Metin KÜLÜNK@mkulunk
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı emekçilerinin sesine kulak verilmelidir
Parti iktidarı döneminde, milletin devletin şefkatli ve dayanışmacı yüzüyle tanışmasının en kritik adreslerinden biri, Kaymakamlıklardaki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları olmuştur.
Bu vakıflarda görev yapan çalışanlar, bir anlamda mağdur vatandaş ile devlet arasındaki şefkat ve merhamet köprüsüdür.
Ve bu görev, son derece değerli ve anlamlıdır.
Ancak bugün yaklaşık 10.000 çalışan derin bir üzüntü içindedir, çünkü bir takım haklarının yok sayıldığını düşünmektedirler.
Bu nedenle, grev sürecine zorlandıklarını ifade etmektedirler.
Pazartesi gününden itibaren, sokaktaki mağdur vatandaşlar devletin kapısına vardıklarında, grev nedeniyle yeniden mağdur olmamaları için gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır.
Elbette, grev anayasal ve toplumsal bir haktır. Kimse “Neden greve çıkıyorsunuz?” deme hakkına sahip değildir.
Ancak mesele, grevi doğuran şartların ortadan kaldırılmasıdır.
Eğer 10.000 çalışan, kendilerine ait ve haklı olduklarını düşündükleri talepleri kamunun önüne koyuyorsa,
siyasetin görevi bu sesleri anlayışla karşılamak ve çözüm üretmektir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’na sesleniyoruz:
Lütfen, çalışanları da sokağı da mağdur edecek bir zeminin oluşmasına izin vermeyiniz.
Bu süreci sağduyu, diyalog ve adalet temelinde yönetin. Ve de hep beraber düşünelim: Tam da içinde bulunulan kritik dönemde böyle bir hamleye gerek var mı?
Sayın Bakan, FETÖ ve FETÖ'cü Kemalistler ısrarla Sayın Cumhurbaşkanımızı izole ederek ülkeyi yönetemediği yönünde psikoloji oluşturmak için psikolojik savaş yürütüyorlar; böyle bir süreçte, FETÖ ve FETÖ'cü Kemalistlerin alanda yüksek sesle konuşmalarına sebep olacak bir zemin bırakmanın bir anlamı var mı?