Aciz Bırakan Kitap: Kuran
24 posts

Aciz Bırakan Kitap: Kuran
@mucizkitabe
"Ey insanlar! Size bir örnek veriliyor; onu dinleyin..." 22/73








Allah ﷻ says : 'And the moon — We have determined for it phases, until it returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk.' (36:39). A stunning sign of Allah's wisdom and a gentle reminder that every cycle in the sky and in our lives is measured and purposeful by the Creator.









@enbuyuksir Ayetin anlamı çarpıtılmış. Mealimde konuyla ilgili diğer ayetlere göre çeviriyorum. Dipnotta Sünni çevirinin çelişkilerini kasaca tartışıyorum. Lütfen Mesaj çevirime bak.



Mucize konusunda alttaki alıntıya cevap -Mucize zaten Kuran’da baskın biçimde fizik kuralları aşan olaylar olarak karşımıza çıkar. Mekke halkının bunları istemesi de gayet doğal. Çünkü Mekke halkına önceki peygamberlerin fizik kuralları aşan mucizelerini (Salih’in devesi, Musa’nın asası vb.) anlatan bizzat Kuran’ın kendisi. Zaten Mekkeliler de mucize isterken bunları referans alıyor: “Öncekilere gönderildiği gibi bize de bir mucize getir” (Enbiya, 5). -“Bu kuralların aşılması olayının onların istediği anda olmasını istemelerinde” tuhaf bir durum yok. Sonuçta mucize zaten anlık ve olağanüstü bir olaydır. Mucize talebinin mantığı, bir insan olarak peygamberin gücünü sınamak değil, bir peygamber olarak arkasında Tanrı’nın güç ve onayı var mı onu sınamaktır. Maksat tanrının bir defalığına ve olağanüstü biçimde tecelli eden gücünde peygamberliğe ilişkin onayı görmektir. Bunun için zamanın ne önemi var? Zaman faktöründen şartların olgunlaşması kastediliyorsa mucizede bunun da önemi yok. Ayrıca şartların olgunlaşması vs. doğal-sosyal nedensellik örüntüsü, olayların gelişiminde farklı olasılıklara kapı aralar, Tanrı’nın elini (onay) gizler ve mucizenin apaçıklığına gölge düşürür. Kaldı ki Firavun Musa’dan mucize istediğinde Musa Firavun’un istediği anda derhal mucizeyi göstermiştir (Bkz., Taha ve Şuara sureleri). -Mekke halkının -ilk kez mucize istediğinde- asıl maksadının ne olduğu konusu niyet okumaya girer. Ayrıca Mekke halkınının ilk mucize istediğinde niyetlerini deşifre edecek tarafsız veriye de sahip değiliz. İddia sahibinin sorumluluğu kanıt getirmek, kanıt isteyenin niyetini okumak değil. İddia sahibi kendi sorumluluğunu yerine getirdikten sonra karşı tarafın maksadı dalga geçmek mi değil mi onu o zaman ortaya çıkartır. Haklılığımızı karşı tarafın niyet ve ahlakıyla değil, kanıtlarımızla ortaya koyarız. -Okuduğum ayetlerin bağlamı genellikle fizik kuralları aşan mucizelerdir, evet. Ve Mekke halkının bu tür mucizeleri istemesinin sebebi de onları Mekke halkına tanıtan Kuran’dır. Aynı mucizeleri Firavun isteme hakkına nasıl sahipse Mekke halkı da isteme hakkına sahiptir. Sonuçta peygamberlik insanları tanrı nezdinde ebediyyen mahkum eden çok büyük bir iddiadır. İnsanların da o nisbette büyük kanıt beklemesi yerindedir. Ayrıca insanlar zaten genellikle bir dine inanmaktadırlar. Sırf sen iyi insansın, güzel şeyler anlatıyorsun diye insanlar kendi dinini bırakıp senin dinine gelmez. Her inançlı insanın gözünde kendi din kurucusu iyidir, güzel şeyler söyler. Ondan dinini bırakmasını makul izahlar yapıp beklemenin de manası yok. Çünkü onun din adamlarının elinde de benzer makul izahlar vardır. Avam zaten bu izahların doğrusunu yanlışını da ayırt edemez. O zaman geriye ya kılıç ya da avamın ağzını açık bırakacak kadar olağandışı mucize dediğimiz fizik kuralları aşan olaylar kalıyor. Ve Mekke halkına bu mucizelerin gösterilmediğini yine Kuran’dan okuyoruz (İsra, 59) -Kuran’da yerleşik anlamda icaz ve mucize yoktur. Mekke halkına “Kuran’a inanmıyorsunuz madem o zaman benzerini siz getirin” demek itirazları savuşturmaya (iskat) yarayabilir ama peygamberliği kanıtlamaz. Mekke halkının -şu ya da bu sebeple- başarısızlığından üretilen dolaylı kanıt, nübüvvet iddiasından beklenen doğrudan kanıtın yerine geçmez. Mucize ve icazı, belli açılardan bakıldığında iddia sahibinin haklılığını daha olası kılacak gerekçe ve ipuçları olarak anlarsanız orası ayrı. Ama böyle mütevazı gerekçelere dayanarak inanmayanları Tanrı ve hakikat karşısında -üstelik kesin ve keskin biçimde- mahkum etmeye kalkmak her şey bir yana epistemolojik hakkaniyete sığmaz.








Kur'an'ın ifadelerini ilk müfessirlerin görüşleri ışığında anlamak çok daha isabetli. "Harika!" denilecek yorumlar bence onların tespitlerinde saklı. Bakın İbn Abbas ayeti nasıl açıklamış: "İbn Abbas’a soruldu: “Gök ve yer bir kimse için ağlar mı?” O da şöyle dedi: “Evet, +






Kur'an'ın ifadelerini ilk müfessirlerin görüşleri ışığında anlamak çok daha isabetli. "Harika!" denilecek yorumlar bence onların tespitlerinde saklı. Bakın İbn Abbas ayeti nasıl açıklamış: "İbn Abbas’a soruldu: “Gök ve yer bir kimse için ağlar mı?” O da şöyle dedi: “Evet, +









