

M. Yakup Altuğ
28K posts

@debbusi
philosophiae naturalis principia neurologica








Merhum üstâdımın hediye ettiği bazı kitaplarla başlayan ve üniversitede kıyafetten, aburcuburdan kısarak aldığım kitaplarla devam eden kütüphanemin serencâmı


Mübalağasız söylüyorum; kim nahiv okuyor ya da okutuyorsa, kıymetli eserin bu güzel baskısını muhakkak kütüphanesine katmalı ve derslerinde başucu kaynağı yapmalıdır.

Bel fıtığınız ne kadar büyük ve ileri seviyedeyse, kendiliğinden iyileşme ihtimali o kadar yüksektir

Çok sıkıntı olan bir diğer mesele de avam ve havas kavramlarının çok hoyratça kullanılması. Dini ilimlerle biraz ilgilenmeye başlayan pek çokları kendisini havas diğerlerini avam mesabesine koyuyor. Bu ne siyam sibâka ne de bu kavramsallaştırmanın ruhuna uyan bir kullanım biçimi.

İnanılması çok zor bir dönüşüme şahit oluyoruz. Gerçekten çok acayip. Birkaç sene öncesine kadar Allah’ın faizi cephe mantığı ile ele almasının nedeni olarak getirilen tüm gerekçeler, şu an faizin zaruretinin ve uygulanabilirliğin kaçınılmaz kriterleri olarak sunuluyor. Hatta takat nispetinde faizden uzak durmayı öğütlerken, buna rağmen uzak duramadıklarının pişmanlığını yaşamak ve onlardan bile tövbe etmek önerilirken, şimdi şaraptan başka içecek bir şeyin olmadığı dünya metaforlarına dönüldü. Şu an uygulanamaz denen faizsiz yaşamın nasıl da güzel uygulanabilir olduğu 5 sene önce aynı söylemin sahipleri tarafından anlatılmış zaten. Tüm söylemin özeti o ki, mevcut fıkıhla ve bu fıkhı üreten zihniyetle günümüzün dünyasında yaşamanın mümkün olmadığı iddia ediliyor. Bu görüş kılçıksız modernizm ve reformizmdir. 5 sene önce yaşananilir olan fıkıh şu an hayatı yaşanamaz hale getirmiş durumda. Şimdi burada getirilen gerekçenin hakiki ve fiili bir “uygulanabilirlik/uygulanamazlık” olgusu olduğunu nasıl düşünelim? Kendini ehli sünnete nispet eden mahfiller cenahlar mecralar neyin hatrına bu yuvarlanışı görmezden geliyor, hatta destekliyor, anlamak güç.






Allah aşkına biriniz aşkı tanımlasın, ne bu

felsefi açıdan dinin kavramına en uygun din hristiyanlıktır ve teslis burada hayati bir öneme sahip. hristiyanlık din kavramının kendisini konu edinir. soyut birlik, ayrım ve uzlaşma momentleri tam bir biçimde sadece hristiyanlıkta bulunur bu yüzden hegel hristiyanlık için vollendete Religion yani “tamamlanmış din” der. dinin öğeleri dışarıdan verilmez, içerik tasarımsal bir anlatımla kendinden içsel bir gelişim ile ortaya çıkar. tanrı ve insanın arasındaki ilişki ikisinin dikey, kuru ve soyut ilişkiye göre değil tasarımsal bir şekilde tanrı ve insanın yüksek birliği olarak kurulur. misal yahudilik’de ve islam’da tanrı momenti mutlak bir birliktir, ötekidir ve soyuttur. bu haliyle tanrının ilişki düzlemi sürekli dışarıdan ve yüklemlidir. tanrı ve insan ilişkisi açısından içsel yönü problemlidir, tanrının ve insanın yüksek birliğine ilerleyen süreç tıkalıdır. öte yandan hristiyanlık bu soyut birlik tanrı momentini alır ve oğul isa mesih ayrım kıpısı olur. tanrı artık ötelerdeki soyutluk değil isa mesih’in şahsında tanrı ve insanın temasıdır. isa mesih’in çarmıhta insanların günahları için ölmesi anlatımı ise uzlaşı/geri dönme momentidir. yeni antlaşma bir uzlaşı anahtarı olarak artık tanrı ve insanın birliğidir, klisedir. işte hristiyanlığın; spekülatif mantığın soyut birlik, ayrım ve uzlaşı momentlerini Vorstellung/tasarımsal karşılığı olan teslis ile taşıması onu gerçek din yapar.
