
Ramazan
1.5K posts





Orkun Kökçü, Kosova maçına ilk 11'de başlıyor. (TV 100)









🔴CHP’li 2 belediyeye operasyon 💥Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, gözaltına alındı. 💥Marmaris Belediyesinde aralarında belediye başkan yardımcısı ve birim müdürlerinin de bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı.



Uşak Belediye Başkanı ve arkadaşları ile ilgili iddialar var. Sen devletsin, yargısın, kolluksun… Çağır başkanı, sor hepsini tek tek. Her gün aynı işler. Vatandaş görmüyor mu bunları neden yaptığınızı. Hiç mi bunlara akıl veren yok?




Tarihe Not. Türkiye’de maaşla geçinenler, küçük esnaf, emekliler, asgari ücretliler, alt orta sınıf memurlar ve işçiler toplumun yaklaşık %70’ini oluşturuyor. Eğer bu %70’lik kesim toplam gelirin sadece %35’ini alıyorsa ve nüfusun %30’luk kesimi gelirin %65’ini kontrol ediyorsa burada artık sadece bir ekonomik tablo değil, ciddi bir gelir adaletsizliği ve ötesi vardır. Ve bu tabloyu anlamak için en basit soruya bakmak yeterlidir: Son 3 ayda pazara veya markete gittiğinizde fiyatlar nedeniyle almak istediğiniz bir ürünü almaktan vazgeçtiniz mi? Araştırmalar gösteriyor ki: ▪️ Evet vazgeçtim diyenler: %75 Bu şu anlama gelir: Toplumun büyük çoğunluğu artık ihtiyaçlarını bile rahat karşılayamaz hale gelmiştir. Bu noktada artık herkesin oturup düşünmesi gerekir. Çünkü hiçbir ekonomik düzen: Nüfusun %70’i geçim sıkıntısı çekerken %30’u gelirin çoğunu alırken uzun süre devamı mümkün değildir. Bu sadece ekonomi meselesi değildir. Bu aynı zamanda sosyal barış meselesidir. Eğer toplumun %30’luk kesimi, özellikle de en üstteki %20’lik varlıklı kesim, bu tabloyu görmezden gelirse büyük bir hata yapar. Çünkü sürekli kazanmaya alışmış ekonomik gruplar bazen zeminin altlarından kaydığını geç fark eder. Ekonomik tarih bize şunu gösterir: Orta sınıf zayıflarsa ekonomi kırılgan hale gelir. Alt sınıf zorlanırsa sosyal gerilim artar. Üst sınıf bunu görmezse sistem sert şekilde tepki verir. Eğer bugün toplumun %70-75’i pazarda almak istediği ürünü alamayacak noktaya gelmişse, bu sadece bireysel bir sorun değil, yapısal bir uyarıdır. Eğer gelir dağılımındaki bu dengesizlik görülmez, eğer daha güçlü kesimler sorumluluk almaz, eğer ekonomik paylaşımda daha dengeli bir yapı oluşmazsa, çok açık söylemek gerekir: Sandık bunu affetmez. Ve sadece siyasi sonuçlar olmaz. Aynı zamanda o %20-30’luk varlıklı kesim de uzun vadede kendini güvende hissedemez. Çünkü ekonomik denge bozulursa sosyal denge de bozulur. Gerçek şudur: Bir ülkede geniş kitleler kaybediyorsa, kazananlar da uzun süre rahat edemez. Bu yüzden mesele sadece fakirlik meselesi değildir. Bu mesele: Ekonomik istikrar meselesidir. Toplumsal denge meselesidir. Gelecek istikrarı meselesidir. Ve evet… Tablo sert mi? Evet. Tablo tam olarak bu kadar sert. @AsalArastirma @HuseyinLikoglu @ibrahimkaragul @avmetintarhan @nedimsener2010 @boraalptweet @cyhnbzkrt @odatv @ilkeryucell @MuratKaya2025 @yeniakit




Özgür Özel’in bugün şahsıma yönelik yaptığı açıklamalar, herhangi bir delile dayanmayan, kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir algı operasyonudur. 20 yılı aşkın süredir çeşitli kademelerde devletime hizmet ediyorum. Hâkim olan eşim ile birlikte mal varlığı beyanlarımızı, ilgili mevzuat çerçevesinde düzenli şekilde yetkili makamlara sunmaktayız. Özgür Özel’in eline tutuşturulan kâğıtlarda yer alan, ancak gerçekte tapu kayıtlarında karşılığı olmayan hayal ürünü bu iddialar tamamen kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. Kendisinin bu yaklaşımı ne yazık ki yeni de değildir. Daha önce de kamuoyuna yüksek perdeden sunduğu iddiaların yalan olduğu defalarca ortaya çıkmıştır. Yargı görevim süresince terör ve organize suç yapılarıyla yürüttüğüm mücadele nedeniyle şahsımı bu şekilde sorumsuzca hedef göstermesi, sistematik bir karalama kampanyasının parçasıdır. Elinde gerçekten bilgi ve belge olduğunu iddia edenlerin adresi siyasi kürsüler değil, ilgili yargı mercileridir. Bu iftiralar karşısında, başta manevi tazminat olmak üzere gerekli yasal süreçleri derhal başlatıyorum.


BUGÜN SEÇİM OLSA (MART 2026) AK Parti: %34,2 CHP: %31,8 DEM Parti: %8,9 MHP: %8,6 İYİ Parti: %5,2 Zafer Partisi: %3,1 Anahtar Parti: %2,5 Yeniden Refah Partisi: %2,3 Saadet Partisi: %1,1 TİP: %1,0 Diğer: %1,3 Türkiye siyasetinde uzun süredir görece stabil bir durum oluşmuştu. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması döneminde yürütülen kampanyalar sonrasında CHP’de sınırlı bir yükseliş görülmüş, ancak zamanla bu yükseliş yeniden %30 bandına gerilemiştir. Yaklaşık bir yıl boyunca AK Parti’nin önde olduğu, CHP’nin ise yakın bir oy oranıyla AK Parti’yi takip ettiği bir siyasal süreç yaşandı. Türkiye siyasetindeki bu durağanlığı daha çok muhalefet partilerinin siyaset üretmemesine bağlıyorum. Çünkü iktidarlar icraat yapar; muhalefet ise yapılan işin daha iyi alternatiflerini geliştirerek iktidarı baskı altına alır. İktidar partisinin bu baskıya karşı geliştirdiği yeni yaklaşımlar da siyasetin dinamizmini ortaya çıkarır. Cumhuriyet Halk Partisi ise Türkiye’de daha çok kültürel kodlar ve toplumsal ayrımlar üzerinden siyaset yapıyor ve İmamoğlu meselesinin dışında neredeyse hiçbir konuyla ilgilenmiyor. CHP için tek bir konuya bağımlı kalmak bir tercih midir yoksa bir zorunluluk mudur, bunu CHP’liler bizden daha iyi bilir. Bu bağlamda Türkiye siyasetini üç başlık altında yorumlayabiliriz: 1. Hükümetin icraatı, 2. CHP’nin İmamoğlu meselesi, 3. Terörsüz Türkiye süreci. İç politikada bunlar yaşanırken dış politikada da çok geniş ve yoğun gelişmeler var: Suriye’de üniter bir devletin yeniden teşekkül etmesi, İran-ABD-İsrail savaşı, devam eden Filistin meselesi, Ukrayna-Rusya savaşı ve Türkiye-Suudi Arabistan-Mısır yakınlaşması gibi başlıklar gündemde. Türkiye’nin dış politikası çoğu zaman iç politikasıdır; çünkü jeopolitik olarak böyle bir zeminde bulunuyoruz ki. Dünyada Türkiye’nin ilgisi dışında kalan bir mesele neredeyse kalmamıştır. Son iki aydır AK Parti oyları daha istikrarlı gelmeye başladı. Türkiye Raporu’nda görülen bu verilerin benzerlerinin diğer araştırma firmalarında da ortaya çıkması muhtemeldir. Bölgemizde gerilim tırmandığında Türkiye’de ve dünyada liderlik faktörünün daha fazla öne çıktığını görüyoruz. Bu durum, Cumhurbaşkanı’nın ülkenin başında kalmasına yönelik bir eğilimi de güçlendiriyor. İlginç olan, bu eğilimin yalnızca Türk seçmeninin refleksi olmamasıdır. Birçok Batılı siyaset bilimci de benzer değerlendirmeler yapmaya başladı. Türkiye’nin güvenliğine dair oluşan algı ile Cumhur-başkanı’nın görev başında olması arasındaki ilişki adeta ortak bir kadere dönüştü. Bazen bir milletin kaderi ile bir liderin kaderi özdeş hale gelir. Bugün yaşadığımız durum da büyük ölçüde budur. Bu konu hakkında kapsamlı bir yazı yazmayı düşünüyordum; ancak belki de şu cümle yeterlidir: AK Parti’de Recep Tayyip Erdoğan sonrasını tartışmak hiç akıl kârı değil. Çeyrek asırdır ülkede attığı rasyonel adımlar, üstlendiği tarihsel misyon, Türkiye’nin demokratikleşmesi, altyapı ve kalkınma hamleleriyle ülkeyi küresel ölçekte dikkat çeken bir seviyeye taşıyan bir lider adım adım dünyada konuşulan liderlik seviyesine yükselmiştir. Hal böyle iken insanlar ne arar merak ediyorum. AK Parti’nin mevcut oyunu korumasının ve istikrarını sürdürmesinin birçok sebebi vardır. Ancak son dönemde başlatılan 450 bin konut hamlesinin de bu tabloda hatırı sayılır bir payı olduğunu düşünüyorum. Yarı şaka yarı ciddi bir not da ekleyebiliriz: Kanté transferinin Fenerbahçe taraftarının bir kısmını AK Parti’ye karşı daha sempatik hale getirmiş olması bile küçük bir etki yaratmış olabilir. AK PARTİ OYUNU DAHA DA ARTIRABİLİR Mİ? AK Parti, büyük siyasi süreçleri yönetme okyanusları geçme konusunda oldukça tecrübeli bir partidir. Ancak küçük meselelerin çözümü çoğu zaman sokağın ritmiyle birlikte yaşamaktan geçer. Emekliler, dar gelirliler ve küçük esnaf Türkiye’de geniş kitleleri temsil ediyor. Bu gruplar doğaları gereği kitle partisi olan AK Parti’nin tabanında önemli bir yer tutuyor. Parti tabanının odaklanması gereken yer burasıdır. Kitleler her meselenin çözümünü beklemezler, işin sahibinin meseleyle ne kadar ilgili olduğunu daha çok önemserler. Bugün AK Parti ve MHP’nin toplam oyları yaklaşık %45 seviyesinde görünüyor. Ekonomide hissedilir bir iyileşmenin piyasaya ve gündelik hayata yansıması pek çok şeyi değiştirebilir. Ancak bu iyileşmenin PowerPoint sunumlarında değil, sokakta hissedilmesi gerekir. Önümüzdeki seçime kadar CHP’nin tek bir mesele etrafında siyaset yapması muhtemel görünüyor. Bu nedenle ana muhalefet partisinde kısa vadede belirgin bir stratejik değişim olmayacak. yenisafak.com/yazarlar/ihsan…


Esnaflar çıldırmak üzere... @AkarErtugrul














