Dr. Selami Er

5.2K posts

Dr. Selami Er

Dr. Selami Er

@selamier44

Phd., ex Rapporteur Judge of the Turkish Constitutional Court and Auditor of the TCA, Human Rights, Constitutional Law, Rule of Law, Economy

Katılım Eylül 2019
301 Takip Edilen4.2K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Dr. Selami Er
Dr. Selami Er@selamier44·
Benim için ‘Magna Carta’ ve ‘Kadeş’ kadar değerli. Bizim çocukların 8 ve 10 yaşında iken anne ve babalarına karşı yaptıkları anlaşma. Küçüğün henüz imzası yok, eski usul parmak izi kullanmışlar.😂 Sorunu sözleşme hukuku çerçevesinde çözmüşler.😄 Umarım hep hukuk içinde kalırlar.
Dr. Selami Er tweet media
Türkçe
3
13
58
10K
Dr. Selami Er retweetledi
Münir Korkmaz
Münir Korkmaz@mkorkmaz62·
🔴 SON DAKİKA: İsrail'e kaçırılan Sumud Filosu gönüllüleri, gözleri ve elleri bağlı bir şekilde Aşdod limanına indirildi!
Türkçe
2
92
186
3.6K
Dr. Selami Er retweetledi
ahmet erkan
ahmet erkan@aerkan080·
TMSF’ye DEVREDİLDİĞİNDE 11 MİLYAR DOLARDI, 360 MİLYON DOLARA SATILDI Bu konuyla ilgili Boydak Holding Yön. Kur. Bşk. Mustafa Boydak ile hatıramı anlatmak istiyorum. Önce Mustafa Boydak hakkında bildiklerimi aktarayım: Kendi ifadesiyle kardeşlerin aksine sol görüşlü, alkol kullanan biriydi. 12 yıl Kayseri San. ve Tic. Odası Başkanlığı yapmış, saygın bir iş adamı olarak ulusal ve uluslararası uçuşlarda iki uçak eskitmiş, devlet erkanı ile sayısız ülkeye gitmiş umur görmüş biriydi. Kardeşleri Hacı, Memduh, Bekir Boydak gibi cemaatin faaliyetler ve organizasyonlarından uzak duran biri olarak biliniyordu. Buna rağmen tutuksuz yargılandığı “fetö üyeliği” davasından 7.5 yıl hapis cezası aldı. Kardeşlerinin Sincan Cezaevinde tutuklu olduğu dönemde kendisi İstanbul’da yaşıyordu. 2020 yılında KHK TV’ye röportaj teklif ettiğimde hemen kabul etmişti. Sonra her İstanbul’a gittiğimde mutlaka bir araya gelir uzun uzun konuşurduk. Bu konuşmalarda Abdulla Gül, Erdoğan, AKP’li siyasetçi ve iş adamlarıyla ilgili kimsenin duymadığı bilmediği onlarca anısını dinledim. İSTİKBAL TABELASI GÖRDÜĞÜMDE GÜLÜP GEÇİYORUM Her defasında Boydak Holding’in AİHM’de devam eden davasını sorardım. Kendisine, “Ben bile bir İstikbal tabelasını görsem elim ayağım tutmuyor, içimden küfretmekten kendimi alamıyorum. Bu kadar dev şirkete el konuldu siz nasıl hazmedebiliyorsunuz” diye sorduğumda bana: “Abim, dünya malı neden üzüleyim? İstikbal tabelası gördümde gülüp geçiyorum. Benim için en önemli şey kardeşlerim durumu. Onların özgürlüğü. Yeterki onlar çıksın biz tekrar çalışır kazanırız.” Demişti. MAL VARLIĞIMIZIN YARISINI TEKLİF ETTİLER AİHM’deki Boydak Holding davası için şunu söyledi: “Boydak Holding’e el konulacağını öğrendiğimizde aracılar kapımızı çalmaya başladı. Hatırlı kişiler holdingin malvarlığın yarısını vermemiz durumunda kayyim atanmasının durdurulabileceğini söylediler. Bu teklife kendi başıma karar veremeyeceğimi kardeşlerime danışmam gerektiğimi söyledim. İlk görüşte Sincan cezaevine 4 kardeş bir araya geldik. Teklifi onlara sundum. Kardeşlerim şöyle dedi: ‘Holdingin yarısı değil, 1 kuruşunu bile verme. El koyarlarsa koysunlar. Biz onurumuzla, alın akıyla cezaevine kalırız’ dediler.” BOYDAK HOLDİNG 11 MİLYAR DOLAR Baktım ki bu iş el konulmaya doğru gidiyor. Avrupa ve Amerika’dan bağımsız eksperler ve raportörler getirdim. Bağımsız uzmanlar günlerce çalıştı, Boydak Holding’in değerini 11 milyar dolar olarak belirlediler. Resmi özellik taşıyan bu belgeleri avukatlarımız AİHM’deki dosyamıza koydu. Bu arada Boydak Holding’in içini boşalttıklarına dair haberler alıyoruz. Er yada geç hakkımızı alacağız. Olan ülkenin kaynaklarına oldu ve olacak.” Özet olarak 11 milyar dolar eden Boydak holding 10 yıl kullanılıp içi boşaltıldıktan sonra 360 milyon dolara Rize’li bir yandaş iş adamına satıldı. Bu dönem elbet bitecek, tarih elbet bunları yazacak.
ahmet erkan tweet media
Türkçe
47
531
1.1K
84K
Dr. Selami Er retweetledi
🇹🇷🇹🇷 Hakan Boyav 🇵🇸🇵🇸
İsrail askerleri, Batı Şeria'da bir Filistinli genci annesinin yardım çığlıkları arasında bayılana kadar dövdü.🇵🇸💔 Bunu normalleştirmeyin , Bunu paylaşmaktan vazgeçmeyin.
Türkçe
722
17.6K
27.1K
642.4K
Dr. Selami Er retweetledi
İzzet Özgenç
İzzet Özgenç@izzetoezgenc·
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı nitelikteki kararlarının gereğini bilinçli olarak yerine getirmeyen “hâkim”lerimizin görev yaptığı mahkemeler, söz konusu kararlar yerine getirilinceye ve ilgililer hakkında adli işlem başlatılıncaya kadar, Türkiye Barolar Birliği’nin ve Baroların yönlendirmesiyle, iş göremez hale getirilebilir!
Türkçe
0
664
1.8K
100K
Dr. Selami Er retweetledi
Hakan Kaplankaya
Hakan Kaplankaya@HKaplankaya·
AİHM, ihraç davalarını e-comms hesabımıza yüklemeye başladı. Toplu bir komünikasyon olacağını zannetmiyorum. Bu aşamada toplu bir duyuru ya da bildirim olabilir. Ancak yakın zamanda komünikasyon aşamasına geçilmesini bekliyorum.
Türkçe
16
79
228
51.2K
Dr. Selami Er retweetledi
Dr. Ufuk YEŞİL
Dr. Ufuk YEŞİL@ufukyesil333·
AİHM, Cemaatin Terör Örgütü Olduğuna mı Karar Verdi? ✅Daha önce defalarca cevap vermiş olsak da, her AİHM kararından sonra olduğu gibi yine asıl ihlal maddelerini konuşmak yerine adeta 'cambaza bak' taktiğiyle dikkatleri başka yöne çekmeye çalışanlara şahit oluyoruz. Kararın etkisini kırmak amacıyla kurgulanan bu algı amaçlı yazılara, konuşmalara ve tweetlere maalesef sıkça denk geliyoruz. Hukuken hiçbir karşılığı olmayan alıntılanan bu tweet de söz konusu çabaların somut bir örneğidir. Gelin isterseniz, bu hukuktan bihaber olanlara hukukun aslında ne olduğunu ve ne söylediğini hep birlikte bir kez daha hatırlatalım! AİHM'in Dosyaları İnceleme Yetkisi ve Sınırı Nedir? AİHM’in yargısal denetimiyle ilgili temel hususlardan biri ikincillik ilkesidir. Bu ilke, AİHS’e Ek 15 No’lu Protokol ile Sözleşme’nin başlangıç kısmına açıkça derç edilmiş olup insan haklarının korunması ve uygulanmasında birincil sorumluluğun taraf devletlere ve onların ulusal mahkemelerine ait olduğunu, AİHM’nin ise ancak ulusal sistemin başarısız olduğu durumlarda devreye giren bir denetim mercii olduğunu ifade eder. Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak AİHM, ulusal mahkemelerin yerine geçerek maddi vakıaları yeniden değerlendiremez, delillerin ispat gücünü ulusal hakimlerin yerine geçerek tartamaz ve ulusal ceza kanunlarını doğrudan yorumlayamaz. AİHM'nin kurumsal varlık nedeni, taraf devletlerin ulusal mahkemelerinin yerine geçerek adeta bir uluslararası "Yargıtay" veya "Temyiz Mahkemesi" gibi maddi vakıaları ve delilleri yeniden değerlendirmek değildir. İnsan hakları hukukunda bu kısıtlama, dördüncü derece mahkemesi doktrini olarak adlandırılır. Mahkeme, Waite ve Kennedy v. Almanya kararında bu durumu çok net bir şekilde özetlemiş ve ulusal yargı organlarının yerine geçmenin kendi görevi olmadığını, ulusal mevzuatın yorumlanmasına ilişkin sorunları çözmenin öncelikle yerel mahkemelerin işi olduğunu belirtmiştir (§ 54). AİHM'nin rolü, bu aşamada sadece yerel mahkemelerin yaptığı yorumun etkilerinin AİHS ile uyumlu olup olmadığını denetlemektir. Korbely v. Macaristan (§ 72) ve Kononov v. Letonya (§ 197) kararlarında da iç hukukun uygulanması ve yorumlanması yetkisinin yerel makamlarda olduğu vurgulanmıştır. Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye (§ 240) ve Şaban Yasak v. Türkiye (§ 194) kararlarında da bu evrensel hukuk kuralının güncel davalarda da aynen geçerli olduğu teyit edilmiştir. Şaban Yasak kararında (§ 195) Mahkeme, inceleme yetkisinin kapsamının özellikle 7. madde gibi mutlak haklar söz konusu olduğunda daha geniş olduğunu vurgulamış ve ulusal mahkemelerin hukuku genişletici veya öngörülemez şekilde yorumlayarak suçun manevi unsurunu göz ardı etmesinin Sözleşme güvencelerini zedeleyeceğini belirtmiştir. Tüm bu kararlar, AİHM’in ulusal egemenliğe saygı çerçevesinde hareket ettiğini ve dördüncü derece mahkemesi olmaktan özenle kaçındığını göstermektedir. AİHM Bir Yapının Terör Örgütü Olup Olmadığına Karar Verebilir mi? Uluslararası hukukta ve Birleşmiş Milletler nezdinde dahi üzerinde mutabakata varılmış, bağlayıcı ve evrensel bir terörizm veya terör örgütü tanımı yoktur. Terör suçlarının ve örgütlerinin tanımı, devletlerin kendi iç hukuklarına, siyasi ve tarihi bağlamlarına göre şekillenir. Dolayısıyla devletlerin kendi anayasal düzenlerini ve kamu güvenliklerini korumak amacıyla hangi eylemlerin terör suçu teşkil edeceğini ve hangi oluşumların terör örgütü olarak nitelendirileceğini belirleme konusunda geniş bir takdir marjı vardır. Bu kapsamda AİHM, siyasi bir organizasyonun, dini bir cemaatin veya sivil bir oluşumun terör örgütü olup olmadığına hükmedemez. Mahkemenin rolü, bir yapı veya siyasi örgüt hakkında uluslararası bir hakem organı gibi tescil kararı vermek değildir. Bir yapının terör örgütü olarak vasıflandırılması kararı, mutlak surette devlet egemenliğinin bir yansıması olup iç hukukun konusudur. Sosyal medyadaki bazı analiz kasanlar, Yasak kararından sonra, kararda geçen "FETÖ/PDY, terör örgütü, örgüt" gibi ibareleri, Mahkeme'nin bu yapıyı uluslararası alanda terör örgütü olarak tescilledi şeklinde çarpıtarak, bu yanlış bilgiyi tekrar dolaşıma sokmuşlardır. Oysa AİHM'in, uluslararası bir mahkeme olarak herhangi bir sivil, dini veya siyasi grubu terör örgütü olarak ilan etme, tanıma veya aklama gibi bir kurumsal yetkisi, görevi veya prosedürü kesinlikle yoktur. Şaban Yasak kararının 12. paragrafında Mahkeme'nin kullandığı ifadeler bu durumun en açık ispatıdır. AİHM bu paragrafta, "söz konusu örgüt, Türk makamları tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması olarak adlandırılan grup olup, bu makamlar tarafından 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de meydana gelen darbe girişiminden sorumlu olduğu kabul edilmektedir" demektedir. Dikkat edilirse Mahkeme kendi adına "Bu bir terör örgütüdür ve darbeyi yapmıştır" tespiti yapmamakta; davanın tarafı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin iddialarını ve adlandırmalarını aktarmaktadır. Hukuk terminolojisinde bu tür ifadelere "background fact" (arka plan verisi) veya "factual description" (olgusal aktarım) denir. AİHM önüne gelen dosyada uyuşmazlığın ulusal boyutta nasıl şekillendiğini özetlemek zorundadır. Mahkeme, devletin bu tanımlamasını bir "veri" olarak alır ve ardından, devletin bu kabul üzerinden hareket ederken kendi vatandaşlarını cezalandırma süreçlerinde insan haklarına uyup uymadığını denetler. Karardaki aktarımları AİHM'in kendi tescili veya kabulü sanmak, uluslararası hukuk metinlerinin nasıl okunduğunu bilmemekten kaynaklanan ağır bir cehalettir. Yasak kararının olaylar bölümünde (§ 18) Mahkeme, Türk hukukuna göre bir yapının terör örgütü olarak nitelendirilmesinin yalnızca yargı kararıyla mümkün olduğunu ve Yargıtay içtihadına göre yerel mahkemelerin kapsamlı inceleme yürütmek zorunda olduğunu belirtmiştir. AİHM’in önüne gelen dosyada yapabileceği tek şey, ulusal mahkemelerin bir yapıyı terör örgütü olarak tanımlaması ve bireyleri bu yapıya üyelikten dolayı cezalandırması sürecinde AİHS’de güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini denetlemektir. Mahkeme, devletin “bu yapı bir terör örgütüdür” şeklindeki makro tespitini veri olarak alır ancak bu tespiti kullanarak bireyleri cezalandırırken devletin kendi yasalarına ve evrensel insan hakları standartlarına uyup uymadığını mikro düzeyde inceler. Dolayısıyla AİHM, hiçbir zaman Cemaatin terör örgütü olup olmadığına dair bağımsız bir hüküm vermemiştir ve veremez; bu yetki tamamen ulusal mahkemelerdedir. AİHM Kararlarındaki Terminolojinin Anlamı Nedir? AİHM karar metinlerinin yapısal bir standardı vardır ve kararlar genellikle olaylar, ilgili iç hukuk, tarafların iddiaları ve Mahkemenin değerlendirmesi bölümlerinden oluşur. Yasak kararında Cemaat için “terör örgütü” gibi ifadelerin kullanılması, Mahkemenin bu hareketi terör örgütü olarak kendi iradesiyle tescillediği anlamına gelmez. Bu ifadeler, tamamen tırnak içinde veya atıf yoluyla kullanılan, davanın iç hukukta nasıl isimlendirildiğini gösteren olgusal aktarımlardır. Mahkeme, Yasak kararının arka plan bölümünde (§ 12) ve ‘’FETÖ/PDY’nin bir terör örgütü olarak tanımlanması’’ başlığında (§ 18-22) ulusal makamların ve Yargıtay’ın kabullerini özetlemiştir. Bu, AİHM’in kendi kabulü değil, uyuşmazlığın çerçevesini çizen durum tespitidir. Dolayısıyla terminolojik kullanım bir kabul beyanı değil, davanın ulusal boyuttaki arka planının olgusal bir aktarımından ibarettir. Yasak Kararının Anlamı ve Analiz Kasanların ‘’Delil Yetersizliği’’ Uydurması Şaban Yasak kararını, alıntılan twitte yer verildiği üzere basit bir "delil yetersizliği" kararı zannetmek, bu kararın Türk ceza yargılaması pratiğine vurduğu darbeyi anlayamamaktır. AİHM bu kararda "suçun işlendiğine dair yeterli delil yok" dememiştir; çok daha vahim bir tespitte bulunarak "ortada hukuken işlenmiş bir suç yok" demiştir. Yasak kararının 195. paragrafına atıfla Mahkeme, kişilerin Bank Asya'ya para yatırması, sendikaya üye olması, ByLock kullanması, sohbetlere katılması, Cemaat içinde aktif ve üst düzey bir görev alması veya yasal bir dernekte yönetici olması gibi tamamen yasal ve rutin faaliyetlerin, tek başlarına "silahlı terör örgütü üyeliği" suçunun delili olamayacağına hükmetmiştir. Bir kişinin bu suçtan cezalandırılabilmesi için, o kişinin bu eylemleri gerçekleştirirken "yapının iddia edilen şiddet ve terör amaçlarını bilerek ve isteyerek" hareket ettiğinin somut olarak ispatlanması gerekir. Türk mahkemeleri ise bu kastı hiç araştırmadan, yasal eylemleri otomatik bir suç karinesi sayarak insanları adeta "kusursuz sorumluluk" ilkesiyle mahkum etmiştir. İşte Yasak kararının önemi buradadır. AİHM, Cemaate yönelik suçlamaların temelini oluşturan neredeyse tüm yasal faaliyetlerin, kişinin şiddet kastı ispatlanmadığı müddetçe "suçun unsurları oluşmadığı için" cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını evrensel bir içtihat haline getirmiştir. Bu, delilin azlığı veya çokluğu meselesi olmayıp, eylemin yasalarda tanımlanan suça vücut vermemesi meselesidir. ‘’Bilgisiz Analiz’’e Hukuki Cevap Söz konusu sosyal medya paylaşımındaki iddialar dizisi, baştan aşağıya bir hukuksuzluk ve cehalet manifestosudur. Paylaşımı yapan kişinin "AİHM, FETÖ'yü terör örgütü kabul etmiş oldu" iddiası, yukarıda Şaban Yasak kararının 12. paragrafı üzerinden detaylıca açıklandığı üzere, hukuki metin okuryazarlığından yoksun olmanın sonucudur. AİHM'nin böyle bir kabulü veya tescili söz konusu dahi olamaz; Mahkeme sadece taraf devletin iddiasını olayların arka planı olarak karar metnine derç etmiştir. "AİHM örgüte üyelik için deliller yetersiz kararı almış" şeklindeki ifade ise, 7. madde ihlalinin ne anlama geldiğini bilmemektir. AİHM, delilleri tartmamış, yerel mahkemelerin "kasıt" unsurunu yok sayarak hukuku akıl dışı genişlettiğini ve aslında suç olmayan eylemleri suç haline getirdiğini tespit etmiştir. Paylaşımın sonundaki "Türk yargısı AİHM kararlarını uygulamak zorunda değil. Uygulamayan çok sayıda Avrupa ülkesi var" cümlesi ise anayasal düzene açıkça başkaldırıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde uluslararası andlaşma hükümleri esas alınır. Ayrıca, AİHS’in 46. maddesi, taraf devletlerin Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ettiğini emreder. "Uygulamamak" meşru bir egemenlik hakkı değil, uluslararası taahhütlerin ve Anayasa'nın açıkça ihlali anlamına gelir. Sonuç olarak Şaban Yasak kararı, terörle mücadele kılıfı altında insanların yasal faaliyetlerinden dolayı keyfi olarak cezalandırılamayacağını, ceza hukukunun temeli olan "kanunilik" ve "kasıt" ilkelerinin devletin siyasi ajandalarına feda edilemeyeceğini tüm dünyaya ilan eden, hukuki manipülasyonlarla üstü örtülemeyecek kadar güçlü bir karardır. Sonuç Yerine Yukarıdaki içtihatlar ve Yasak kararının açık hükümleri ışığında AİHM’nin bir yapıyı terör örgütü olarak kabul edip etmediği sorusunun cevabı kesin olup; Mahkeme böyle bir yetkiye sahip değildir ve hiçbir kararında bu yönde bir kabulü olmamıştır. Kararlarında kullandığı terminoloji, ulusal kabullerin olgusal aktarımıdır ve AİHM, devletin güvenlik politikalarını siyasi olarak yargılamaz; yalnızca bu politikalar uygulanırken bireyin hukuki güvenliğinin, kasıt tespiti yapılmadan cezalandırılmama hakkının devletin mahkemelerince yok edilmesini engeller. Yasak kararı bu açıdan son derece önemlidir. Çünkü Yalçınkaya içtihadını derinleştirerek terör örgütü üyeliği suçunda kasıt unsurunun Sözleşme’nin 7. maddesine özgü, bağımsız bir gereklilik olduğunu netleştirmiştir. Artık yalnızca genel örgütsel mülahazalar, tanık beyanları veya geçmiş yasal faaliyetler temel alınarak mahkumiyet verilemez. Her bireysel dosyada başvurucunun bu yapının iddia edilen nihai amacını bildiği, bu amaçla hareket ettiği ve suç kastı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Bu, Cemaat mensuplarına yönelik neredeyse tüm suçlamaların artık cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını ortaya koymaktar. Çünkü karar (§ 205-212), eğitim, öğrenci sorumluluğu, sohbet toplantıları gibi faaliyetlerin terör kastıyla ilişkilendirilmesinin bireyselleştirilmiş ve zaman bağlamında kanıtlanmasını şart koşöaktadır. Yasak kararı, delil yetersizliğinden öte bir hukuki tokattır! Türk yargısının kolektif sorumluluk yaklaşımını reddetmiş ve bireysel suçluluğun olmazsa olmazı olan manevi unsur ilkesini Avrupa insan hakları hukukunun merkezine yerleştirmiştir. Bu karar, benzer binlerce davada emsal teşkil edecek ve ulusal makamları kasıt unsurunu gerçekten araştırmaya zorlayacaktır. Sonuç olarak AİHM, ulusal egemenlik ile uluslararası insan hakları standartları arasındaki dengeyi 7. maddenin mutlak koruması altında yeniden tesis etmiş, terörle mücadele reflekslerinin ceza hukukunun öngörülebilirlik, yasallık ve şahsi sorumluluk ilkelerini yok etmesine izin vermemiştir.
Bilgisel Analiz@bilgiselanaliz

FETÖ'cüler o kadar ahmak ki! Kendi elleriyle FETÖ'nün terör örgütü olduğunu ve darbeye kalkıştığını AİHM'de tescil ettirmiş oldular. Bu FETÖ'cü eleman da AİHM'nin Şaban Yasak kararını izah etmeye çalışıyor.. AİHM'nin FETÖ'yü terör örgütü olarak tescil ettiğini anlatıyor aslında.. AİHM örgüte üyelik için deliller yetersiz kararı almış.. AİHM Şaban Yasak kararında FETÖ'yü terör örgütü kabul etmiş oldu.. Şaban Yasak'ın terör örgütüne üyeliğinin yeterli delili olmadığına hükmetti... Karara sevinenler AİHM'nin FETÖ'yü terör örgütü kabul etmesine de seviniyor.. Aslında FETÖ'nün terör örgütü olduğu AİHM kararıyla tescilleniyor. Ayrıca Türk yargısı AİHM kararlarını uygulamak zorunda değil. Uygulamayan çok sayıda Avrupa ülkesi var.

Türkçe
16
214
448
116.7K
Dr. Selami Er retweetledi
ALESTA
ALESTA@alesta2002·
Ranzadan Büyük Daireye: AİHM, uzun süredir beklenen Şaban Yasak kararını açıkladı! “Mahkeme, kolektif suçlama mantığını reddetti.” youtu.be/VQDA70H9U4M Bu yayında Dr. Oktay Bahadır ile; • Yasak kararının ne anlama geldiğini, • Yalçınkaya kararıyla ilişkisini, • “Aidiyet” ve “örgüt üyeliği” ayrımını, • “Kolektif suçlama” yerine "bireysel sorumluluk" ilkesini • Kararın Türkiye’deki yargılamalara olası etkilerini ele alıyoruz. @Bahadir_Dr @TuncayAlesta
YouTube video
YouTube
ALESTA tweet media
Türkçe
2
53
90
2.2K
Dr. Selami Er retweetledi
Kampana News
Kampana News@kampananews2022·
💬Dr. Levent Mazılıgüney: "Eğer AİHM'nin Yalçınkaya kararını doğru okusaydık, bu mağduriyetler üç sene önce bitmiş olabilirdi. Bunca insan mağdur edilmeye devam edilmezdi! Ama inat edildi, hukuksuzlukta ısrar edildi." 📺 Yayını izleyip, beğenmeyi unutmayın: youtu.be/mFd0diVya4I ⚖️HAKİKAT | @avhaticeyldz | @LeventisMG
YouTube video
YouTube
Türkçe
5
394
1.1K
24.9K
Dr. Selami Er retweetledi
Ertuğrul Günay
Ertuğrul Günay@ErtugrulGunay·
AİHM Büyük Dairesi son kararıyla Türkiye yargısını, ceza yargılamasının temel ilkelerine ve anayasaya uymaya çağırdı. Doğal ve doğru olan bu çağrıya uymak ve gerçekten ‘Hukuk Devleti’ olmaktır; içerde esenliğe ve dünyada saygınlığa kavuşmanın ön şartı ve güvencesi de budur.
Ertuğrul Günay@ErtugrulGunay

AİHM Büyük Dairesi son kararıyla, AY 38 ve TCK 2’de yer alan “kimseye, işlendiği sırada kanunların suç saymadığı eylemlerden ceza verilemez” hükmünü yargımıza hatırlatmış oldu. AİHM kararlarının kanun hükmünde olduğunu hatırlatmamıza da umarım artık gerek kalmaz. (AY 90/son).

Türkçe
46
896
2.2K
32.1K
Dr. Selami Er retweetledi
İzzet Özgenç
İzzet Özgenç@izzetoezgenc·
SAYIN CUMHURBAŞKANI'NA SUNULAN BİLGİ NOTURUR: BİLGİ NOTU (2026.05.07) İ. Özgenç AİHM Büyük Dairesi, 5.5.2026 tarihli Şaban Yasak kararında (Başvuru No. 17389/20), AİHS’nin işkence ve kötü muamele yasağını güvence altına alan 3. maddesi hükmünün ihlal edildiğine ve bu ihlal dolayısıyla kişiye tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Bu yönüyle söz konusu karar, Türkiye’de gözaltında bulunan, tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kişilerle ilgili olarak Devletin yükümlülüklerine işaret bakımından önem taşımaktadır. Büyük Daire kararında “FETÖ/PDY” olarak isimlendirilen “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılan ve hatta kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunan kişiler bakımından önem taşıyan açıklamalara yer verilmiştir. Bu kararda, AİH Mahkemesi’nin daha önce, - Yüksel Yalçınkaya - Türkiye davasında verdiği 26.9.2023 tarihli Büyük Daire (başvuru no: 15669/20), - Demirhan ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 22.7.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 1595/20 ve 238 diğer başvuru), - Bozyokuş ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 39586/20 ve 131 diğer başvuru), - Karslı ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 18693/20 ve 1435 diğer başvuru), - Seyhan ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 57837/19 ve 851 diğer başvuru), kararlarda olduğu gibi, başvurucu hakkında Türkiye’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulmasıyla AİHS’nin suçta ve cezada kanunilik ilkesini güvence altına alan 7. maddesi hükümlerinin ihlal edildiği kabul edilmiştir. AİHM’nin daha önce verdiği çeşitli kararlara atıfta bulunulan bu kararda üç temel husus üzerinde durulmuştur. Birincisi, olay mahkemesi tarafından kurulan mahkûmiyet hükmünde başvurucunun cebir ve şiddet içeren herhangi bir terör eyleminden bahsedilmemiş olmasıdır. Büyük Daire kararında ikinci husus olarak, söz konusu mahkûmiyet hükmünde başvurucunun mensubu olduğu yapılanmanın bilahare terör örgüttü niteliği kazandığına dair bilinçle (doğrudan kastla) bu yapılanma içinde kaldığı, kalmaya devam ettiği hususunda herhangi bir tespitte bulunulmamış olmasına işaret edilmiştir. Kararda, Türkiye’de söz konusu “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla kurulan mahkûmiyet hükümlerinde kusura dayalı şahsi sorumluluk ilkesinden ayrılınmış olduğu ve bu mahkûmiyetlerle kolektif sorumluluk yoluna gidildiği belirtilmiştir (§§ 204 - 213). 26.9.2023 tarihli Yalçınkaya kararı gibi Büyük Daire’nin vermiş bulunduğu bu karar, Türkiye’de söz konusu “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla kurulmuş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükümleriyle ilgili olarak YARGILAMANIN YENİLENMESİnin yolunu açacak bir KANUNİ DÜZENLEME ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.
Türkçe
0
1.1K
2.7K
216.2K
Dr. Selami Er retweetledi
Mustafa Yeneroğlu
Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu·
AİHM Büyük Daire’nin Yasak Kararı Hakkında Değerlendirmem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Büyük Dairesi, Yasak v. Türkiye davasında FETÖ yargılamaları kapsamında Yasak’a verilen 7 yıl 6 aylık hapis cezasının “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini ve “kötü muamele yasağı”nı ihlal ettiğine hükmetti. Üstelik bu kararla, daha önce aynı davada “ihlal yok” diyen AİHM Daire kararını da bozmuş oldu. Benzer suçlamalarla yargılanıp hayatları altüst olan on binlerce kişi bakımından bu kararın iç hukukta da önemli sonuçlar doğurması gerektiği açıktır. Kararda Türkiye’de “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla verilen mahkûmiyet hükümlerinde ceza sorumluluğunun bireyselleştirilmediği, kolektif sorumluluk yoluna gidildiği ve kast unsuru ispat edilmeden hüküm kurulduğu belirtilmiştir. Kararın temel mesajı çok açık. Bir kişinin sadece bir cemaatle ilişkilendirilmesi, birtakım faaliyetlere katıldığının veya gizli yapılanma içinde görev aldığının söylenmesi ya da hakkında tanık beyanı bulunması onu silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm etmeye yetmez. Mahkûmiyet için kişinin suçlanan eylemleri yaptığı tarihte örgütün suç ve şiddet amacını bilmesi, bu amaca bilerek ve isteyerek katılması, bütün bunların da somut ve kişiye özel delillerle gerekçelendirilmesi gerekir. Mahkeme, Yasak'a yüklenen eylemlerin tamamının eğitim faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu özellikle vurgulamakta, FETÖ/PDY’nin uzun yıllar boyunca Türk toplumunun çeşitli alanlarına, özellikle de eğitime yasal yollarla yerleştiğini ve kendisini bir “ahlak ve eğitim hareketi” olarak tanıttığını belirtmektedir. Bu nedenle Mahkeme, çok sayıda kişinin örgütün gerçek amaçlarından habersiz şekilde, sadece görünen yüzüyle onunla ilişki kurmuş olabileceğini kabul etmektedir. Bu çerçevede Büyük Daire, Türkiye'de binlerce dosyada mahkûmiyet gerekçesi olarak kullanılan delillerin manevi unsuru kanıtlamak için yeterli olmadığını belirtiyor. Gizli yapı içinde görev üstlenme, sohbet ve eğitim faaliyetlerini düzenleme, "bölge talebe mesulü" ya da "ev abisi" gibi sıfatlar, dini sohbetlere katılma-düzenleme, kod adı kullanma, yapıya bağlı kurumlarda çalışma ve sigortanın bu kurumlardan yatırılması, tanıkların sadece fotoğraf üzerinden teşhise dayalı beyanları, HTS kayıtları, Bank Asya'ya 2014 sonrası para yatırma gibi delillerin; ancak kişinin örgütün terör niteliğini bildiği, şiddet amaçlarını benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek üye olduğu somut bulgularla desteklenmesi halinde mahkumiyet için esas alınabileceği ve kişiye terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyet kurulabileceği ifade edilmektedir. Mahkeme, bu noktada Türkiye yargısının “milat” yaklaşımına da bir cevap vermiş. Aralık 2013 sonrası örgütle bağların sürdürülmesinin, bir kişinin cezai sorumluluğunun değerlendirilmesinde bir faktör olabilir. Ancak bu genel değerlendirme, yerel mahkemeleri kişiye özel kast tespit etme yükümlülüğünden muaf tutmaz. İlgili zamanda büyük ölçüde dini bir grup olarak algılanan bir yapıya mensup olmak, tek başına, kişinin suç için gerekli kasta sahip olduğu sonucuna götürmez. Bu yönüyle, kastın belirli bir tarihten sonra doğrudan oluştuğu varsayımına dayalı yaklaşım Mahkeme tarafından yeterli görülmemiştir. Sonuç olarak Büyük Daire’nin kararı, sorunun münferit hatalardan değil, yargının hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmış olmasından kaynaklandığını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu karar kesindir ve Mahkeme önünde bekleyen benzer dosyaların da bu çerçevede hızlı bir şekilde sonuçlanacağı açıktır. Dolayısıyla, yargı organları ve iktidar istese de istemese de Anayasa’nın gereği olarak bu karara uymak zorundadır. Bu nedenle, FETÖ yargılamaları kapsamında devam eden soruşturmaların, kovuşturmaların ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının; AİHM içtihadı ve evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda yeniden ele alınması zorunludur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni yeniden yargılama yolunu açacak ve ortaya çıkan hak ihlallerini giderecek kapsamlı bir yasal düzenleme yapmaya davet ediyorum. Üzerinden on yıl geçti. On yıl, hiç kimsenin geri veremeyeceği bir ömür dilimidir. Bu süre içinde insanlar cezaevlerinde yıllarını yitirdi, aileler parçalandı, çocuklar annesiz ya da babasız büyüdü, bazıları hayatını kaybetti. Bu kararın gereğinin yapılması, adil yargılanma hakkının olduğu kadar derinleşen toplumsal adalet ihtiyacının da gereğidir.
Türkçe
108
796
2.1K
114.7K
Dr. Selami Er retweetledi
İHD Genel Merkezi
İHD Genel Merkezi@ihdgenelmerkez·
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Yasak/Türkiye kararında, Türkiye’de özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yürütülen çok sayıda ceza yargılaması bakımından son derece önemli ve yapısal nitelikte tespitlerde bulundu. Mahkeme, ulusal yargı mercilerinin “örgüt üyeliği” suçundan verdikleri mahkumiyet kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 7. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin; ayrıca cezaevindeki tutulma koşulları nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verdi. AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak kararında altını çizdiği temel husus, bir kişinin yalnızca belli çevrelerle irtibatlı olduğu, belli kurumlarda bulunduğu, belli kişilerle temas ettiği ya da geçmişte yasal faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle otomatik biçimde ağır ceza sorumluluğu altına sokulamayacağıdır. Ceza sorumluluğu, her birey bakımından somut, hukuka uygun ve şüpheden uzak delillerle ortaya konulmalıdır. Özellikle örgüt üyeliği gibi ağır yaptırımlar doğuran suçlarda, kişinin örgütün cebir ve şiddete dayalı nihai amacını bildiği, benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek dahil olduğu yargı makamlarınca açıkça gösterilmelidir. Bir mahkumiyet kararı, yalnızca maddi birtakım temasların veya soyut aidiyet iddialarının sıralanmasıyla kurulamaz. Suçun manevi unsuru, yani kast, her kişi bakımından ayrı ayrı ve olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Aksi halde ceza yargılaması, bireysel sorumluluğu araştıran bir adalet mekanizması olmaktan çıkar; kimlik, ilişki, çevre veya varsayıma dayalı bir cezalandırma aracına dönüşür. Yasak/Türkiye kararı, TCK’nın 314. maddesinin belirsiz, geniş ve öngörülemez biçimde uygulanmasının yarattığı ağır insan hakları sorunlarını da yeniden gündeme getirmiştir. “Örgüt üyeliği” suçunun kapsamının yargı pratiğinde son derece geniş yorumlanması; yasal faaliyetlerin, sosyal ilişkilerin, mesleki geçmişin, sendika, dernek, okul, banka veya iletişim kayıtları gibi unsurların çoğu zaman bağlamından koparılarak cezalandırma gerekçesine dönüştürülmesi, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir. TCK 314’te “silahlı örgüt” veya “silahlı grup” kavramlarının açık bir kanuni tanımının bulunmaması, uygulamada keyfi ve genişletici yorumlara elverişli bir alan yaratmaktadır. Bu nedenle, TCK 314’ün hem lafzı hem de uygulaması, AİHS standartlarına uygun biçimde yeniden ele alınmalı; suçun unsurları açık, dar, öngörülebilir ve temel hakları koruyacak şekilde düzenlenmelidir. AİHM Yasak kararında, aynı zamanda Türkiye’de cezaevlerinde uzun süredir devam eden aşırı kalabalık, kötü fiziki koşullar, yetersiz hijyen, mahpusların yatak ve yaşam alanına erişim sorunları gibi yapısal sorunlar hakkında da değerlendirme yapmıştır. AİHM, başvurucunun tutulma koşullarının insan onuruyla bağdaşmadığını ve kötü muamele yasağı kapsamında ihlal oluşturduğunu tespit etmiştir. Bu tespit, yalnızca bir başvurucunun kişisel durumuna ilişkin değildir; Türkiye’de mahpus hakları alanında yıllardır dile getirilen yapısal sorunların uluslararası yargı düzeyinde bir kez daha teyididir. Açıklamanın tamamı: ihd.org.tr/aihmin-yasak-t…
İHD Genel Merkezi tweet media
Türkçe
30
296
434
66K
Dr. Selami Er retweetledi
Justice Uphold
Justice Uphold@justiceupholdch·
AİHM Büyük Dairesi’nin 5 Mayıs 2026 tarihli Yasak v. Türkiye kararı, 15 Temmuz sonrası yürütülen silahlı terör örgütü üyeliği yargılamaları bakımından son yılların en kritik insan hakları kararlarından biri olarak değerlendiriliyor. Justice Uphold YouTube kanalında yayınlanan Actualité Juridique programının bu bölümünde Ömer Çelik, Hakan Kaplankaya ve Av. Memnune Melike Akyıldız ile birlikte Yasak v. Türkiye kararını kapsamlı biçimde ele alıyor. Programda; AİHM’in özellikle Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamında “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi bakımından ortaya koyduğu yaklaşım, ceza sorumluluğunun bireyselleştirilmesi, kast analizinin sınırları ve geçmişte hukuken meşru görülen davranışların sonradan cezalandırılması meselesi detaylı şekilde tartışılıyor. Yalçınkaya kararından sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çizgisinin nasıl geliştiği; “ilişki”, “irtibat”, “iltisak”, tanık beyanı, HTS kayıtları, eğitim yapılanması iddiaları, mali ve sosyal kayıtların ceza yargılamasında hangi sınırlar içinde değerlendirilebileceği soruları üzerinden inceleniyor. Programda ayrıca şu başlıklar da ele alınıyor: • AİHM’in Yasak v. Türkiye kararının hukukî anlamı • Bireyselleştirilmiş suçluluk ve kast analizi • “İlişki” ile “örgüt üyeliği” arasındaki fark • Geriye dönük cezalandırma tartışmaları • Yalçınkaya sonrası Avrupa insan hakları hukukunun yönü • AİHS 7. madde ve öngörülebilirlik ilkesi • AİHS 3. madde kapsamında cezaevi koşulları • Yeniden yargılama ve CMK 311/1-f tartışmaları • Kolektif şüpheye karşı bireysel ceza sorumluluğu standardı AİHM’in bu kararının yalnızca bireysel bir başvuruya ilişkin olmadığı; aynı zamanda Türk ceza yargılaması ve Avrupa insan hakları hukuku bakımından daha geniş etkiler doğurabilecek yeni bir standart oluşturup oluşturmadığı sorusu da programın merkezinde yer alıyor. Ceza hukuku, insan hakları, AİHM içtihatları ve yargı pratiğiyle ilgilenen herkes için dikkat çekici bir değerlendirme. #AİHM​ #YasakKararı​ #YasakvTürkiye youtu.be/MXF-E9AD_Ms?si…
YouTube video
YouTube
Türkçe
0
29
37
13.8K
Dr. Selami Er retweetledi
Avukat Cemil
Avukat Cemil@avcemilcicek·
📍DEVA Genel Başkanı ve Eski Bakan Ali Babacan, dün çıkan AİHM’in Şaban Yasak kararı sonrası AKP’ye çok sert sözlerle yüklendi: “— Bir ülkede 2 milyon kişiden fazla insan terör örgütü üyeliği sebebiyle savcılık süreci yaşar mı ya! — Dünyanın hangi ülkesinde milyonlarca üyesi olan terör örgütü var? — Bazı konuları bahane edip toplu cezalandırma yapıyorsanız bu hukuk da, adalet de değildir!..” Ali Babacan’ın bu açıklaması salonda büyük alkış aldı!
Türkçe
86
976
2.8K
143.4K
Dr. Selami Er retweetledi
Property Rights Turkey
Property Rights Turkey@PropertyRightsT·
AİHM BÜYÜK DAİRE’DEN TARİHİ KARAR: Yasak v. Türkiye – Prof. Johan Vande Lanotte (@JohanvdLanotte): Bugün, 5 Mayıs 2026 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi çok önemli bir karar açıklamıştır: Yasak / Türkiye kararı. #AiHMihlalDedi [ENGLISH BELOW] Karar, Hizmet Hareketiyle ya da yaygın olarak bilinen adıyla Gülen Hareketiyle bağlantısı olan veya geçmişte bağlantısı bulunmuş kişilerin, yalnızca bu organizasyonda çalışmış olmaları ya da onunla ilişkili olmaları nedeniyle mahkûm edilemeyeceklerini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Avrupa Mahkemesi, söz konusu Hareketin çok çeşitli kurumlar aracılığıyla Türk toplumuna derin şekilde yerleşmiş olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle, bu kurumlarda çalışan kişilerin, şiddet kullanımına veya terör eylemlerine herhangi bir şekilde katılmayı kabul ettikleri varsayılamaz. Mahkeme, bir kişinin ancak şiddet veya terör eylemlerine katkıda bulunma kastının bulunduğunun ortaya konulması hâlinde bir terör örgütüne üyelikten mahkûm edilebileceğini açıkça belirtmektedir. Sayın Yasak’ın davasında ise Mahkeme, böyle bir kastın hiçbir zaman ortaya konulmadığına hükmetmiştir. Buna göre Mahkeme, başvurucunun yedi yıl altı ay hapis cezasına mahkûm edilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinin ihlali niteliğinde olduğuna karar vermiştir. Bu karar son derece önemlidir; zira eğitim sektörü, sosyal alan, iş dünyası ile birlikte kadınlar, hemşireler, doktorlar, üniversite öğretim üyeleri ve diğer pek çok kişi olmak üzere, Gülen Hareketiyle bir şekilde bağlantısı bulunan veya bu Hareketin kurumlarında çalışmış olan on binlerce insan, otomatik olarak bir terör örgütünün üyesi olarak değerlendirilemez, değerlendirilmemelidir. Mahkeme, herhangi bir mahkûmiyetin gerekçelendirilebilmesi için kastın açık bir şekilde ortaya konulması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca Mahkeme, söz konusu Hareketin bir terör örgütü olarak resmî şekilde nitelendirilmesinin yalnızca 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsünden kısa bir süre önce gerçekleştiğini belirtmektedir. Bu nedenle, özellikle bu tarihten sonraki dönem bakımından, kastın somut ve açık bir şekilde ispat edilmesi gerekmektedir. Bu karar, Türk Hükûmeti, Türk Devleti ve Türk yargısı açısından kritik bir dönüm noktasını ifade etmektedir. On binlerce kişi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmayan bir şekilde mahkûm edilmiştir. Tüm bu kararların yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Kastın açık, ayrıntılı ve bireyselleştirilmiş bir şekilde ortaya konulmadığı durumlarda, bu mahkûmiyetlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Artık Türk Devleti’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne gerçekten saygı duyduğunu ve bu Sözleşme’yi uygulayacağını, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlali suretiyle verilmiş on binlerce mahkûmiyet kararını gözden geçirerek ortaya koyması zorunludur. #sabanyasak #yasakkarari #aihm #ecthr #sabanyasakkarari #turkey #turkiye #AiHMihlalDedi [ENGLISH] Today, 5 May 2026, the Grand Chamber of the European Court of Human Rights announced a very important judgment: Yasak v. Türkiye. The judgment states very clearly that persons who have, or have had, links with the Hizmet movement, or the Gülen movement as it is commonly known, cannot be convicted solely on the basis that they worked for or were associated with that organisation. The European Court emphasises that the movement was deeply embedded in Turkish society through a wide range of institutions. Accordingly, individuals working within those institutions cannot be presumed to have agreed with any potential use of violence or involvement in terrorist acts. The Court makes clear that a person may be convicted of membership of a terrorist organisation only where it is established that they had the intent to contribute to acts of violence or terrorism. In the case of Mr Yasak, the Court ruled that such intent had never been established. Accordingly, the Court found that his conviction and sentence of seven years and six months’ imprisonment were imposed in violation of Article 7 of the European Convention on Human Rights. This is an important judgment because tens of thousands of people—from the education sector, the social sector, business circles, as well as women, nurses, doctors, university professors and others—who have been linked in one way or another to the Gülen movement, or who have worked within its institutions, cannot be automatically, and should not be automatically, treated as members of a terrorist organisation. The Court emphasises that intent must be clearly established in order to justify any conviction. Moreover, the Court notes that the official designation of the movement as a terrorist organisation occurred only shortly before the attempted coup of 15 July 2016. Therefore, particularly in respect of the period following that date, intent must be specifically and demonstrably proven. This judgment marks a crucial moment for the Turkish Government, the Turkish State, and the Turkish judiciary. Tens of thousands of individuals have been convicted in a manner that is not compatible with the European Convention on Human Rights. All such judgments must now be reviewed and reconsidered. Where intent has not been established in a clear, detailed, and individualised manner, those convictions must be quashed. It is now essential for the Turkish State to demonstrate that it genuinely respects the European Convention and will give effect to it by reviewing the tens of thousands of convictions that were rendered in violation of Article 7 of the Convention.
Türkçe
2
33
53
1.5K
Dr. Selami Er retweetledi
Prof Ben Saul - UN SR Human Rights & Counterterror
I welcome the decision of the Grand Chamber of the European Court of Human Rights in Yasak v Turkiye, finding a conviction for membership of a terrorist group, lacking mens rea & individual liability, infringed legality. The Court endorsed my submissions #_Toc228284666" target="_blank" rel="nofollow noopener">hudoc.echr.coe.int/fre#_Toc228284
Prof Ben Saul - UN SR Human Rights & Counterterror tweet media
English
74
451
916
32.3K