İdil Saguner
6.3K posts

İdil Saguner
@idilsaguner
Global Africa I The Cambridge Political Psychology Lab I Worked and lived in London, Istanbul, Doha and Abuja.



🇨🇩🌍 Afrika'da 2,3 milyon kilometrekarelik verimli Kongo Havzası, Berlin Konferansı sonrası Belçika Kralı Leopold'un kişisel mülkü haline geldi. Yanlış okumadınız. Bir grup Avrupalı lider 1885'te oturup Afrika kıtasını cetvelle bölerek kendi aralarında paylaştı. Kral, payına düşen devasa bölgeye "Kongo Özgür Devleti" adını verdi. Adında özgürlük vardı. Gerçekte ise tarihin en acımasız sömürge rejimlerinden biriydi. 19. yüzyıl sonlarında dünyada kauçuğa büyük talep vardı. Otomobil lastiklerinde, sanayi ürünlerinde ve elektrik kabloları için kullanılıyordu. Çok değerliydi. Belçikalı Leopold'un yönetimi altında Kongolular zorla çalıştırıldı. Köylere kauçuk kotaları konuldu. Kotayı dolduramayanlar kırbaçlandı, işkence gördü, öldürüldü. Sömürge askerlerinden kullandıkları her mermiyi raporlamaları isteniyordu. Bir kişiyi öldürdüklerini kanıtlamak için ise kurbanlarının ellerini getiriyorlardı. Zamanla bu uygulama sistematik bir vahşete dönüştü. Fotoğrafları hala duruyor. Bakmak kolay değil. Tarihçiler, bu dönemde Kongo nüfusunun yarısının öldürüldüğünü söylüyor. 10 milyondan fazla insan. Kongo 1960'ta bağımsızlığını kazandı. Ülke kaynaklarının emperyalist güçler tarafından yağmalanmasına karşı mücadele eden Patrice Lumumba başbakan oldu. Ama yalnızca birkaç ay sonra devrildi. 1961'de öldürüldü. Cesedi parçalandı, ardından asitle eritilerek yok edildi. Bugün eldeki belgeler, suikasti Belçika'nın gerçekleştirdiğini gösteriyor. Cinayet için CIA'in Belçika gizli servisine verdiği destek de belgelenmiş durumda. Belçika hükümeti lütfedip 2001 yılında Lumumba'nın ölümündeki "ahlaki sorumluluğunu" kabul etmek zorunda kaldı. Patrice Lumumba'nın naçiz bedeni toprak oldu. Ama fikirleri yok edilemedi. Bugün Afrika'da emperyalist yeni sömürgeciliğe ve kaynak yağmasına karşı mücadelenin simgelerinden ve bir ulusal kahraman. Videodaki Kongolu taraftarın adı Kuka Boladinga. Afrikalılar ona "Lumumba Vea" diyor. Yani "Lumumba Yaşıyor." 2013'ten beri Demokratik Kongo Cumhuriyeti milli takımının her maçında, Kinşasa'daki Patrice Lumumba heykeline atfen 90 dakika boyunca hiç kıpırdamadan duruyor. Lumumba'yı ve ünlü selamını yaşatıyor. Patrice Lumumba, dün gece oynanan Kongo-Kolombiya Dünya Kupası maçında da oradaydı. Bazı büyük liderler, zamanın ötesine geçer. Lumumba da Kongo'nun her milli maçında yeniden, yeniden can buluyor. #LumumbaVea #DRCongo #FIFAWorldCup



Donald Trump: ‘COMMUNISM is the biggest threat to our nation since our founding, that includes World War 1, World War 2, September 11th, and the Pearl Harbor attack.’ In 40 years Chinese communism lifted 800 million out of poverty, in 40 years American capitalism produced 1 trillionaire. Trump and the oligarch class are frightened by communism because it represents the only ideology that threatens their position of power.

Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu’nun alkışlarla kesilen mezuniyet törenindeki konuşması: - Bilimin özerkliği kalmadı. - Demokrasi çökmek üzere. - Yapay zeka, gücü merkezileştirerek gelişmekte olan ülkelerin hayatını zorlaştıracak.





The #NATOsummit in Ankara 🇹🇷 is just around the corner Find out what to expect from NATO's most important event of the year → bit.ly/nato-ankara-su…


Bu yazı, tartışmalı bir filmin var olup olmamasıyla ilgili değil. İfade özgürlüğü, rahatsız edici ya da tartışmalı fikirlerin var olma hakkını da korumalı ve ben bu düşünceye sahip çıkıyorum. Çünkü ifade özgürlüğü başka bir konu, algoritmalar aracılığıyla hangi fikirlerin milyonlarca insana ulaştırılacağını (dayatılacağını) bilinçli olarak seçmek bambaşka bir konu. "Citizen Vigilante" adlı filmi baştan sona izledim. Başroldeki karakter, eski bir ABD ordu subayı. Emekli olup Avrupa'ya taşınmış. Yasaların insanları yeterince korumadığını düşünüyor, geceleri çıkıp (Müslüman) göçmenleri infaz ederek kendince "adalet dağıtıyor." Film, örneğin Almanya'da, ticari dağıtıma girememiş. Buna karşın X, filmi küresel olarak gösterime soktu. Beni düşündüren filmin kendisi değil, X'in yaptığı bu tercih. Hiç kimse dini, etnik kökeni ya da göçmen kimliği nedeniyle insanları topluca damgalayan, kanun dışı şiddeti meşrulaştırmaya çalışan ve toplu cezalandırma fikrini normalleştiren anlatılara maruz kalmak zorunda olmamalı. İşte tam da bu nedenle, küresel ölçekte çok büyük bir etkiye sahip X'in, böyle bir içeriği öne çıkarmasını sorguladım. Bunun sansür istemekle ilgisi yok. Bu, hesap verebilirlik talep etmektir. Mesele bu filmin var olup olmaması değil. Herhangi bir özel platformun nefreti, kanun dışı şiddeti ve toplu cezalandırma fikrini normalleştiren anlatıları insanların hayatına doğrudan koyabilecek güce sahip olması. Ve bunun insanların zihnine, duygularına yaptığı etki. Çünkü bir platform bu ölçekte bir etkiye ulaştığında, aldığı kararlar artık yalnızca ticari ya da editoryal tercihler olmaktan çıkar. Kamusal tartışmanın bir parçası haline gelir. Kontrolsüz güç, güç değildir. Ve insanlar internete girdiklerinde, hakları da onlarla birlikte girmelidir.


Futboldan anlamam, insan davranışından anlarım. Milli Takım 24 yıl sonra bir kuşağın umuduyla Dünya Kupası’na gitti ve Haiti’den sonra turnuvayı en erken terk eden ikinci takım oldu. Bu bir futbol hikâyesi değil; ders kitaplık bir davranış bilimi vakası. Tablo şu: Transfermarkt’a göre ~473,7 milyon euroyla grubun açık ara en pahalı, 48 takım içinde 13. en değerli kadrosuyuz. Kişi başı gelirde ise ~26. sıradayız. Yani gelirimizin kat kat üstünde bir serveti sahaya sürdük. Peki neden olmadı? Çünkü kaynağın çokluğu değil, akılcı kullanımı belirler başarıyı. Onun da yolu hesap verebilirlikten geçer. Rule of Law Index’te 143 ülke içinde 118., grupta sonuncuyuz. Kimsenin hesap vermediği yerde para performansa değil, gösterişe gider. Davranış biliminin temel kuralı: Ödüllendirilen davranış tekrarlanır (Skinner). Steven Kerr bunu 1975’te bir klasiğe çevirdi: “A’yı ödüllendirip B’yi ummanın saçmalığı.” Kurumlar gerçekten istediklerini değil, görünür ve ölçmesi kolay olanı ödüllendirir; sonra şaşırır. Biz tam da bunu yapıyoruz. Performansı değil gösterişi ödüllendiriyoruz: transferi, polemiği, magazini. Daha turnuvaya katıldıkları için villa vaadi, ortada başarı yokken kahramanlaştırma… Kamu kaynağı yanlışı ödüllendirirken her marka da bütçesini aynı vitrine yığıyor. Ödülü peşinen veriyoruz; sonra sıfır puanla dönünce şaşırıyoruz. İyi haber: Bu işin çaresi de bizde var. Filenin Sultanları aynı ülkede, aynı kültürde dünya bir numarası oldu. Demek ki sorun kültür değil, sorun sistem. Voleybolda emek görülüyor, performans ödüllendiriliyor, hesap soruluyor. Yani, önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış. Futboldan hâlâ anlamam. Ama insan davranışından şunu biliyorum: Vasatlığı ödüllendirmeyi bıraktığımız gün, vasatlık da bizi terk eder. Yazının tamamı @GazeteOksijen ‘de!



Türkiye’nin ABD ile kurduğu ilişki bir “bağımlılık” ilişkisi değil. Kopamayacak kadar stratejik, eski biçimiyle sürdürülemeyecek kadar sorunlu, yeni bir çerçevede devam etmesi gerekecek kadar da zorunlu bir ilişki. İki ülkenin özgün ilişkisini asimetrik olmaktan çıkarıp bu noktaya getiren “özgüvenin” temelinde, Türkiye’nin ilmek ilmek inşa ettiği yeni güç modeli var.



COMMUNIQUE RELATIF A LA RUPTURE DES RELATIONS DIPLOMATIQUES ENTRE LE BURKINA FASO ET LA REPUBLIQUE FRANÇAISE Le Gouvernement du Burkina Faso porte à la connaissance de l’opinion nationale et internationale qu’il a pris la décision de rompre ses relations diplomatiques avec la République Française pour compter de ce jour 26 Juin 2026. Cette décision fait suite à une évaluation approfondie de l’état actuel des relations bilatérales entre le Burkina Faso et la France. En effet, les conditions indispensables à la promotion de relations fondées sur le respect mutuel, la confiance réciproque, le respect du principe de non-ingérence dans les affaires intérieures et de la souveraineté nationale, ne sont plus réunies. Cet état de fait se traduit entre autres par un activisme incessant du régime en place en France contre les intérêts du Burkina Faso, des ambitions néocoloniales affichées avec le soutien actif à des réseaux subversifs et aux terroristes qui endeuillent notre pays et le Sahel, la perfidie et la partialité des discours et des opinions sur notre pays pour en faire un paria de la communauté internationale. Face à ces visées impérialistes de domination de notre pays et d’asservissement de notre peuple, nous avons fait le choix de la responsabilité et de la souveraineté. Le Gouvernement tient à souligner que cette décision ne remet nullement en cause les liens historiques, humains, culturels et sociaux qui unissent les peuples burkinabè et français. Elle vise exclusivement le cadre institutionnel des relations entre les deux États au plan diplomatique. Le Gouvernement rassure l’opinion nationale et internationale de sa volonté et de son engagement à assurer la protection des ressortissants auxquels il réaffirme son hospitalité ainsi que la préservation de leurs intérêts. Il invite l'ensemble des citoyens à faire preuve de responsabilité, de retenue et de civisme vis-à-vis des ressortissants français et de l’ensemble des expatriés vivant sur le sol burkinabè, dans le strict respect des lois de la République. Le Gouvernement réaffirme sa détermination à poursuivre une politique étrangère indépendante, fondée sur la diversification de ses partenariats, le renforcement de la coopération Sud-Sud, le développement de relations équilibrées avec tous les États et la promotion de la paix, de la sécurité et du développement durable. Le Gouvernement du Burkina Faso demeure ouvert au dialogue avec l'ensemble des États de la communauté internationale sur la base du respect mutuel, de la réciprocité, de l'égalité souveraine et de la défense des intérêts légitimes de chacun. Il demeure engagé à bâtir avec toutes les Nations éprises de paix et de justice, un monde libre, plus juste et plus solidaire. Le Porte-parole du Gouvernement, Pingdwendé Gilbert OUEDRAOGO Officier de l’Ordre de l’Etalon #ConseilDesMinistres #SigBurkina #Com_Gouv_BF #BurkinaFaso




