenin devamı değildir. Makalede Osmanlı son döneminden Cumhuriyet’e uzanan birçok şeyh ailesinin bürokrasi, eğitim, siyaset ve yayıncılık alanlarında varlığını sürdürdüğünü anlatılıyor. Ama bence Şahısların devamı, müessesenin devamı değildir. Tekkenin kapatılması manevî otoritenin kamusal meşruiyetini kırıyor. Artık tekke değil, şeyh ön plana çıkıyor. 5- Şeyhlerin entegrasyonu tekkelerin entegre edildiği anlamına gelmez. Makalede “devletin entegrasyonu tercih ettiği” ifade ediliyor. Ancak öte yandan 1930 sonrası tarikatların yeraltına indiği, polis takibinin arttığı ve zikir ve ayinlerin gizlendiği vurgulanıyor. Demek ki devletin şeyhlere değil, kurumsal olarak tekkelere itirazı vardı. Devlet, şahısları seçici biçimde sisteme dahil ederken kurumsal yapıya yönelik yasağı sürdürdü. Gelenek devam ettiyse bu devlet hoşgörüsünden değil, toplumun taşıyıcılığından kaynaklandı. 6- Makale “biyografi sosyolojisi” yapıyor. Tasavvuf tarihi biyografiyle okunamaz. Meşk halkaları ne oldu? Mecmualar nasıl dolaştı? Meşihat icazetleri sürdü mü? Ev sohbetleri nasıl dönüştü? Dergâh musikisi hangi mahfillerde ve hangi zorluklar altında yaşadı? Postnişinlik aile hafızası nasıl korundu? Kurumsal hafızayı, ritüelleri dışlarsanız, biyografi sosyolojisine veya meslek sosyolojisine sıkışırsınız. 7- Son sözüm… Evet, Erken Cumhuriyet bütün şeyhleri ezmedi. Ancak bütün şeyhleri ezmemiş olması, tasavvuf kurumunun ağır bir medeniyet kaybına uğramadığı anlamına gelmez. @brettirmo @MuharremVarol11 @ismailkarahoca @alp_bugdayci

Türkçe
1
0
1
104
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
1️⃣ Abdülbaki Baykut: Kastamonu Mevlevihanesi’nin son şeyhidir. Cumhuriyet döneminde Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanlığı gibi hayati bir göreve getirilmiştir. Milletvekilliği de yapan Baykut, dil devriminin en sadık savunucularından biri olmuştur.
M.Sert@MSert0451167988

@agahens Örnek lütfen, hangi tekkenin "alim"leri hangi işe girmiş

Türkçe
2
0
0
291
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
@serhanyucel Bir bilim adamı olarak şüphesiz haklısınız. Tekke ve tarikatların yeraltına inmesinin etkileri konusunda özellikle haklısınız hocam. Bir kaç örnek verildiğinde şehirli şeyhlerin beğenilmediğini görüyorum. Günümüzdeki şeyh algısının geldiği nokta bile bunun ispatı adeta.
Türkçe
0
0
1
36
Serhan Yücel
Serhan Yücel@serhanyucel·
Evet, haklısın. Makalenin güncel polemiklerde bu kadar ilgi görmesinin önemli sebeplerinden biri, erken Cumhuriyetin şeyhlere yalnızca hapis ve zulüm üzerinden yaklaştığı yönündeki yerleşik algıya güçlü bir itiraz getirmesidir. Ama ben başka bir yerdeyim: Şeyhlere yönelik fiziksel takibatın sınırlı olması veya bazı şeyhlerin sisteme entegresi, tekke ve tasavvuf müesseselerinde ciddi bir kırılma yaşanmadığı anlamına gelmez. Ben, algı ve polemikleri değil, tekke/ tarikat müessesindeki dönüşümle ilgilenmeyi tercih ediyorum.
Türkçe
1
0
1
114
Serhan Yücel
Serhan Yücel@serhanyucel·
Bugün çok önemli bir makaleyi bir solukta okudum. Erken Cumhuriyetin din-devlet-toplum ilişkilerini yeniden düşünmeye sevk eden, ufuk açıcı çalışma. Zihinlerimizde yerleşik topyekûn mağduriyet bakışını sorguluyor. M. Brett Wilson’un bu makalesine cambridge.org/core/journals/… adresinden ulaşabilirsiniz. Makalede özetle diyor ki, “erken Cumhuriyet döneminde şeyhler ve tarikat elitleri bütünüyle tasfiye edilmedi. Aksine önemli bir kısmı bürokrasi, Diyanet, eğitim ve siyaset kanalları üzerinden yeni rejime entegre edildi.” Benim makaleye bazı eleştirilerim var, umarım Cumhuriyet tarihi, dinî kurumlar ve tasavvuf sosyolojisi çalışanlar görürler: 1- 121 kişi kim? 121 kişi “temsili örnekler” mi, yoksa sadece anlatıya uygun seçilmiş çarpıcı biyografiler mi? Bunu bilemiyoruz. Kimler dışarıda kaldı? Hangi tarikatlar daha yoğun? İstanbul merkezli mi? Halidî–Nakşî yoğunluğu var mı? Doğu’daki şeyh aileleri ne oranda? Bektaşi ve Mevlevi örnekler aşırı mı temsil edilmiş? Makalede yer alan yüzdelik sonuçların ne ölçüde genellenebilir olduğu tartışmaya açıktır. 2- “Şeyhler devlet kadrolarında iş buldu.” İyi de asıl mesele şeyhin maaş alması mı, yoksa temsil ettiği ilim-irfan müessesesinin ortadan kaldırılması mı? Tekke; mekân, silsile, adab, sohbet, intisap, musiki, tedris, vakıf ekonomisi ve şehir hafızası demektir. Şeyhin kütüphaneci veya imam olması, tekkenin yaşadığı anlamına gelmez. Tam tersine bu, tekke kültürünün cemiyet hayattan çıkarılıp bireysel hayata itilmesidir. 3- Şeyhlere “baskı”nın ölçütü Makale, şeyhlere baskıyı büyük ölçüde şeyhlerin hapse atılması, idam edilmesi ve sürgüne gönderilmesi üzerinden değerlendiriyor. Halbuki bence Türkiye’de dinî hayatın dönüşümünde en belirleyici olan şey fiziksel şiddet değil, kurumsal tasfiye ve meşruiyet kaybıdır. 4- Şahısların devamı, müessesenin devamı değildir. Makalede Osmanlı son döneminden Cumhuriyet’e uzanan birçok şeyh ailesinin bürokrasi, eğitim, siyaset ve yayıncılık alanlarında varlığını sürdürdüğünü anlatılıyor. Ama bence Şahısların devamı, müessesenin devamı değildir. Tekkenin kapatılması manevî otoritenin kamusal meşruiyetini kırıyor. Artık tekke değil, şeyh ön plana çıkıyor. 5- Şeyhlerin entegrasyonu tekkelerin entegre edildiği anlamına gelmez. Makalede “devletin entegrasyonu tercih ettiği” ifade ediliyor. Ancak öte yandan 1930 sonrası tarikatların yeraltına indiği, polis takibinin arttığı ve zikir ve ayinlerin gizlendiği vurgulanıyor. Demek ki devletin şeyhlere değil, kurumsal olarak tekkelere itirazı vardı. Devlet, şahısları seçici biçimde sisteme dahil ederken kurumsal yapıya yönelik yasağı sürdürdü. Gelenek devam ettiyse bu devlet hoşgörüsünden değil, toplumun taşıyıcılığından kaynaklandı. 6- Makale “biyografi sosyolojisi” yapıyor. Tasavvuf tarihi biyografiyle okunamaz. Meşk halkaları ne oldu? Mecmualar nasıl dolaştı? Meşihat icazetleri sürdü mü? Ev sohbetleri nasıl dönüştü? Dergâh musikisi hangi mahfillerde ve hangi zorluklar altında yaşadı? Postnişinlik aile hafızası nasıl korundu? Kurumsal hafızayı, ritüelleri dışlarsanız, biyografi sosyolojisine veya meslek sosyolojisine sıkışırsınız. 7- Son sözüm… Evet, Erken Cumhuriyet bütün şeyhleri ezmedi. Ancak bütün şeyhleri ezmemiş olması, tasavvuf kurumunun ağır bir medeniyet kaybına uğramadığı anlamına gelmez. @brettirmo @MuharremVarol11 @ismailkarahoca @alp_bugdayci
Türkçe
2
9
44
3.7K
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
@Sadik0707 Siz -biz de dahil- Ortadoğu toplumlarının özgür bir şekilde yaşamaya, özgür bir şekilde düşüncelerini ifade etmeye, özgür bir şekilde talepte bulunmaya ve bunu kurallar içerisinde elde etmeye alışık olduğunu mu düşünüyorsunuz gerçekten?
Türkçe
0
0
0
26
Sadık Usta
Sadık Usta@Sadik0707·
Hoca yanlış biliyor. Bırakalım Türkiye'yi, İran'ı, Filistin'i ya da Irak'ı, İslam tarihinin kendisi baştan sona ayaklanmalar tarihidir. Ne yazık ki İslam tarihini bilmeyenler, şu son Tayyip Erdoğan dönemini İslam tarihi sanıyor. Bu türden temelsiz sözleri alkışlayıp duran bir laik kesim var ne yazık ki. Bunlar hep Batıcı önyargılardır.
Felsefe Parrhesia@Fparrhesia

“Orta Doğu toplumları; özgür bir şekilde yaşamaya, özgür bir şekilde düşüncelerini ifade etmeye, özgür bir şekilde talepte bulunmaya ve bunu kurallar içerisinde elde etmeye alışık değil.” —Ahmet Arslan

Türkçe
40
39
268
23.2K
ceyhun karaca
ceyhun karaca@ceykaraca·
@MSert0451167988 Paylaştığım tezi incelerseniz, bahsettiğiniz gibi olan bir çok ismin imam, vaiz, öğretmen gibi görevlere getirildiği ortaya koyuluyor. Hepten vasıfsız adam da gidip hamallık vb yapmıştır herhalde. Tekkede takılan herkesi memur yapmalarını beklemek biraz abes kaçmıyor mu?
Türkçe
0
0
0
35
M.Sert
M.Sert@MSert0451167988·
@ceykaraca Şeyh yani bir tekkenin başı zaten soylu bir adamdır (İskenderpaşa cemaati liderinin imam yapılması gibi), ama o tekkede ikinci üçüncü dördüncü seviyede yıllarca takılan askerden kaçan bedava yiyip içen bir sürü isimsiz adamlar olsa gerek bunlar doğru düzgün okuyup yazamaz bile
Türkçe
1
0
0
53
M.Sert
M.Sert@MSert0451167988·
@ceykaraca Bunlar istisnai, şehirli soylu ailelerden gelen celebrity karakterler gibi geldi bana.
Türkçe
1
0
0
37